MEÂLİ:
17- Şüphesiz ki (hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, haklıyı haksızdan) ayırt etme günü (Allah katında) belirlenmiş bir vakittir.
18- Sûr’a üfürüleceği gün gruplar hâlinde gelirsiniz.
19- Gökler açılacak, kapı kapı olacak.
20- Dağlar yerinden kopup yürütülecek, (tuz-buz olup) serâba dönecek.
21-22- Cehennem, hiç şüphesiz ki bir pusu, azgın sapıkların varıp döneceği bir yerdir.
23- Orada uzun süre kalacaklar.
24-26- Ne serinlik, ne de (serin, tatlı bir) içecek tadacaklar; (amellerine) uygun cezâ olarak sadece kaynar su ve bir de irinli çok soğuk bir sıvı içecekler.
27- Çünkü onlar hiç de hesabı ummazlardı.
28- Âyetlerimizi yolan saydılar da saydılar.
29- Biz herşeyi (bir bir) sayıp kitaba geçirmişizdir.
30- Artık hep (bu azâbı) tadın, size elbette azâptan başka bir şey artırmıyacağız.
ÂHİRETE İMÂN İÇİN AKLI KULLANMAYA İHTİYAÇ VAR
«Şüphesiz ki (hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, haklıyı haksızdan) ayırt etme günü (Allah katında) belirlenmiş bir vakittir.. »
Kurʹânʹda hâkim olan İlâhî üslûp ve metodun açık belirtisinden biri de, Allahʹa ve âhirete imân için aklı kullanmanın gereği üzerinde durulması; inkârcı ve şüphecileri gafletten uyandırmak için aydınlatıcı bilgiler ve ana fikirler verilmesidir. Sonra da duygu ve düşünceyi hakka yönlendirmek için âhiret gününde, ondan az önce kıyâmet olayında meydana gelecek önemli safhaların çok duyarlı ve etkileyici bir anlatımla işlenmesidir.
Böylece 17-30 âyetlerle, sekiz kadar safha üzerinde duruluyor ve dünyanın İlâhî denge ve düzen kanunuyla hareketini sürdürdüğüne işâretle birtakım deliller gösteriliyor:
Fasıl günü, şüphesiz ki belirlenmiş bir vakittir.
Her hareketin nasıl bir başlangıcı ve bir de başlatanı varsa, mutlaka onun bir de sonu ve durduranı vardır. Hareket halinde olan dünya, güneş, gezegenler, yıldızlar ve sistemlerin de mutlaka bir başlangıcı söz konusudur. O halde bir gün bunların hareketinin bir de sonu olacaktır. İşte kıyâmet olayıyla bu konu çok ilgilidir. Denge ve düzenin bozulmasıyla kıyâmet olayı meydana gelecek ve yeniden denge ve düzen içinde başka bir kâinat kurulup ikinci hayat başlayacaktır.
Kıyâmet’e, diğer bir anlatımla âhirete, «fasıl günü» denilmektedir. Çünkü o gün ezelle ebedi kucaklayan ve her şeyi kapsayıp kuşatan İlâhî ilim, herkesin düşünce, niyet ve amellerini ortaya döküp haklıyı haksızdan, doğruyu eğriden, sevabı günahtan en güzel şekilde ayıracaktır. Böylece o gün «fasıl günü» oluyor, her şeyi ayırıp gerçek değeriyle ortaya koyan Cenâb-ı Hakk’ın emri nâfiz bulunuyor.
SÛRʹA SON ÜFÜRÜLME OLAYI
«Sûrʹa üfürüleceği gün gruplar halinde gelirsiniz.. »
Bu, kabirlerden kalkıp herkesin kendi niyet, düşünce ve ameline göre bir grupta yer alacağı ve bu düzenleme içinde insanların gruplar halinde hesap alanına sevkedilecekleri gündür. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu âyetin ışığında şöyle açıklamada bulunmuştur: «Kişi sevdiği kimselerle beraberdir.. » (Câmi’ussağîr/Ahmed, Buharî, Müslim: Enes (R. A. )den) «Kişi sevdiğiyle beraber olacak ve kazandığı da kendisine ait olacak. » (Câmi’ussağîr /Tirmizî: Enes (R. A. )den) «İnsanlar niyetlerine göre kabirlerinden kaldırılıp haşrolunurlar. » (Câmi’ussağîr /Ahmed: Ebû Hüreyre (R. A. )den) «Her kişi öldüğü hal üzere diriltilip kaldırılır. » (Müslim/cennet: 83)
GÖKLERİN AÇILIP KAPI KAPI OLMASI
«Gökler açılacak, kapı kapı olacak.. »
Bu, aşağı ve yukarı âlemlerin düzeninin bozulması; ay, güneş ve yıldızların yörüngelerinden kayması, müthiş patlama ve çalkantı, çarpışma neticesi fezada oluşan gazların tutuşup yer yer kapı misali boşluklar oluşturması olaylarıyla ilgili bir anlatım tarzıdır. Nitekim İnşikak, İnfıtar sûreleri ile Furkan Sûresi 25. âyette bu müthiş olay «inşikak», «infıtar» ve «gamam» ile «inşikak» sözleriyle ifade edilmektedir. Birincisi, yer yer bölünmelere; ikincisi, yer yer açılıp birtakım çatlakların, menfezlerin meydana gelmesine; Üçüncüsü, gaz ve dumanla birlikte yer yer patlama ve bölünmelerin oluşacağına işârettir.
DAĞLARIN YERİNDEN KOPUP SERABA DÖNMESİ
«Dağlar yerinden kopup yürütülecek, (tuz-buz olup) serâba dönecek. »
Yerküre müthiş sarsıntı ve iç patlamalara sahne olunca, dağlar yerinden kopup toz haline gelip belirsiz olacak; serap misali ortayı kaplayan gaz ve toz kendine has bir görünüm arzedecek.
CEHENNEM, İNKÂRCILAR ÖNÜNDE BEKLETİLEN BİR PUSUDUR
«Cehennem, hiç şüphesiz ki bir pusu, azgın sapıkların varıp döneceği bir yerdir. »
Âhiret gününde gerek Cennetʹe, gerekse Cehennemʹe girecek insanlar mutlaka «Sırat» denilen köprüden geçecekler. Öyle ki cehennemlik olanlar bu köprüyü geçmeyi tamamlamadan altlarında alev alev köpürüp yükselen ve uğultusu yürekleri yerinden oynatan ateşe düşmekten kurtulamıyacaklar. Cehennem bir bakıma bu noktada onlara pusu kurmuş da belli çizgiye gelmelerini beklemektedir. Cenâb-ı Hak bu mecâzî anlatımla inkârcıları uyarmakta ve ölmeden önce Hakk’a dönmelerinde sayısız faydaların bulunduğuna işâret etmektedir.
CEHENNEMDE ÇOK UZUN SÜRE KALMA OLAYI
«Orada uzun süre kalacaklar. »
Allahʹa, âhirete ve peygamberin teblîğ ettiklerine inanmakla beraber doğru ve meşru yoldan ayrılıp günah ve vebâl yüklenen sapıkların, suçlu günahkârların uzun süre ateşte kalacaklarına; küfür ve tuğyan üzere ölen kâfirlerin ise, uzun sürenin de ötesinde ebediyen orada azap göreceklerine delâlet eden «ahkâb» kavramını bu iki anlamda yorumlamak mümkündür.
Kurʹân Arapçasını çok iyi bilen ilim adamları ikinci yorum üzerinde durup genel kaideye uygun sonuç çıkarmışlardır. Nitekim Allâme Zemahşerî, kendi tefsîrinde bu kelime ve yer aldığı cümleyi tefsîr ederken aydınlatıcı bilgi vermiştir.
«Ahkâb», «hukb»un çoğuludur. Hukb, seksen veya daha fazla seneye delâlet eder. Bu çoğulun «cem’u kille» şeklinde geldiğine bakılırsa, cehennemliklerin ateşte eh çok 800-1000 yıl kadar kalacakları sanılır. Oysa hakikat hiç de öyle değildir. Allâme Zemahşeri kelimeyi tahlîl ederken diyor ki: «Ahkâb», «hikeb» ve «hukub»un da çoğuludur. Hikeb, çok uzun yıllar; hukub, dehr, yani zaman ve ebed demektir. Böylece cehennemlik olan kâfirlerin üzerinden ne kadar bir hukub geçerse bir diğer hukub onu izler ve sonsuza dek bu hal sürüp gider. » (Bilgi için bak: Tefsîrü’l-Keşşaf: 4/688 - Mu’cemü’r-Râzî/Muhtaru’s- sıhah: 14)
CEHENNEMDEKİ YİYECEK VE İÇECEKLER
«Ne serinlik, ne de (serin, tatlı bir) içecek tadacaklar; (amellerine) uygun ceza olarak sadece kaynar su ve bir de irinli çok soğuk bir sıvı içerler. »
Şüphesiz Cehennem’in yiyeceği de, içeceği de oranın özelliğiyle orantılıdır. Ne serinletici bir hava, ne de susuzluğu giderecek tatlı bir su bulunur. Sadece irin misali tiksindirici kaynar su vardır. Dünyada iken soğuk tatlı suyun İlâhî nîmetlerden biri olduğunu düşünmeyen ve o nîmeti içerken Hakk’a şükretmeyen inkârcı şaşkınlara elbette böyle bir azap çok daha lâyıktır.
Unutmayalım ki, insanoğlunun dünyada iken her düşünce, niyet, söz ve davranışı anında tesbit edilip amel defterine geçirilmiştir. Onları tesbit edip yazanlar ise, hiç günah işlemeyen, haksızlık yapmayan, kin ve düşmanlık duygusu taşımayan şerefli meleklerdir. O halde inkârcı azgına Cehennem’de ancak azap artırılır ve öylesine merhamet eden bulunmaz.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmet olayının mutlaka meydana geleceği haber verilirken birkaç önemli, düşündürücü ve yönlendirici safhalarına dikkat çekildi. Cehennemliklere hazırlanan tiksindirici içecekten söz edilerek, dünyadaki nîmetlerin kıymetinin bilinmesinde birçok fayda ve rahmetlerin bulunduğuna işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’tan korkup kötülüklerden sakınanlar için hazırlanan ebedî nîmetlerden birkaçı haber veriliyor. Âhirette hesap alanında Allah’ın izin vereceklerinin dışında hiç kimsenin konuşamıyacağına değiniliyor. Herkesin kendi eliyle önünden neler gönderdiğine dikkat etmesinin gereği belirtiliyor ve o gün bütün hakikatler ortaya çıkıp gerçek anlaşılınca, kâfirlerin toprak olup silinmeyi çok arzu edecekleri haber veriliyor.