Fussilet Suresi 19-24. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَا قَالُوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّذِي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَثِيرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذِي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَبِينَ

20.

Allah'ın düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla!

Diyanet İşleri

20.

Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.

21.

Onlar derilerine, "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Derileri de der ki; "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O'na döndürülüyorsunuz."

22.

"Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz."

23.

"İşte bu sizin, Rabbiniz hakkında beslediğiniz zannınızdır. O, sizi mahvetti de ziyana uğrayanlardan oldunuz."

24.

Şimdi eğer dayanabilirlerse, artık cehennem onların yeridir! Eğer Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işlemeye izin isteseler, onlara izin verilmez.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

19- Allahʹın düşmanlan o gün biraraya getirilip bölük bölük (ya da toplu halde) ateşe sürülürler.

20- Tâ ki oraya vardıklarında, yapageldikleri şeyler sebebiyle kulak­ları, gözleri ve derileri aleyhlerine şâhitlik eder.

21- Derilerine: «Neden âleyhimize şâhitlik ettiniz? » derler. «Her şe­yi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve Oʹna dön­dürülüyorsunuz» diye cevap verirler.

22- Siz, kulağınız, gözleriniz ve derileriniz aleyhinize şâhitlik ederler diye hiç de sakınıp gizlenmiyordunuz. Bilâkis yaptıklarınızın çoğunu Allah bilmez sanıyordunuz.

23- İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız sizi mahvetti de o yüzden ziyâna uğrayanlardan oldunuz.

24- Dayanabilirlerse (dayansınlar), ateş onların kalacağı yerdir. Memnun olacakları şeye dönmek isterler, dilekleri yerine getirilecek değil­dir.

İNİŞ SEBEBİ

İbn Mes’ûd (R. A. ) diyor ki:

- İki Sakifli, bir veya iki de Kureyşli olmak üzere üç veya dört kişi, Kâbeʹnin yanında konuşuyorlardı. Sakifli adamın göbeği büyükçe, anlayışı da kıtça idi.

- Ne dersin, Allah bizim bu konuştuklarımızı işitiyor mu?

- Tabii sesli konuştuğumuzda işitir; gizli konuştuğumuzda işitmez.

- İyi ama O, sesli konuşmamızı işitiyorsa, herhalde gizli konuşmamı­zı da işitiyor demektir.

Bunun üzerine ilgili âyetler indi. (Buhârî - Müslim: İbn Mes’ud (R. A. )den - Tefsîr-i Kurtubî: 15/351)

İLGİLİ HADÎSLER

Enes b. Mâlik (R. A. ) anlatıyor:

- Bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz tebessüm etti ve «Neden gül­düğümü sormayacak mısınız? » buyurdu. Bunun üzerine ashab-ı kirâm: «Ne­den dolayı güldünüz Ya Resûlellah?. » diye sorunca, O şu cevabı verdi: «Kulun Kıyâmet gününde Rabbısıyla olan tartışmasına hayret ettim. Kul: «Ey Rabbim! Bana zulüm etmiyeceğine söz vermedin mi? » der. Allah ona: «Evet söz verdim. » buyurur. Kul: «O halde ben kendime karşı nefsimden başka şâhit kabul etmiyorum» der. Allah ona: «Benim ve şerefli kâtipler olan meleklerimin şahitliği kâfi değil midir? » buyurur. Ama o kul aynı sözü hep tekrarlayıp durur. Bunun üzerine ağzı mühürlenir de organları onun neler yaptığını bir bir anlatır. Bu durumu gören kul, içinden kendi organ­larına: «Uzaklık, yine uzaklık size! Ben şimdiye kadar sizin lehinize tartı­şıyordum» der (içinden geçirir). » (Müsned-i Ahmed: 6/16 - Hâfız Bezzar)

«Şüphesiz ki sizler kıyâmet gününde, ağızlarınız ağız bağıyla bağlı bu­lunduğu halde çağrılacaksınız. Sizden ilk açıklamada bulunacak olan (or­ganınız), uyluk ve elinizin ayası olacaktır. » (Müsned-i Ahmed: 5/4, 5 - Abdurrezzak: Behz b. Hakîm’den)

KIYAMETTEN BİR TABLO

«Tâ ki oraya vardıklarında, yapageldikleri şeyler sebebiyle kulakları, gözleri ve derileri aleyhlerine şahitlik eder. »

Kıyâmet gününde Allah düşmanları, yani Allah’ı inkâr edip peygamber­leri yalancılıkla suçlayan nankör zâlimler, Cehennem’e doğru sürülüp gö­türülürken, belli bir noktada bekletilirler. Böylece arkalarından sürülüp getirilenlerle birleştirilip birarada bulundurulurlar. Meleklerin yazıp tesbit ettiklerine ve onların şâhitliğine itiraz eder gibi bir tavır takınırlar. Bunun üzerine her şeyi konuşturan Allah, onların kulaklarını, gözlerini ve derileri­ni konuşturur. Diller tutulur, ağızlar mühürlenir, düşünceler alt-üst olur.

ORGANLARI KONUŞTURMA

Allahʹın kudreti bir şeyi, bir olayı oluşturmada «kün emri» ile iki ayrı anlamda tecelli eder: Biri, sebepleri oluşturup, olacak şeyi öylece gerçek­leştirir. Lût Kavmiʹni helâk ile görevli iki meleğin, «kün emri»nin tecelli­siyle şehrin altını üstüne getiren deprem veya yanar dağın sebeplerini ha­rekete geçirmeleri bu cümledendir. Diğeri ise, sebepler zincirini kaldırıp olağanüstü bir olayı hemen anında vücuda getirir. Mu’cizeler bu cümleden­dir.

Kıyâmet gününde ise, «kün emri»nin bu ikinci tecellisi söz konusudur.

Çakıl taşlarının Resûlüllahʹın (A. S. ) elinde Kelime-i Şehadet getirme­si de bu ikinci emrin tecellilerinden biridir. O emir taşa yönelince onu ko­nuşturuyor, o anda İlâhî kudret «Kelâm Sıfatı»yla tecelli edip bizim bilme­diğimiz bir kanunla taşta başka bir hayat meydana getiriyor. İşte kıyâmet gününde kulakların, gözlerin ve derilerin konuşması da böyle.

DAYANABİLİRLERSE DAYANSINLAR

«Dayanabilirlerse (dayansınlar), ateş onların kalacağı yerdir.. »

Âhiretʹe yeterince hazırlık dönemi olan dünya hayatını gerçek amacın­dan saptırıp onu inkâr, nifak, şikak ve ahlâksızlıkla; zulüm ve azgınlıkla berbat eden insanların, biri çok aptalca, diğeri çok cesurane iki sıfatları vardır. İnsanoğlu bu iki sıfatı düzeltip iyiye, doğruya, hakka ve fazîlete yö­neltmedikçe, onların kurbanı olur ve âhiret hayatını sonsuz bir azâba çe­virir. Artık orada dayanabilirse dayansın, çıkabilirse çıksın, hafifletebilirse hafifletsin, bunlar mümkün müdür? Hazırlanma, uyanma, pişmanlık duy­ma, gerçeği anlayıp kavrama dönemi çok gerilerde kalmış ve dönüşü müm­kün olmayan bir noktaya gelinmiştir.

İlgili 24. âyetle bu tablo gözler önüne konulmakta ve ölmeden önce inkârcıların uyanıp dünya hayatından amacın ne olduğunu idrâk etmeleri tavsiye edilmektedir.

Ayetler arasında bağlantı

Yukarıdaki âyetlerle, Allah düşmanlarının âhiret âleminde kendilerine nasıl bir yurt hazırladıkları konu edilirken uyarıcı ve yönlendirici bir tablo ortaya konuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, dünyada cin ve şeytanlara, aynı zamanda o tıy­nette olan sapık nankörlere uyup hayatını gayesinden uzaklaştıran inkâr­cı sapıklar için âhiret âleminde hazırlanan azap konu ediliyor ve Kurʹânʹın sesini bile duymaya tahammül edemiyen kâfirleri nasıl elîm bir azâbın bek­lediği haber verilerek o âlemden uyarıcı ve yönlendirici bir başka tablo çi­zilerek gözler önüne seriliyor.