Zümer Suresi 19-21. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِ اَفَاَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِ لٰكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَعْدَ اللّٰهِ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْمِيعَادَ اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابِيعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ

20.

Hakkında azap sözü (hükmü) gerçekleşenler, hiç onlar gibi olur mu? Cehennemlikleri sen mi kurtaracaksın?

Diyanet İşleri

20.

Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için (cennette) üst üste yapılmış ve altlarından ırmaklar akan köşkler vardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Allah, va'dinden dönmez.

21.

Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp haline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

19- (Ey Peygamber! ) Aleyhine azâp hükmü gerçekleşmiş kimseyi, (yani) ateşte olan kimseyi sen mi kurtaracaksın?!

20- Ama Rablarından korkup (fenalıklardan) sakınanlar için yüksek manzaralı yerler yapılmıştır ki altlarından ırmaklar akar. Allah’ın vaʹdi (bu)! Allah vaʹdinden aslâ dönmez.

21- Görmedin mi ki, Allah gökten su indirir, onu yerdeki kaynaklara akıtıp yerleştirir. Sonra onunla renk renk ekin (bitki) çıkarır; sonra kuru­maya yüztutar derken onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurutup ufa­lanmış çer-çöp haline sokar. Şüphesiz ki bunda akıl sâhipleri için öğüt ve uyarı var.

İLGİLİ HADÎSLER

«Şüphesiz Cennetʹte öyle yüksek çardaklar var ki dışı içinden, içi de dışından gözükür. Allah onları, (muhtaçlara) yediren, yumuşak nezih söz söyleyen; sık sık oruç tutup insanlar uyurken (gece kalkıp) namaz kılan kimseler için hazırlamıştır. » (Ahmed: 2/173-5/343)

«Şüphesiz ki Cennet ehli Cennet’te yüksekçe çardaklarda oturanları, batıp doğan parlak yıldızları gördükleri gibi görürler. Bu, derecelere ehil olanların birbirlerine olan üstünlüğüdür. »

Bunun üzerine Ashab-ı Kirâm dediler ki:

- Ya Resûlellah! Sözünü ettiğiniz çardaklarda oturanlar peygamber­lerdir (değil mi? ).

Peygamber (A. S. ) onlara şu cevabı verdi:

- Hayır, canımı kudret elinde bulunduran Allahʹa and olsun ki, Ce­nâb-ı Hakk’a imân edip Peygamberi tasdik eden bazı kavimlerdir. (Tirmizî/cennet: 19)

ALEYHLERİNE AZAP HÜKMÜ GERÇEKLEŞENLER

«(Ey Peygamber! ) Aleyhlerine azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi, (yani) ateşte olan kimseyi sen mi kur­taracaksın?! »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, amcası Ebû Leheb ve benzeri önemli ki­şilerin İslâm’a girmelerini çok arzu ediyor ve bunu sık sık hatırından ge­çiriyordu. Oysa Cenâb-ı Hak, çok önceden yanılmayan ilmiyle sözü edilen kimselerin her şeye rağmen imân etmiyeceklerini tesbit etmiş bulunuyor­du. O halde Hz. Peygamber’in (A. S. ) bu husustaki ısrarlı arzusunun bir ya­rarı olmayacaktı. Zira gerek Ebû Leheb, gerekse aynı paralelde olan ileri gelenler kendi kaderlerini kendi elleriyle çizmiş bulunuyorlardı. İlâhî ilmin yanılması, hatâ yapması söz konusu olamazdı. O bakımdan ilgili âyetle Ce­nâb-ı Hak, Peygamber’e (A. S. ) teblîğ ve irşâd görevini hatırlatmakta ve doğru yola eriştirmenin Allah’a ait olduğunu bildirmektedir.

Aklını, idrâkini, hakkı arayıp bulma doğrultusunda kullanmayıp onu nefsinin, bencilliğinin emrine terkeden sapıklar ölmeden önce cehennem­deki yerlerini hazırlamış ve orayı hakketmişlerdi. Ölünceye kadar dönüş yapmayacakları kesinlik kazanmıştı. O takdirde ateşte olan (olacak) kim­seyi kurtarmak mümkün müdür?

Böylece kaderin önemli bir yanı açıklanarak mü’minlere bilgi verilmek­te ve şüpheler giderilmektedir.

HAYATINI TAKVÂ İLE DÜZENE SOKANLAR

«Ama Rablarından korkup (fenalıklardan) sakınanlar için yüksek manzaralı yerler yapılmıştır.. »

Kur’ân-ı Kerîm, inatçı azgınların dönüş yapmayacaklarını açıkladık­tan sonra, hayatını «takvâ» düzeyinde düzene sokan mü’minleri övmekte ve onlar için hazırlanan yüksek nîmetlere değinerek ferahlatıcı müjdeler vermektedir. Zira takvâ, hayatı belli bir disiplin altında tutan; nefsin aşırı­lıklarını ve gayr-i meşruʹ isteklerini durduran öyle İlâhî bir korkudur ki, ki­şinin kalbinde kök salınca onu bir bakıma melekleştirir. Birçok kimseler nefis otlağında günlerini gün ederken, takvâ sâhibi olan müʹmin İlâhî hoş­nutluğu elde etmenin yollarını araştırır ve feyizli hizmetlerde, güzel amel­lerde bulunur. O bakımdan takvâ sahiplerine âhirette verilecek mükâfat, onların sabırlarına, fedakârlıklarına ve Allahʹtan saygı ile korkup kötülük­lerden sakınmalarına karşılık büyük olacaktır.

AKIL SAHİPLERİNE YÖNLENDİRİCİ BELGELERİ GÖSTERMEK

«Görmedin mi ki, Allah gökten su indirir de onu yerdeki kaynaklara akıtıp yerleştirir.. »

Kurʹân’da uygulanan İlâhî metotlardan biri de şudur: İnkâr ve azgın­lığı kınadıktan, imân ve sâlih amelleri övüp takvâ sahiplerini büyük mükâ­fatlarla müjdeledikten sonra, inkârcılarla şüphecilerin aklını harekete geçirmeye ağırlık verilir; bilimsel araştırmaya kapı açıp temel bilgiler sırala­nır. İlgili âyette de aynı metod uygulanmakta ve belirtilen hususlar açık­landıktan sonra insan aklına seslenilerek malzeme verilmektedir.

Yeryüzünde mevcut suyun devridâim yapması ve belli ölçüde kaynak­ları beslemesi, şüphesiz ki kör tesadüfün sonucu değildir. Yeryüzünün on­da yedisinin denizlerle kaplı olması, ihtiyaç nisbetinde yağmur oluştur­maktadır. Yeraltı kaynaklarını belli bir plâna göre önceden hazırlayan Yü­ce Kudretin insanlardan yana yönelen bu rahmetini anlayabilmek için yer­yüzünde sözü edilen kaynakların nasıl bir plâna göre düzenlendiğini bil­meye gerek vardır. Ancak bu konuda yerküreyi bir bütün olarak ele alıp kara parçalarının altlarında ne ölçüde ve neresinde kaynak bulunduğunu tesbit ise, ilgili ilim adamlarının görevidir.

Renk renk bitkilerin yağan yağmurla yeşerip insan hayatına huzur, neşe, şifâ ve gıda vermesi de rastgele bir olay değildir; hepsi de insanların yararlanması için önceden belirlenen bir proğrama göre devam etmekte­dir. İlmî araştırmalar yavaş yavaş bunların yararlarını tesbit etmekte ve insan hayatından yana ne kadar lüzumlu bulunduğunu ortaya koymak sû­retiyle Kur’ân’ı doğrulamaktadır.

Sonra da bu bitkilerin hayat süresi dolup kuruyarak çer-çöp haline gelmesi ve toprağa karışıp kaybolması; arkasından ortam ve şartların ha­rekete geçmesiyle bıraktıkları kökler, tohumlar, sporlar marifetiyle yeşe­rip benzerlerinin çıkması, bize öldükten sonra diriltileceğimize misal teşkil etmekte ve böylece İlâhî kudretin kusursuz biçimde işleyişi hakkında hem insanları aydınlatmakta, hem de anlayışlarını kolaylaştırmaktadır.

Bütün bu belge ve delil anlamındaki misalleri ancak selîm akıl sahip­lerinin inceleyip anlayabileceğine, ibret ve öğüt alabileceklerine değinilme­si ise, son derece dikkat çekicidir. Kurʹân hemen her konuda ilimden ve akıldan yana yolları açmakta; dünyayı da, âhireti de, kutsal kitapları da, peygamberleri de anlayıp hikmetini kavramanın bu iki unsurla mümkün olacağını bildirmekte ve böylece hem aklımızı iyi kullanmamızı, hem de il­me sarılmamızı ilhâm etmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, inkârda ısrar edip kalbini bütünüyle hakka kapa­lı tutan sapıkların, İlâhî ilimle cehennemlik oldukları belli olunca, artık on­ları doğru yola eriştirmeye hiç kimsenin gücünün yetmiyeceği açıklanarak peygamber ve mürşitlerin yetki sınırlarına işârette bulunuldu. Aklını kulla­nıp doğru yolu seçen takvâ sâhibi mü’minler için âhirette yüksek nîmetlerin hazırlandığı haber verildikten sonra, inkârcı ve şüphecilerin aklına ışık tutar anlamda birtakım belgelere yer verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, göğsünü İslâm’a açan bahtiyarlar konu ediliyor ve bunun aksine haktan yana kalbini kapalı tutup tam katılık İçinde olan inkârcılar uyarılıyor. Sonra da hakkı yalanlayanların dünyada da azap ile cezalandırıldıkları hatırlatılarak tarihin tekerrür edeceğine işârette bulunu­luyor. Aynı zamanda insanların kalplerini açmak ve akıllarını harekete ge­çirmek için Kur’ân’da birçok misaller verildiğine değinilerek, İlâhî rahme­tin hep önde yürüdüğü dolaylı şekilde anlatılıyor.