MEÂLİ:
19- (Ey Peygamber! ) Aleyhine azâp hükmü gerçekleşmiş kimseyi, (yani) ateşte olan kimseyi sen mi kurtaracaksın?!
20- Ama Rablarından korkup (fenalıklardan) sakınanlar için yüksek manzaralı yerler yapılmıştır ki altlarından ırmaklar akar. Allah’ın vaʹdi (bu)! Allah vaʹdinden aslâ dönmez.
21- Görmedin mi ki, Allah gökten su indirir, onu yerdeki kaynaklara akıtıp yerleştirir. Sonra onunla renk renk ekin (bitki) çıkarır; sonra kurumaya yüztutar derken onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurutup ufalanmış çer-çöp haline sokar. Şüphesiz ki bunda akıl sâhipleri için öğüt ve uyarı var.
İLGİLİ HADÎSLER
«Şüphesiz Cennetʹte öyle yüksek çardaklar var ki dışı içinden, içi de dışından gözükür. Allah onları, (muhtaçlara) yediren, yumuşak nezih söz söyleyen; sık sık oruç tutup insanlar uyurken (gece kalkıp) namaz kılan kimseler için hazırlamıştır. » (Ahmed: 2/173-5/343)
«Şüphesiz ki Cennet ehli Cennet’te yüksekçe çardaklarda oturanları, batıp doğan parlak yıldızları gördükleri gibi görürler. Bu, derecelere ehil olanların birbirlerine olan üstünlüğüdür. »
Bunun üzerine Ashab-ı Kirâm dediler ki:
- Ya Resûlellah! Sözünü ettiğiniz çardaklarda oturanlar peygamberlerdir (değil mi? ).
Peygamber (A. S. ) onlara şu cevabı verdi:
- Hayır, canımı kudret elinde bulunduran Allahʹa and olsun ki, Cenâb-ı Hakk’a imân edip Peygamberi tasdik eden bazı kavimlerdir. (Tirmizî/cennet: 19)
ALEYHLERİNE AZAP HÜKMÜ GERÇEKLEŞENLER
«(Ey Peygamber! ) Aleyhlerine azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi, (yani) ateşte olan kimseyi sen mi kurtaracaksın?! »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, amcası Ebû Leheb ve benzeri önemli kişilerin İslâm’a girmelerini çok arzu ediyor ve bunu sık sık hatırından geçiriyordu. Oysa Cenâb-ı Hak, çok önceden yanılmayan ilmiyle sözü edilen kimselerin her şeye rağmen imân etmiyeceklerini tesbit etmiş bulunuyordu. O halde Hz. Peygamber’in (A. S. ) bu husustaki ısrarlı arzusunun bir yararı olmayacaktı. Zira gerek Ebû Leheb, gerekse aynı paralelde olan ileri gelenler kendi kaderlerini kendi elleriyle çizmiş bulunuyorlardı. İlâhî ilmin yanılması, hatâ yapması söz konusu olamazdı. O bakımdan ilgili âyetle Cenâb-ı Hak, Peygamber’e (A. S. ) teblîğ ve irşâd görevini hatırlatmakta ve doğru yola eriştirmenin Allah’a ait olduğunu bildirmektedir.
Aklını, idrâkini, hakkı arayıp bulma doğrultusunda kullanmayıp onu nefsinin, bencilliğinin emrine terkeden sapıklar ölmeden önce cehennemdeki yerlerini hazırlamış ve orayı hakketmişlerdi. Ölünceye kadar dönüş yapmayacakları kesinlik kazanmıştı. O takdirde ateşte olan (olacak) kimseyi kurtarmak mümkün müdür?
Böylece kaderin önemli bir yanı açıklanarak mü’minlere bilgi verilmekte ve şüpheler giderilmektedir.
HAYATINI TAKVÂ İLE DÜZENE SOKANLAR
«Ama Rablarından korkup (fenalıklardan) sakınanlar için yüksek manzaralı yerler yapılmıştır.. »
Kur’ân-ı Kerîm, inatçı azgınların dönüş yapmayacaklarını açıkladıktan sonra, hayatını «takvâ» düzeyinde düzene sokan mü’minleri övmekte ve onlar için hazırlanan yüksek nîmetlere değinerek ferahlatıcı müjdeler vermektedir. Zira takvâ, hayatı belli bir disiplin altında tutan; nefsin aşırılıklarını ve gayr-i meşruʹ isteklerini durduran öyle İlâhî bir korkudur ki, kişinin kalbinde kök salınca onu bir bakıma melekleştirir. Birçok kimseler nefis otlağında günlerini gün ederken, takvâ sâhibi olan müʹmin İlâhî hoşnutluğu elde etmenin yollarını araştırır ve feyizli hizmetlerde, güzel amellerde bulunur. O bakımdan takvâ sahiplerine âhirette verilecek mükâfat, onların sabırlarına, fedakârlıklarına ve Allahʹtan saygı ile korkup kötülüklerden sakınmalarına karşılık büyük olacaktır.
AKIL SAHİPLERİNE YÖNLENDİRİCİ BELGELERİ GÖSTERMEK
«Görmedin mi ki, Allah gökten su indirir de onu yerdeki kaynaklara akıtıp yerleştirir.. »
Kurʹân’da uygulanan İlâhî metotlardan biri de şudur: İnkâr ve azgınlığı kınadıktan, imân ve sâlih amelleri övüp takvâ sahiplerini büyük mükâfatlarla müjdeledikten sonra, inkârcılarla şüphecilerin aklını harekete geçirmeye ağırlık verilir; bilimsel araştırmaya kapı açıp temel bilgiler sıralanır. İlgili âyette de aynı metod uygulanmakta ve belirtilen hususlar açıklandıktan sonra insan aklına seslenilerek malzeme verilmektedir.
Yeryüzünde mevcut suyun devridâim yapması ve belli ölçüde kaynakları beslemesi, şüphesiz ki kör tesadüfün sonucu değildir. Yeryüzünün onda yedisinin denizlerle kaplı olması, ihtiyaç nisbetinde yağmur oluşturmaktadır. Yeraltı kaynaklarını belli bir plâna göre önceden hazırlayan Yüce Kudretin insanlardan yana yönelen bu rahmetini anlayabilmek için yeryüzünde sözü edilen kaynakların nasıl bir plâna göre düzenlendiğini bilmeye gerek vardır. Ancak bu konuda yerküreyi bir bütün olarak ele alıp kara parçalarının altlarında ne ölçüde ve neresinde kaynak bulunduğunu tesbit ise, ilgili ilim adamlarının görevidir.
Renk renk bitkilerin yağan yağmurla yeşerip insan hayatına huzur, neşe, şifâ ve gıda vermesi de rastgele bir olay değildir; hepsi de insanların yararlanması için önceden belirlenen bir proğrama göre devam etmektedir. İlmî araştırmalar yavaş yavaş bunların yararlarını tesbit etmekte ve insan hayatından yana ne kadar lüzumlu bulunduğunu ortaya koymak sûretiyle Kur’ân’ı doğrulamaktadır.
Sonra da bu bitkilerin hayat süresi dolup kuruyarak çer-çöp haline gelmesi ve toprağa karışıp kaybolması; arkasından ortam ve şartların harekete geçmesiyle bıraktıkları kökler, tohumlar, sporlar marifetiyle yeşerip benzerlerinin çıkması, bize öldükten sonra diriltileceğimize misal teşkil etmekte ve böylece İlâhî kudretin kusursuz biçimde işleyişi hakkında hem insanları aydınlatmakta, hem de anlayışlarını kolaylaştırmaktadır.
Bütün bu belge ve delil anlamındaki misalleri ancak selîm akıl sahiplerinin inceleyip anlayabileceğine, ibret ve öğüt alabileceklerine değinilmesi ise, son derece dikkat çekicidir. Kurʹân hemen her konuda ilimden ve akıldan yana yolları açmakta; dünyayı da, âhireti de, kutsal kitapları da, peygamberleri de anlayıp hikmetini kavramanın bu iki unsurla mümkün olacağını bildirmekte ve böylece hem aklımızı iyi kullanmamızı, hem de ilme sarılmamızı ilhâm etmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkârda ısrar edip kalbini bütünüyle hakka kapalı tutan sapıkların, İlâhî ilimle cehennemlik oldukları belli olunca, artık onları doğru yola eriştirmeye hiç kimsenin gücünün yetmiyeceği açıklanarak peygamber ve mürşitlerin yetki sınırlarına işârette bulunuldu. Aklını kullanıp doğru yolu seçen takvâ sâhibi mü’minler için âhirette yüksek nîmetlerin hazırlandığı haber verildikten sonra, inkârcı ve şüphecilerin aklına ışık tutar anlamda birtakım belgelere yer verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, göğsünü İslâm’a açan bahtiyarlar konu ediliyor ve bunun aksine haktan yana kalbini kapalı tutup tam katılık İçinde olan inkârcılar uyarılıyor. Sonra da hakkı yalanlayanların dünyada da azap ile cezalandırıldıkları hatırlatılarak tarihin tekerrür edeceğine işârette bulunuluyor. Aynı zamanda insanların kalplerini açmak ve akıllarını harekete geçirmek için Kur’ân’da birçok misaller verildiğine değinilerek, İlâhî rahmetin hep önde yürüdüğü dolaylı şekilde anlatılıyor.