A'raf Suresi 189-198. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ اِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشّٰيهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا اَثْقَلَتْ دَعَوَا اللّٰهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ اٰتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ فَلَمَّا اٰتٰيهُمَا صَالِحًا جَعَلَا لَهُ شُرَكَاءَ فِيمَا اٰتٰيهُمَا فَتَعَالَى اللّٰهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ اَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَسْتَطِيعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَتَّبِعُوكُمْ سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ اَدَعَوْتُمُوهُمْ اَمْ اَنْتُمْ صَامِتُونَ اِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجِيبُوا لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ اَلَهُمْ اَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَا اَمْ لَهُمْ اَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَا اَمْ لَهُمْ اَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَا اَمْ لَهُمْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا قُلِ ادْعُوا شُرَكَاءَكُمْ ثُمَّ كِيدُونِ فَلَا تُنْظِرُونِ اِنَّ وَلِيِّيَ اللّٰهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ وَالَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَسْمَعُوا وَتَرٰيهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

196.

Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah'a, "Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız" diye dua ederler.

Diyanet İşleri

190.

Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah'ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O'na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

191.

Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah'a ortak mı koşuyorlar?

192.

Halbuki onlar (edindikleri ilahlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.

193.

Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir (sonuç alamazsınız).

194.

Allah'ı bırakıp tapındıklarınızın hepsi sizin gibi (yaratılmış) kullardır. Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi hemen onları çağırın da size cevap versinler (duanıza icabet etsinler).

195.

Onların yürüyecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi, çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun da bana göz açtırmayın bakalım!"

196.

Çünkü benim velim, Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren Allah'tır. O, bütün salihlere velilik eder.

197.

Allah'tan başka taptıklarınızın ise size yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar kendilerine de yardım edemezler.

198.

Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, halbuki onlar görmezler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

189- Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da gönlünün ısınıp yatış­ması için eşini vücuda getiren Allahʹtır. Ne vakit ki, o eşine sarmaş-dolaş olup yaklaştı, derken eşi hafif bir yük yüklendi ve bir süre böyle geçip gitti de ağırlaştı. Karı koca, Rableri olan Allahʹa duâ ettiler: Eğer bize dü­zenli, elverişli, uygun bir çocuk verirsen herhalde şükredenlerden oluruz, dediler.

190- Ne vakit ki, Rabları onlara (dileklerine karşılık) düzenli uygun bir çocuk verdi; kendilerine verdiği bu nîmet hakkında (ölçüyü kaçırıp) Allah’a (bilmeden gizli ve örtülü anlamda) ortaklar koşmaya yöneldiler. Allah ise onların koşageldikleri ortaklıktan çok yücedir.

191- Hiçbir şey yaratamıyan şeyleri mi ortak koşuyorlar? Oysa on­ların kendileri yaratılmıştır.

192- Hem o ortaklar onlara hiçbir şekilde yardıma güç getiremez­ler ve kendi kendilerine de yardımcı olamazlar.

193- Onları doğru yola çağıracak olursanız size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha susup ses çıkarmamışsınız, sizin aleyhinize (olan tutum­ları) aynıdır, değişmez.

194- (Ey Allahʹa ortak koşanlar! ) Doğrusu Allahʹı bırakıp tapındığı­nız şeyler, sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda doğru iseniz, haydi onlara dua edip çağırın da size cevap versinler, görelim.

195- Onların yürüyecekleri ayakları mı var? Tutacak elleri mi var? Görecek gözleri mi var? İşitecek kulakları mı var? De ki: Haydi ortak koş­tuklarınızı çağırın, sonra da bana tuzak ve bir takım düzenler kurun, bir an bile gözaçtırmayın.

196- Çünkü benim Velîm (sâhibim, dostum ve işlerimi düzene koyup yürütenim) O kitabı indirendir ve O, hep iyi kullarına yakınlık kurup dost­luk eder.

197- Sizin O’ndan başka taptıklarınız, ne size yardıma güç getirebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.

198- Onları doğru yola çağırsanız duymazlar; sana bakıp (hayâsız­ca) durduklarını görürsün; oysa onlar (gerçeği hiç de) görmezler.

TEK BİR CANLIDAN YARATILMA

«Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da gönlünün ısınıp yatışması için eşini vücuda getiren Allahʹtır. »

İlgili âyetle, önce insan türünün başlangıç noktası hatırlatılıyor; son­ra da erkek ve dişinin nasıl vücuda getirildiği bildiriliyor. Kâinatta henüz eserimiz, misalimiz, modelimiz, aslımız ve mayamız yok iken Rabbimiz biz insanları yaratmayı diledi. Onun için yüce kudreti insan suretinde tecelli ederek Ademʹi yarattı. Allah Rab ve Hâlık sıfatlarıyla her türün ilk menşei hakkında bir defa tecelli eder, ikinci tecelli söz konusu değildir. O bakım­dan Havvaʹyı Adem’den vücuda getirdi, ikinci bir tecelliyle onu da toprak­tan yaratmadı.

Bu iki ayrı yaratma, iki ayrı kanuna bağlıdır ki, dünyamızdaki cari ka­nunlardan, biyolojik ölçülerden ayrıdır; devam edegelen bir sünnet değil­dir. Erkek ve dişi yaratıldıktan, yani bu iki canlı ortaya konduktan sonra, cari kanun konulmuş ve kıyâmete kadar sürüp gidecektir. Ancak İsa Pey­gamber’in yaratılması bir istisnadır ki, Allahʹın hilkat hususunda da her şeye kadir olduğunu gösterir.

İlgili âyetle hilkatin başlangıcı açıklandıktan sonra üreyip çoğalan ka­dın erkek çifti konu edilerek cinsel duygunun ilk insanla başladığı hatır­latılıyor; şöyle ki: Erkek genellikle evlenme ihtiyacı duyan, gönül huzu­runu bir bakıma daha çok evleneceği kadında arayan bir canlıdır. Evlen­dikten sonra çiftlerin kafasında ve kalbinde çocuk sevgi ve arzusu doğar. Anne gebe kalır, önce hafif bir yük taşır derken bir süre sonra yükü ağır­laşır da doğum günü yaklaşır. Bu defa ana-baba olacak çiftler organları tam teşekkül etmiş kusursuz bir çocuk beklerler ve aksi bir durum olma­sın diye Allahʹı sık sık hatırlayıp dilekte bulunurlar. Dilekleri yerine geldi­ği takdirde Allah’ı daha çok hatırlayıp O’na şükredeceklerini adarlar.

Çoğunun arzusu doğrultusunda çocukları doğunca bilerek veya bil­meyerek Rablarına ortak koşmaya başlarlar. Kimi çocuk sevgisini Allah sevgisinin üstüne çıkarmakla, kimi Allahʹa tapar gibi, çocuğa aşırı ilgi göstermekle, kimi yatırlara kurban adayıp kesmekle, kimi yatırlara mum dikip birtakım dilekler izhar etmekle, kimi de çocuğunu din ve Allah dü­şüncesinden uzak, maddeci yetiştirmekle Yüce Yaratanʹa ortak koşar. Oysa ortak koştukları şeyler hiçbir şey yaratmaya muktedir değildirler. Kaldı ki, kendileri yaratılmışlardır.

İşte çocukları olup da o derece şaşkınlaşan zavallıları, Allahʹa ortak koşan şuursuzları doğru yola çağırsan sana uymazlar. Oysa Allah’tan baş­ka çeşitli yollardan tapınmak için yaptıkları şeyler, onlar gibi birer yara­tıktırlar. Sonra yavaş yavaş iş iyice putperestliğe döner; dili, gözü ve ku­lağı olmayan cisimler ilâhlaştırılır.

Adem Peygamber, Tevhît inancıyla gözlerini hayata açtı ve o inancı kendi nesline aşılayıp öğreterek dünyaʹdan ayrıldı. Bu, kıyâmete kadar her ailenin temel görevi ve değişmeyen inancıdır. Ne yazık ki, ilk insanın topraktan ayrı bir hilkat kanunuyla yaratıldığını ve Allah’a imân esasıyla donatıldığını, eşyanın isimleri kendisine öğretilmek suretiyle bilgili ve me­denî bir hayat sürdüğünü henüz kabul etmiyen birçok ilim adamları bulun­maktadır. Bunlar hem doğru bir tesbit yapamadılar; hem de nesli bozup sapıtmalarına sebep oldular.

İşte Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz dünyayı şereflendirdiği tarihlerde Mekkeliʹlerin durumu ve tutumu böylesine bozula bozula gelip putperest­liğe dayanmış ve o yüzden bütün hınç ve azgınlıklarıyla Tevhît inancı kar­şısına dikilerek hakkı reddetmişlerdi.

İnsan sıkıntıya düşüp sebep ve çarelerin bir bir yok olduğunu gördü­ğü zaman ister istemez fıtratındaki Allah ve din duygusu harekete geçer ve kalbinde tek umut kaynağı olan Allahʹı hatırlama doğar... Kadın gebe kalınca korkulu rüyalar görmeye, birtakım endişelere kapılmaya başlar. Çok geçmeden kocası da kısmen olsun bu havaya girer. Ne yazık ki, çoğu doğum yapıp bir bebeğe kavuşunca Allah’ı unutmaya yüztutar. Ciddi bir eğitim görmeyen, Allah ve din hakkında geniş bilgiye sâhip olmayan aile­lerde bu unutma ve eşyayı kutsallaştırma adım adım nesilden nesile de­vam ederken çeyrek asır geçmeden putperestlik veya ona benzer bâtıl inançlar kalb ve kafalara iyice yerleşmiş olur.

Meâlini ve açıklamasını sunduğumuz âyetlerin yorumunu yapanlar, isrâiliyata geniş yer vermiş ve birtakım asılsız rivâyetleri nakletmişlerdir. Biz onların hiçbirine itibar etmedik ve tefsîri, Kur’ânʹın genel ölçüleri çer­çevesinde yapmaya çalıştık.

Kur’ânʹın uyarı anlamında sergilediği ölçüler, aklı, vicdanı, irâde ve id­râki kamçılayıp harekete geçirir özelliktedir. Bu ölçüleri bir bir dikkatle inceleyen her toplum, yakalandığı maddecilik veya putperestlik hastalığı­nı tedavi edecek ilâcı bulabilir; aklın ve imânın yolunu seçme düzeyine gelebilir..

BAKMAK BAŞKA, GÖRMEK DAHA BAŞKADIR

«Onla­rı doğru yola çağırsanız duymazlar; sana bakıp (hayasızca) durduklarını görürsün; oysa onlar (gerçeği hiç de) görmezler. »

İslâmʹın kendine has bir eğitim sistemi vardır; buna özel eğitim de diyebiliriz. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Mekke’de Allahʹın varlığı ve birli­ği esasına dayalı yepyeni bir kültür ve irfan ufkunu açarken özel eğitimle işe başladı. Mescid-i Saadet yapılmadan ve henüz Medineʹye hicret edil­meden önce Mekke’de Erkam’ın evinde inen Kurʹân âyetlerini kalblere ve kafalara işlemiş, Medineʹye hicret edince Mescid-i Saadetʹi özel eğitim merkezi yapmıştı. Öyle ki yeni dine ilgi duyanları bir bir karşısına alıp Kur’ân öğretir ve sonra da din ve dünya bilgileriyle donatırdı. O bakımdan tarih boyunca Müslümanlar camileri birer eğitim merkezleri halinde kul­lanırken işe daima Kurʹân ile başlamışlar ve bu özel eğitimle dinin esasını kalb ve kafalara, bir daha sökülmemesiye nakşetmişlerdir.

Mekkeli azgın putperestler, bu özel dershaneye girmedikleri, ilk mual­lim Hz. Muhammedʹin (A. S. ) önünde dizçöküp oturmadıkları için cami kül­türünü alamadılar ve böylece işiten sağırlar, gören körler, yürüyen ölüler misali dalâlet vadisinde kaldılar.

Yukarıdaki 198. âyet, onların İslâmʹın özel eğitim havasının dışında kalıp doğru yola çağıran sesi işitmediklerini, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) yü­züne bakıp gerçeği hiç göremediklerini çok veciz bir anlatımla tasvîr edi­yor.

Garaudy’in şu sözü, cami kültüründen habersiz birçok aydınların kulak­larını çınlatsın! «İslâmʹda özel eğitim sisteminin, hareket noktası olarak camiʹde Kurʹân ile başlaması bu açıdan izah edilmelidir. Dinin özü orga­nik bir bütünlük içinde bütün ilimleri biraraya getirmektedir. Zira herşeyin maddesi, bütünü ile bir «Tanrı hazinesinin» malıdır. Allahʹtan gelen bir «işârettir». Kâinat bir olanın «bin» sembolle kendisini kesret içinde açtığı bir «tasvîr»dir. » (İslâm’ın Vaadettikleri/İstanbul: 1983)

İşte bu ilk temel bilgiyi camide alamayanlar veya almak istemiyenler o bilgiye bir bakıma düşmandırlar.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, insanın ilk menşei hakkında bilgi verildi. Dindar bir âilenin önemi üzerinde duruldu. İbâdet edilmeye, daha çok sevilmeye ancak Allahʹın lâyık olduğu açıklandı. Sonra da ilâhlaştırılan canlı-cansız varlıkların sonradan yaratılmış birer cisim oldukları anlatılarak çok şeref­li ve mükerrem olan insanın o gibi şeylere tapmasının makul hiçbir yanı olmadığına işaret edildi.

Aşağıdaki ayetlerle, hakka karşı kin ve düşmanlık besleyen müşrikle­ri affetme yolunu seçmesi Peygamberʹe (A. S. ) emrediliyor. Tebliğ ve ir­şadın iyilikle, güzellikle işlenmesi isteniliyor. Bu arada İblisin vesvese sin­yaline kapılmamak için ondan hemen Allahʹa sığınmamız en uygun çare olarak gösteriliyor.