Kaf Suresi 16-29. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيدُ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَعِيدِ وَجَاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَائِقٌ وَشَهِيدٌ لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ وَقَالَ قَرِينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ اَلْقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُرِيبٍ اَلَّذِي جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَعِيدِ مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ

19.

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.

Diyanet İşleri

17.

Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.

18.

İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.

19.

Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, "İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir" denir.

20.

(İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilmeleri için) Sur'a üfürülecek. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür.

21.

Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir.

22.

(Ona) "Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir" (denir.)

23.

Beraberindeki (melek) şöyle der: "İşte bu yanımdaki hazır."

24-25.

(24-25) (Allah, şöyle der:) "Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kafiri!"

26.

"Allah ile beraber, başka bir ilah edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!"

27.

Arkadaşı (olan şeytan) der ki: "Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi."

28.

Allah, şöyle der: "Benim huzurumda çekişmeyin. Çünkü ben bu (konudaki) uyarıyı size önceden yaptım."

29.

"Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

16- And olsun ki, insanı yarattık ve nefsinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliriz. Ve biz, ona şah damarından daha yakınızdır.

17- Hani sağında ve solunda oturan denetleyici ve tesbit edip yazı­cı iki melek vardır.

18- Ağzından ne gibi bir söz çıkarsa mutlaka yanında onu görüp gözeten bir gözcü vardır.

19- Ölümün (kişiyi) kendinden geçirme sıkıntısı gerçekten gelince, ona: «İşte bu senin ürküp korktuğun şeydir» denilir.

20- Sûr’a üfürüldü, (üfürülecek. ) Bu, vaʹdedilen gündür.

21- Her canlı, beraberinde bir sürücü, bir de şâhid ile gelir.

22- And olsun ki, sen bundan (bu günden) habersizdin. Artık sen­den perdeyi kaldırıverdik; o nedenle bugün gözün oldukça keskindir.

23- Beraberindeki arkadaşı (onu sevketmekle görevli melek), «İşte bu (onun amelini yansıtan defter) yanımda hazırdır» der.

24-25-26- Atın Cehennemʹe her inatçı nankör kâfiri, hayra engel olan saldırgan şüpheciyi; Allah ile beraber başka tanrı edineni atın şiddetli azâba.

27- Yandaşı (olan şeytan, sapık inkârcı, şekillendirilmiş put): «Ey Rabbimiz! Ben bunu azdırmadım, ama o, uzak bir sapıklık ve şaşkınlık için­de idi» (der).

28- Allah: «Benim huzurumda çekişip tartışmayın. Size daha önce uyarımı göndermiştim.

29- Benim yanımda söz değişmez ve ben, kullarıma zulmedici de değilim» buyurur.

İLGİLİ HADÎSLER

«Şüphesiz ki Yüce Allah, ümmetimin içinden geçen şeylerden dolayı -onlar o şeyleri dillerine getirmedikleri veya onlarla amel etmedikleri tak­dirde- onları bağışlamıştır. » (Buharî/rikak: 23- Müslim/zühd: 49, 50- Tirmizî/zühd: 10, 12- Taberâ­nî/kelâm: 6- Ahmed: 2/236, 255, 379, 402, 533-3/38)

«Doğrusu adam İlâhî rızaya uygun bir söz söyler de o sözün nereye varacağını pek hesaba katmaz; derken Azîz ve Celîl olan Allah ona, ken­disine kavuşacağı gün rızasını gerekli kılar. Yine adam İlâhî gazaba yol açacak bir söz söyler de onun nereye varacağını hesaba katmaz; derken Yüce Allah ona, kendisine kavuşacağı gün gazabını gerekli kılar. » (Beğâvî/Sa’lebî’ye isnaden Ebû Ümâme (R. A. ) dan)

«Sübhanellah! Ölümün birtakım sekreteri (insanı kendinden geçiren sıkıntıları) vardır. » (Buharî/rikak: 42)

«İyilikleri yazan melek, kötülükleri yazan meleğin karşısında emîndir. Kul bir iyilik işlediğinde sağdaki melek onu 10 misliyle yazar. Bir kötü­lük işlediğinde, sağdaki melek soldaki meleğe: «Onu yedi saat geciktir de belki tesbîhte veya istiğfarda bulunur» der. » (Ebû NUAYM/Sehl b. Abdullah tarikiyle İbn Mes’ud (R. A.) dan)

«Koruyucu (iki) kâtip melek, kula veya câriyeye (erkek veya kadına) indikleri zaman beraberlerinde mühürlü kitap bulunur. Kulun veya Câriye­nin ağzından çıkan her sözü yazarlar. Ayrılmak istedikleri zaman ise, biri diğerine: «Yanındaki o mühürlü kitabı aç» der. Açılınca yazdıklarıyla o kitapta yazılı bulunan şeylerin aynı olduğunu görürler. » (Ebû NUAYM/Sehl b. Abdullah tarikiyle İbn Mes’ud (R. A.) dan)

ALLAH İNSANA YAKINDAN DA YAKINDIR

«And olsun ki, insanı yarattık ve nefsinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliriz. Ve biz, ona şah damarından daha yakınızdır. »

İnsan birtakım duygu, düşünce, hayal, kuruntu, ümit, şüphe ve vesvesenin dönüp dolaştığı bir alandır. Her an bir şeyler hatırından geçebilir. İyi veya kötü birtakım hayaller kurabilir. Çünkü içinde «nefis» denilen aşa­ğı âleme yönelik şehevî bir güç vardır. O bakımdan sözü edilen gücün istekleri sınırsız ve çoğu zaman ölçüsüzdür. Diğer yandan buna karşın onun ruhuna ilhâmda bulunan melekler vardır.

Ama her iki durumda da Allah onu kudretiyle, ilmiyle kuşatmış; bütün duygu ve düşüncelerine nüfuz etmiştir ve etmektedir. İçinden geçen her şeyi mutlak anlamda bilir. Bu çok yakın ilgi, insanın devamlı surette İlâhî kontrol altında bulunduğunu; her an denetlendiğini gösterir. Kişinin bu ha­kikate inanması ise, içinde mânevî bir bekçi oluşturur. Böylece hem duygu ve düşüncelerini; hem de söz ve davranışlarını disiplin altına alıp günlük hayatını düzende tutmaya özen gösterir.

«Habl-i Verîd» terkibi üzerinde farklı yorumlar yapılmıştır:

a) İbn Abbas’a (R. A. ) göre: İnsan boynunun iki tarafındaki şah da­marıdır.

b) Hasan el-Basrî’ye göre: Kalbe bağlı olan bir damardır.

Her iki yorum dikkate alınınca, amacın, İlâhî ilim ve kudretin yakınlı­ğını ve kapsayıp kuşatma özelliğini, her şeye nüfuz etme vasfını belirtmek olduğu kendiliğinden anlaşılır.

KİŞİNİN SAĞINDA VE SOLUNDA YER ALAN İKİ MELEK

«Hani sağında ve solunda oturan denetleyici ve tesbit edip yazıcı iki melek vardır. »

Cenâb-ı Hakk’ın ilminin ve kudretinin her şeyi kapsayıp kuşattığına ve her duygu ve düşüncenin, niyet ve azmin iç yüzünü bildiğine göre, iyi­lik ve kötülükleri yazmaya gerek var mıdır? Bunun cevabı gayet açıktır: Varlık âlemi önceden belirlenmiş plân ve proğrama göre sevk ve idâre edilmekte ve sayısı belirsiz melekler görev yapmaktadırlar. Cenâb-ı Hakk’ın mülkünde ortağı, tasarrufunda yardımcısı yoktur. Kudretinin yüceliğini, ilminin sınırsızlığını izhar için varlık âlemini birtakım kanunlara bağlamış­tır. Artık kıyâmet kopuncaya kadar O, kendi kanunlarına müdahale etme­mektedir.

Böylece Cenâb-ı Hak bu düzenli ve ölçülü tasarrufuyla, biz insanları da düzenli ve dengeli olmaya davet ediyor ve hayatta başarının sırların­dan birini dolaylı şekilde bizlere hatırlatıyor. Her halimizi tesbit edip ya­zan melekler ve bizi her an gözetip duran Yüce Kudret olduğuna göre, ha­yatımızı bu inanç doğrultusunda değerlendirmek zorundayız ve bunun baş­ka yorumu söz konusu olamaz.

İNSAN YALNIZ DEĞİLDİR

Her şey insan için, insan da Allahʹı bilip O’na ibâdet için yaratılmış­tır. Varlık âleminin değer ve anlamı insan unsurunun var olmasıyla anla­şılıp vücut bulur. İnsan türü yoksa, şu âlemin var olmasının anlam ve hik­meti kalmaz.

Böylece insanoğlu Cenâb-ı Hakk’ın has tecellilerine mazhardır. Yalnız başına değildir. Çevresinde sayısını kesin bilemediğimiz koruyucu, doğruyu ilhâm edici görevli melekler bulunmaktadır. Onu, kâfir cinlerden, azgın şey­tanlardan korumaya çalışan bu görevliler, kulun niyet, inanç ve düşün­cesine göre koruyucu kapı olmayı sürdürürler. Ne var ki insanların çoğu­nun bundan haberi ve bilgisi olmadığı gibi, bu hususta inancı da yoktur. Ayrıca iyilik ve kötülükleri anında yazan melekler de insanın sağ ve sol omuzlarında hizmetlerini kusursuz sürdürürler.

Bütün bu mânevî ve plânlı olaylar, insanın yalnız olmadığını ve sadece fizik âleminin değil, fizikötesi mânevî varlıkların onun çevresinde yer aldı­ğını göstermektedir.

ÖLÜM, CANLILAR HAKKINDA CARİ BİR KANUNDUR

«Ölümün (kişiyi) kendinden geçirme sıkıntısı gerçekten gelince, ona: «İşte bu senin ürküp korktuğun şeydir» denilir. »

«Ölüm haktır» sözü çoğu zaman kullanılır. Ölüm sekresinin hak ile gerçekleşeceği ise, bize önemli bir konuyu öğretmektedir. Şöyle ki: Ölüm canlılar için hem lüzumlu, hem de ikinci hayata dönmek için şarttır. O ba­kımdan ölüm, iki hayatı hikmet ve anlamıyla birbirine uyumlu ve dengeli manada bağlayan bir köprüdür. Artık bu köprüyü kaldırmak veya yönünü değiştirmek, iki hayat arasındaki uyum ve dengeyi felce uğratmak müm­kün değildir. Dünyanın iki ayrı hareketinde nasıl bir denge ve uyum ka­nunu hâkimse, canlılar için de ölüm olayında öylesine bir denge söz ko­nusudur. Zira ikinci hayat ebedilik vasfını taşıdığından, ondaki ortam ve şartlar çok farklıdır; birinci hayatın ortam ve şartları orada yoktur. O ba­kımdan birinci hayatın şartlarına göre yaratılan bedeni atıp ikinci hayatın şartlarına uygun yaratılacak bir bedene ihtiyaç vardır. Ölüm olayının se­bep ve hikmetlerinden biri de budur.

SÛRA ÜFÜRÜLMESİ

«Sûr’a üfürüldü, (üfürülecek. ) Bu, vaʹ­dedilen gündür. »

Sûr: Sözlükte, boynuza benzer üfleme aleti anlamına gelen bir isim­dir. Melek İsrâfîl’in üfürmekle görevli bulunduğu Sûr, nasıl bir âlettir? Şüp­hesiz bunun keyfiyet ve kemmiyetini bilemeyiz. Cenâb-ı Hak anlamamızı kolaylaştırmak için bu ismi kullanmıştır. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹden rivâyet edilen hadîslerde ise, aynı isme yer verilmiş ve daha iyi kavrayabilmemiz için bazı benzetmelerde bulunulmuştur.

Sûr’a ikinci defa üfürülmesiyle ölüler dirilip kalkar ve va’d edilen âhiret günü ve onunla ilgili düzen kurulmuş olur.

Böylece bu âyetle, mü’minlerin ikinci hayata daha güzel hazırlanma­ları, inkârcı maddecilerin de ölmeden önce, bu olayın hikmetini iyice dü­şünmeleri istenmektedir.

İNSANLA BİRLİKTE BİR SÜRÜCÜ, BİR DE ŞAHİT BULUNUR

«Her canlı (insan ve cin), beraberinde bir sürücü, bir de şâhit ile gelir. »

Ruhların, hazırlanan bedenlere girmesiyle ikinci hayata kalkış başlar. Her kişi beraberinde bir sürücü, bir de şâhit bulunduğu halde mahşer ala­nına getirilir.

Sürücü ve şâhitten maksat nedir? Bu iki kavram üzerinde farklı yo­rum ve tesbitler yapılmıştır. Onları şöyle özetliyebiliriz:

a) İbn Cerîr et-Taberîʹye göre: Bir melek onu sürüp mahşer alanına getirirken, bir melek de onun amellerinin şâhidi olarak beraberinde yürür. Nitekim Hz. Osman (R. A. ) da ilgili âyeti böyle tefsîr etmiştir. (el-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 17/14)

b) Ebû Hüreyre’ye (R. A. ) göre: Sürücü bir melektir; şâhit ise, «mefʹûl» manasına gelen bir anlam taşır ve kişinin kendi amelidir.

c) İbn Abbasʹa (R. A. ) göre: Sürücü meleklerdendir; şahit ise insanın organlarının konuşturulup dinlenmesidir. Öyleki o gün, kişinin ağzı mü­hürlenir ve elleri, ayakları şâhit olarak konuşturulur.

d) İbn Müslim’e göre: Sürücü onun yakını olan şeytandır ki onu ar­kasından takip eder.

e) Tabiîn’den Mücahidʹe göre: Hem sürücü, hem de şâhit melekler­den iki melektir. (el-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 17/14)

Şüphesiz insanların çoğu, âhiret gününde bir sürücü, bir de şâhit me­lekle mahşer alanına sevk edileceklerinden tam gaflet içindedirler. Çünkü fizikötesi ve âhiretle ilgili bilgileri ancak semavî kitaplardan ve gönderilen peygamberlerden öğrenmek mümkündür. İnkârcı maddeperest bu gerçeği ancak ölünce anlayabilir. Diriltilip kaldırılma da buna ayan-beyan şâhit olur. Neden sonra; artık o anlamanın ve müşahade etmenin bir yararı ol­maz.

Nitekim onu sürüp getiren melek şöyle der: «And olsun ki sen bun­dan (bu günden) habersizdin. Artık senden perdeyi kaldırıverdik; o nedenle bugün gözün oldukça keskindir.. »

KÂFİRLERİN BEŞ KÖTÜ VASFI ANILARAK AZABA İTİLMELERİ

Cenâb-ı Hak, inkârcı maddeperestlerin, putperest müşriklerin, suçlu günahkâr inkârcıların beş kötü vasfının anılacağını ve öylece gerçeklerin ona hatırlatılacağım belirterek, ölmeden önce inkârcıların hakka dönme­lerinin lüzumuna atıfta bulunmaktadır.

Onların beş kötü vasfı:

1- Küfür ve tuğyanda ısrar ve inat,

2- Hayra karşı gelmek ve engellemek,

3- Saldırgan olup haklara tecavüzde bulunmak,

4- Hakk’a karşı hep şüpheci olmak,

5- Allahʹı bırakıp başka şeyleri ilâh edinmek..

Şüphesiz bu beş kötü vasıf birbirini bir zincirin halkaları gibi tamam­lamakta ve biri diğerine kapı açmaktadır. Şöyle ki: Küfür nankörlüğü ve inatçılığı doğurur. Böylesi hayra ve iyiliğe engel olmaya yönelir. Bu üçü, kişiyi şerre alet olmaya iter ve dolayısıyla saldırgan yapar. Ruhundaki din ve Allah mayası ise, bazı olaylar karşısında kıpırdamaya başlayınca inkârcıda birtakım şüpheler meydana gelir. Bu duygu içinde çoğu kendini mâ­nevî bir boşluk içinde hisseder ve Hakk’ı tanımadığı için bâtılın peşine ta­kılarak Allahʹtan başkasını ilâh edinir.

ALLAH’IN YANINDA SÖZ VE HÜKÜM DEĞİŞMEZ

«Benim yanımda söz değişmez ve ben, kullarıma zulmedici de değilim» buyurur.. »

Cenâb-ı Hak mutlak hikmet sâhibidir. Her işi plânlı, proğramlı ve fay­dalıdır. Kâinatı yürütme ve yönlendirme işini, hazırladığı kanunlara göre sürdürür. O bakımdan varlık âleminde hiçbir olay O’nun kanunlarını aşa­maz, plânının dışına çıkamaz, hazırladığı proğramına ters düşemez. Çünkü O’nun katında söz ve hüküm, plân ve proğram değişmez; kıyâmete kadar bu böyle sürüp gider.

Âhiret gününde, saptıranlarla saptırdıkları kimselerin birbirlerini suç­lamaları da İlâhî hükmü değiştirmez. Çünkü her şey en sağlam ölçülerle tesbit edilip yazılmış ve âdil ölçülerle hükme bağlanmıştır. O bakımdan hiç kimse o gün İlâhî adâletin ortaya koyacağı hükümden kendini kurta­ramaz. Çünkü Allah mutlak anlamda âdildir ve zulmü kendine haram kıl­mıştır.

Zâlim sıfatının mübalağa ifade eden «zellâm» şeklinde getirilmesi, zul­mün her çeşidini Allah hakkında olumsuz kılmaya yönelik bir anlatım tar­zıdır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın insana yakından da yakın oldu­ğu belirtildi. İnsanın başıboş bırakılmadığı, onun için bir hayat plânının ha­zırlandığı ve işlediklerini anında yazan görevli meleklerin bulunduğu üze­rinde durularak yönlendirici bilgiler verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Cehennem’in doymak bilmediğine işâret ediliyor ve sonra Allah’tan korkup fenalıklardan, küfür ve nifaktan sakınan mü’minler için hazırlanan Cennet ve ondaki nîmetler konu ediliyor.