MEÂLİ:
184- Hiç düşünmediler mi, vatandaşları (Hz. Muhammedʹde) cinnet eseri yoktur. O ancak açık-seçik (ilerideki tehlikeli uçurumu haber veren) bir uyarıcıdır.
185- Onlar göklerin ve yerin ve Allahʹın yarattığı herhangi bir şeyin varlık ve düzeninin nasıl yüksek, dengeli ve âhenkli bir kanunla yürütüldüğüne bakmıyorlar mı? Ve umulur ki ecellerinin de pek yakın olduğunu hiç düşünmediler mi? Bundan sonra artık hangi söze inanırlar?!
186- Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, onu doğru yola iletecek yoktur. Allah onları azgınlıkları içinde bocalayıp şaşkın şaşkın dururken bırakıverir.
İNİŞ SEBEBİ
Katade’nin yaptığı tesbite göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Mekkeʹde akşam üzeri Safa tepesine çıkıp Kureyş ailelerine bir bir seslenerek şöyle uyarı ve irşatta bulundu:
«Ey falân aile! şüphesiz ki ben size önünüzdeki tehlikeyi haber yeren apaçık bir uyarıcıyım.. »
Kureyş’ten bir adam O’nun bu çağrısına karşılık havayı bozarak şöyle dedi: «Sizin hemşehriniz Muhammed galiba cinnet getirmiş, öyle görünüyor ki sabahlara kadar böyle ötüp duracak.. »
O nedenle yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl / İlgili âyetin tefsiri)
HZ. MUHAMMEDʹİ (A. S. ) AKIL HASTASI SANANLAR
«Hiç düşünmediler mi, vatandaşları (Hz. Muhammedʹde) cinnet eseri yoktur. »
Kureyş putperestleri aşırı bir taassup içinde Hz. Muhammedʹe (A. S. ) deli, şâir, eskilerin masallarını nakleden şaşkın gibi, bir sürü yakışıksız sözler kullanıp yakıştırmalarda bulunuyorlardı.
Asırlarca sonra Hıristiyanlık taassubu da iyice kabardı, o yüzden birçok gerçekleri aşacak kadar körleştiler. Onlarda putperestler gibi birtakım yersiz yakıştırmalara yöneldiler. Bizdeki bazı dinsizler de mal bulmuş mağribî gibi, kolları sıvadılar ve Hollandalı Dr. Dozy’nin (1820-1883) dümen suyuna kendilerini salıverip Peygamberimiz için Epileptik (sar’âlı) diyecek kadar ileri gittiler ve bunu 1951ʹde ülkemizde basılan Adlî Tıpʹın ikinci cilt 813. sahifesine koydular. Şüphesiz ki, din ve ilim adına bu bir cinayetti ki, pervasızca işlenmişti. Sonra doğumunun 1400. yılı dolayısıyla Fransız Tıp Akademisi, Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz hakkında ilmî bir araştırma yaptılar ve lütfen, «Muhammed (A. S. ) epileptik ve histerik (duyu bozukluğuna, ruh şaşkınlığına yakalanıp çırpınmalar ve kasılmalar gösteren bir hasta) değildir» diye rapor hazırladılar. Şüphesiz ki, bu da ayrı bir kurnazlık.. (Bilgi için bak: Fransız Tıp Akademisine göre. Hz. Muhammed’in (A. S. ) Şuuru Tamdır/Çeviren: Prof. Feridun Nafiz UZLUK - Ankara: 1970) İslâm ülkeleriyle olan ilişkilerini ve sömürülerini kesintiye uğratacak bu kabil yanlışları bilimsel olarak kabul etmediklerini ima etmeye yönelik ve bütünüyle politik bir kurnazlık olarak yorumlayabiliriz.
Kurʹân, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammedʹde (A. S. ) cinnet ve sarʹâ eseri bulunmadığını açıklarken, meseleyi kelimenin dar kalıbında bırakmıyor, insan aklını ve idrâkini harekete geçirecek üç ayrı delil ve belge sıralıyor:
1- Önlerindeki tehlikeli uçurumu haber veren mükemmel bir uyarıcı.
2- Göklerin ve yerin mükemmelin de ötesinde bir plâna göre yaratılmasından; denge ve düzenin bütün inceliklerini kendinde bulunduran bir sistemden kusursuz şekilde haber veren kâmil ve ekmel insan..
3- Eşyanın her parçasında Allahʹın mutlak kudret ve rahmetinin eserini gösteren, hiçbir şeyin boş, anlamsız ve amaçsız yaratılmadığını, akla ışık tutarak açıklayan, ilmî araştırma hevesinde olanlara temel bilgi veren ve bu bilgisinde yanılmayan ve kendisine inen vahyi olduğu gibi muhafaza eden fevkalâde bir hafıza..
Bütün bunlar Hz. Muhammedʹin (A. S. ) İlâhî vahye mazhar kılındığını göstermekte, inkârcıları insaf ve izâna dâvet etmekte ve insanlık tarihinde bir benzerinin bulunmadığını isbat etmektedir.
Vahyin ve onu getiren büyük meleğin nasıl bir kudreti temsil ettiklerini anlamadan, İlâhî kelâmın kalbe ilkasının hikmetini kavramadan, vahyi telâkki esnasında beşer ruhunun duyduğu lâhutî sesi düşünmeden, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) büyük melek, diğer bir tabirle büyük ruh Cibrilʹle biraraya geldiği andaki halet-i ruhiyesini anlayıp tasvîr etmek elbetteki mümkün değildir.
Vahyi getiren melek, sonsuz kudretin temsilcisidir ve üstün bir güce sâhip en büyük ruhtur. Vahiy ise, Allah sözünün tarif çerçevesine sığmayan beyânıdır. O bakımdan sözü edilen meleğe muhatab olan, İlâhî sözü kalbiyle alan zatın, o esnada bedenî yapısının duygularıyla birlikte ruhuna tabi olması, hattâ bir bakıma ruhuna dönüşmesi kaçınılmaz bir olaydır. Aksi halde vahyi telakkiye imkân yoktur.
Vahyin, ruhun, meleğin ve İlâhî kelâm sıfatının tecellisinin ne demek olduğunu bilmeyenlerin bu konuda konuşması hatâlı ve çok sakıncalıdır. Onun için Kur’ân, Hz. Muhammedʹde (A. S. ) cinnet bulunmadığını belirtirken, insan aklını ve idrâkini önce kâinattaki mutlak düzene çeviriyor; bu düzen hakkında bilimsel araştırmaya temel teşkîl edecek ana fikirleri verip Peygamber’in kendiliğinden konuşmadığını, verdiği yüksek ve doğru bilgilerin vahye dayandığını bildiriyor.
ALLAH KİMİ DOĞRU YOLDAN SAPTIRIRSA
«Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, onu doğru yola iletecek yoktur. »
Doğru yolu görmeyen, doğru yolun varlığını ilhâm eden kâinat kitabına kalb ve kafa gözünü çevirmeyen; eşyaya aklıyla, vicdanıyla ve bütün yetenekleriyle bakmayan, kulaktan dolma basit bilgilerle Hakk’ı inkâr edenleri, Kurʹân’ın yüksek anlatımı, akla ışık tutan hikmeti, ilme ışık tutan beyânları doğru yola sokmaya kâfi gelmiyorsa, artık hangi söz onlarda olumlu tesir uyandırabilir? Kendini bu çizgiye getirip inkâr ve şaşkınlığı içinde bocalayan kimseyi, artık Allah, bulunduğu noktada kendi haline bırakır. Bu, onu doğru yoldan saptırma şeklinde ifade edilerek iyice düşünüp hikmetini anlamamız içindir.
Unutmayalım ki, kul ile Allah arasında imkân ve irâde sınırı vardır. Bu sınıra aklıyla, idrâkiyle ve vicdanıyla gelmeyen bir insana ilâhî hidâyet tecelli etmez. O yüzden kişi sapıklık içinde bocalayarak ömür sermayesini bir hiç uğruna tüketmiş olur. Kendini o sınıra ulaştırana ise, Allah dilediği takdirde hidâyet yolunu açar..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Hz. Muhammed’e (A. S. ) deli diyecek kadar aklını, vicdanını kaybeden putperestler hem kınandı, hem de akıl ve idrâklerini harekete geçirmeleri için kâinatta hâkim olan mutlak düzen ve dengeye bakmaları tavsiye edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, kıyâmetin kopuş saati hakkındaki bilginin Allah yanında tutulduğu, beşere böyle bir bilgi kapısının açılmadığı hakkında açıklama yapılıyor. Sonra da kıyâmetin mutlaka kopacağı üzerinde durularak mevcut düzenin bozulacağı ve yerine yeni bir düzenin kurulacağı kapalı bir anlatımla hatırlatılıyor. Arkasından Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in görev sınırı çizilerek bilgi veriliyor.