Muhammed Suresi 16-19. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ حَتّٰٓى اِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ اٰنِفًا۠ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَاٰتٰيهُمْ تَقْوٰيهُمْ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً فَقَدْ جَاءَ اَشْرَاطُهَا فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُمْ

16.

Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, "Az önce ne söyledi?" derler. İşte bunlar, Allah'ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.

Diyanet İşleri

17.

Hidayete erenlere gelince, Allah onların hidayetini artırır. Onların Allah'a karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.

18.

Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir (ama öğüt almıyorlar). Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?

19.

Bil ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

16- Onlardan kimi sana kulak verir de senden ayrılıp dışarı çıkınca, kendilerine (az-çok) ilim verilenlere, «az önce O ne söyledi? » diye sorar­lar. İşte bunlar Allahʹın kalplerini mühürlediği kimselerdir ve bunlar heves­lerine uyanlardır.

17- Doğru yolu seçip bulanların ise, Allah başarılarını artırır ve takvâlarını (Allahʹtan saygı ile korkup fenalıklardan sakınmalarını) verir.

18- Yoksa onlar, ancak Kıyâmetʹin kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Oysa onun alâmetleri gerçekten gelmiştir. Ama kendilerine (o gün) geldiği zaman anlayıp ibret almaları neye yarar?

19- Bil ki, başka hiçbir ilâh yoktur, ancak Allah vardır. Hem kendi kusurlarından, hem de müʹmin erkeklerin ve müʹmin kadınların kusur ve günahlarından dolayı bağışlanma dile. Allah, dönüp dolaşacağınız, varıp kalacağınız yeri bilir.

İNİŞ SEBEBİ

Zâhiren müslüman görünüp içinde inkâr, şüphe, kin ve kıskançlık duy­gusunu taşıyan ikiyüzlü dönekler, zaman zaman Resûlüllahʹın (A. S. ) mec­lisinde bulunurlar; konuşmasını dinlerler ve dışarı çıktıklarında, müʹminlerden bilgili olanlara, «az önce Muhammed (A. S. ) neler söyledi? » diye sorar­lardı. O nedenle ilgili âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî: 16/238- Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/177- Lübabu’t-te’vîl: 4/137)

İLGİLİ HADÎSLER

«Yedi şey gelip çatmadan iyi-yararlı amellerde bulunmakta acele edi­niz: Yoksa size sizi unutturacak bir fakirliği mi veya azdırıp saptıran bir zenginliği mi veya düzen ve dengeyi bozacak bir hastalığı mı veya oturup yatalak kılacak bir yaşlılığı mı veya acele gelen ölümü mü veya beklenilen gâibin en şerlisi Deccalʹı mı veya Kıyâmetʹin kopmasını mı bekliyorsunuz? Şüphesiz kıyâmet olayı daha korkunç, daha acıdır. » (Müslim/fiten: 128, 129- İbn Mâce/fiten: 28- Ahmed: 2/304, 337, 407, 511, 523)

«Kıyâmet alâmetlerinden bir kısmı şunlardır : (Dinî) ilim kalkar, ceha­let belirginleşir, alkollü maddeler (çokça) içilir, zina açık şekilde yaygınla­şır, erkekler azalır, kadınlar çoğalır; o kadar ki elli kadına bir yardımcı, ba­kıcı erkek düşer. » (Buharî/enbiyâ: 1, menakıb: 51, tefsîr: 2, fiten: 24, ilim: 21- Müslim/ ilim: 8, 9- Ebû Dâvud/salât: 59- Tirmizî/fiten: 24- Nesâî/mesâcid: 2, fiten: 24- Ahmed: 387, 406-2/394- 3/108, 151, 156, 189)

«Kıyâmetʹin belirtilerinden bir kısmı da şunlardır: Zaman birbirine yaklaşır (seri vasıtalar icad edilir de uzak mesafeler kısalır); iş ve güç aza­lır (birçok şeyler motorize edilir; teknik imkânlar çoğalır); fitne ve fesat ortaya çıkar; cimrilik, ihtiras ve aç gözlülük (her geçen gün artıp çoğala­rak toplumda yer edip) kalır; herec çoğalır. »

Bunun üzerine soruldu; «Ya Resûlellah! Herec nedir? » Cevap verdi: «Öldürme olaylarıdır. » (Buharî/edeb: 39- Müslim/ilim: 11, fiten: 18- Tirmizî/fiten: 31- İbn Mâce/fiten: 10- Ahmed: 1/389- 2/257, 261, 371-4/405)

Ebû Hüreyre (R. A. ) anlatıyor:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz oturup çevresinde yer alan insanlara hitap ederken, ansızın bir bedevî içeri girdi ve «Kıyâmet ne zamandır? » diye sordu. Hz. Peygamber (A. S. ) ona cevap ʺvermedi ve konuşmasına de­vam etti. Sözünü bitirince: «Kıyâmet olayından soran kişi nerede? » diye seslendi. Bedevî: «Buradayım» dedi. Peygamber (A. S. ) Efendimiz ona: «Emanet zayiʹ edildiği zaman Kıyâmetʹi bekle (yakındır)» buyurdu. Bedevî: «Ya Resûlellah! Emânet nasıl zayiʹ edilecek? » diye sordu. Peygamber (A. S. ) ona: «İş ehil olmayana verildiği zaman Kıyâmetʹi bekle (o yakındır). » buyurdu. (Buharî/ilim: 2)

«Doğrusu ben günde yetmiş defa istiğfar edip Allahʹtan bağışlanmamı dileyip tevbe ederim. » (Buharî/daâvat: 3- Tirmizî/tefsîr: 1/47- İbn Mâce/edeb: 57- Ahmed: 2/282, 341)

«Şüphesiz (bazan) kalbime bulutumsu bir perde (sis) gelir gibi olur da o yüzden günde yüz defa Allahʹa istiğfarda bulunurum. » (Müslim/zikir: 41- Ebû Dâvud/vitir: 26)

İLGİSİZ GAFİL DÖNEKLER

«Onlardan kimi sana kulak verir de senden ayrılıp dışarı çıkınca, kendileri­ne (az-çok) ilim verilenlere, «az önce O ne söyledi? » diye sorarlar.. »

Cuma günleri münafıklardan Abdullah b. Ubey b. Selûl, Rıfaâ b. Tabût, Zeyd b. Salît, Hâris b. Amr ve benzeri kişiler Mescid-i Saadete gelirler; neler olup bittiğini, ashabın Hz. Muhammed’e (A. S. ) ilgi ve saygısının öl­çüsünü tesbite çalışırlar ve her hafta daha çok gelişmeye şâhit olunca içlerindeki kin ve intikam alevi yükselip köpürmeye başlardı. Tabii bu arada Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in konuştuklarını dinler gibi görünürlerdi. Oysa kulaklarının üzerinde bir ağırlık, kalplerinde tıkanıklık vardı. O bakımdan bir şey anlamadan dışarı çıkarlar ve mü’minler üzerinde meydana gelen olum­lu tesiri azaltmak için ashab-ı kirâmdan bilgili olan kişilere: «Az önce Mu­hammed (A. S. ) neler söyledi? » diye sorarak, konuşulanların önemsizliğini anlatmak isterlerdi.

Cenâb-ı Hak, hem Resûlünü, hem de mü’minleri bu İlgisiz, bilgisiz, kin­dar ve yıkıcı döneklerden siyânet ederek ilgili âyetleri indirdi ve böylece münafıkların kirli çamaşırlarını ortaya çıkarıp bir daha öyle terbiyesizce davranışlarda bulunmamalarını ihtar buyurdu.

Münafıklar, inkâr ve inatları yüzünden Cenâb-ı Hakkʹın iki büyük ilti­fat ve rahmetinden kendilerini mahrûm bırakmışlardır:

a) Allahʹın rahmet nazarı onlardan kesildiği için kalpleri mühürlenmiş; İlâhî maarifi almaktan uzak kalıp mânevî boşlukları nifak ve şikak havasıy­la dolmuştur.

b) Nefis ve şehvetlerinin emrine girip sınırsız hürriyet ve ölçüsüz ben­cillik hevesine kapıldıkları için de, inkârcıların peşine takılarak kişiliklerini kaybetmişlerdir.

Cenâb-ı Hak onların bu iki fena halini şöyle tasvîr buyurmaktadır:

«İşte bunlar Allah’ın, kalplerini mühürlediği kimselerdir ve bunlar he­veslerine uyanlardır. »

DOĞRU YOLU SEÇİP ONA ERİŞTİRİLENLER

«Doğru yolu seçip bulanların ise, Allah başarılarını artırır ve takvâlarını (Allahʹtan saygı ile korkup fenalık­lardan sakınmalarını) verir. »

Kendini kötü âdetlerden, saptırıcı geleneklerden ve nefis esaretinden kurtarıp aklını vicdanıyla birleştiren ve böylece imân, irfan doğrultusunda düzenli yaşayanlara gelince: Onlar Resûlüllahʹın (A. S. ) irfan meclisine gir­dikleri zaman, iki büyük kazançla vakitlerini değerlendirerek ayrılırlardı:

1- Cenâb-ı Hak, onların dikkatli ve samimi hallerini beğenip, ilgi, ba­şarı ve doğruluklarını artırıyordu.

2- Allah sevgisi ve korkusu onlarda saygı düzeyinde doruğuna yük­seldiğinden kötülüklerden kaçınırlar; iffetli bir hayat sürme şuurunu taşıya­rak takvâ basamaklarında yükselmeye devam ederlerdi. Allah da bunların takvâsını artırıyordu.

KIYÂMET’İ BEKLEYENLER

«Yoksa onlar, ancak Kıyâmet’in kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Oysa onun alâmet­leri gerçekten gelmiştir.. »

Gerek küfrünü açığa vuranlara, gerekse inkâr ve nifakını içinde gizliyenlere çok önemli bir husus hatırlatılmaktadır: Kıyâmet’in ne zaman ko­pacağı kimseye bildirilmemiştir, o hep gizli tutulmaktadır. Ancak birtakım belirtileri söz konusudur.

Şüphesiz ki, son peygamber Hz. Muhammedʹin (A. S. ) ortaya çıkması, Kıyâmet’in belirtilerinden biridir. Ona benzer birtakım alâmetler birbirini izlemektedir. Bu belirtileri görüp de dönüş yapmamak, Allah’a yönelme­mek, tevbe ve istiğfarda bulunmamak büyük bir gafletin ve nankörlüğün kalpler üzerine gerdiği kalın bir perdenin neticesidir. Zira kıyâmet koparken veya onun en büyük alâmetlerinden biri olan güneş batıdan doğarken tev­be kapısı kapanır da o demlerde hakikati anlamanın hiçbir yararı olmaz. Bunun gibi, inkâr ve nifaklarını zulüm ve tuğyanla birleştirip insanlık ve din için büyük tehlike arzedenlerin başına kahredici bir azap indiği zaman, daldıkları gafletten uyanmaları ve gerçeği kavramaları kendilerine hiçbir yarar sağlamaz. Zira bütün ümitlerin kesildiği bir anda, imana gelmek, İs­lâm’a girmek akıl, idrak ve sağduyunun yolu değildir; ölüm korkusunun ve İlâhî hışmın estirdiği azap havasının tabii neticesidir. Nitekim Firʹavn Kızıl­deniz’de, kurtulma şansı kalmayınca, «İsrâil oğullarıʹnın Rabbına inandım» diyerek kurtuluş çaresini aradı, fakat bunun ona hiçbir faydası olmadı.

KIYÂMET ALÂMETLERİ

Kıyâmet kopmadan önce birtakım alâmetlerin ortaya çıkacağı Allah ve Peygamberi tarafından haber verilmiştir. Kurʹân-ı Kerîm’de bu alâmet­lerden bir kısmı yer yer açıklanmaktadır: Dabbetü’l-arz’ın ortaya çıkması, Ay’ın ikiye bölünüp tekrar birleşmesi bu cümledendir.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz de bu konuya geniş yer ayırmış ve birçok açıklamalarda bulunmuş ve ortaya çıkacak olan belirtileri haber vermiştir. Hadîslerin ışığı altında bu alâmetleri üç grupta toplamamız mümkündür:

a) Ortaya çıkıp inkıraz bulanlar,

b) Ortaya çıkıp devam edenler,

c) İleride ortaya çıkacak olanlar..

Son Peygamberʹin zuhuru ve vefatı, Beytü’l-Makdis’in fethi, Osman b. Afvan (R. A. )ın öldürülmesi, Cemel Vak’ası, Sıffîn Savaşı, Emevîlerin iş ba­şına geçmesi, Abbasîlerin hilâfeti ele geçirmesi, Hicaz’da yükselen ateşin Busraʹdaki develerin boyunlarını aydınlatması, Rafizîlerin ortaya çıkması, otuz kadar yalancı sahtekârın peygamberlik iddiasında bulunması, Arap­ların mülklerinin zeval bulması (başka milletlerin sömürgesi haline gelme­si), deprem olaylarının çoğalması birinci gruba giren alâmetlerdir.

Karakter yapısı çok bozuk şahsiyetsiz kişilerin iş başına getirilmesi, dindarların avuçlarında kor tutarcasına sıkıntıya uğraması, camilerde bazı kişilerin dünyalık adına böbürlenmelerine sık sık rastlanması; câhil âbidlerin, fâsik kurra’ın çoğalması; cami’lerin yol edinilmesi, namaz kılan müʹminlerin azalması; emânete hıyânet edilme olaylarının artıp yaygınlaşması, faiz yiyenlerin çoğalması, yalancılığın mubah sayılması, insan kanı akıt­manın önemsenmemesi, binaların yüksek yapılması, dinin dünya karşılı­ğında satılması; din adına taviz verilme olaylarının çoğalması; hısımların birbirleriyle ilgilerini kesmeleri; yalancının itibar görmesi, doğru kişilere iti­bar edilmemesi; ipek ve benzeri nadide kumaşlardan imal edilen elbiselerin erkekler arasında yaygınlaşması; zulüm ve tuğyanın artması; boşanma olay­larının çoğalması ve âni ölümlerin çoğalması, hâin kimselere güvenilmesi, emin kişilere güvenilmemesi; zina suçlamalarının artıp yaygınlaşması; ço­cukların ana-babaları için öfke ve sıkıntı nedeni olmaları; idarecilerin rüş­vet, irtikap ve ihanet içinde bulunmaları; içkinin yaygınlaşması ve içenle­rin çoğalması, İlâhî sınırlara saygı gösterilmemesi; yalın ayak baş açık sığır çobanlarının yüksek bina yapma yarışına girmesi; kadınların ticarete alet edilmesi; kadınların erkeklere, erkeklerin de kadınlara benzemeye özen­mesi; Allah’tan başkası adına and içilmesi; servetin sayılı ellerde toplan­ması; zekât ibâdetinin unutulması; erkeğin kendi eşinin emrine girmesi ve işlerin kadınlara havale edilmesi; caz, saz ve havaî şeylere aşırı rağbet edilmesi, hâkimlerin rüşvet alması; sonra gelenlerin önce gelenleri yerip lânetlemesi; din âlimlerinin azalması ve dinî konularda fetvâ veren cahille­rin çoğalması ikinci gruba giren alâmetlerdir.

Deccalʹın ortaya çıkması, İsa’nın (A. S. ) gökten inmesi, Ye’cuc ve Me’cuc’un zuhur edip ortalığı fitne ve fesada vermesi; Kâbeʹnin yıkılması; or­talığı kaplayacak duhan (duman, gaz, radyasyon ve benzeri bir şey)ın gö­rünmesi; Kur’ân hükümleriyle amel edilmemesi; Dabbetü’l-arzʹın sahneye çıkması; doğudan bir ateşin çıkıp insanları batıya sürüp götürmesi; güne­şin batıdan doğması üçüncü gruba giren ve çıkması beklenen alâmetlerdir.

ÖNCE İLİM, SONRA AMEL

«Bil ki, başka hiçbir ilâh yoktur, ancak Allah vardır. Hem kendi kusurlarından, hem de mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların kusur ve günahlarından dolayı bağışlanma dile.. »

«Allah’tan başka ilâh olmadığı» inancı, dinin temeli, imânın özü, kâina­tın yaratılmasının gaye ve amacıdır. Bu temele dayanmayan her din bâtıl, bu inanca bağlı olmayan her imân anlamsızdır. Kâinattaki şaşmayan den­ge ve düzen bu hükmün eseridir.

O halde bütün bu gerçekleri bilmenin tek yolu ilimdir. Kur’ân 19. âyet­le, başta Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz olmak üzere bütün mü’minlere bilgi­lerini artırmalarını emretmektedir. Aynı zamanda önce ilim, sonra amel hikmetini belirtmekte ve öğrenip anlamadan namaz için abdest almanın bile sağlıklı olamıyacağına işâretlerde bulunmaktadır. Nitekim ilgili âyette, önce Allahʹtan başka ilâh olmadığını bilmemiz, sonra da bu bilgiye daya­narak günah ve kusurlarımızdan dolayı istiğfar etmemiz emredilmektedir.

PEYGAMBER (A. S. )IN GÜNAHI VAR MIYDI?

On dokuzuncu âyette: «Hem kendi kusurlarından, hem de mü’min er­keklerin ve müʹmin kadınların kusur ve günahlarından dolayı bağışlanma dile.. » buyurulmaktadır.

Şüphesiz Hz. Peygamberʹe yönelik bulunan bu emir, yorumu gerekti­recek bir anlatım arzetmektedir. Şöyle ki:

a) Peygamber (A. S. ) zaten bağışlanmış ve aynı zamanda günahlar­dan korunmuştur. O bakımdan bu konuda kendisine verilen emir, ümmeti­nin sık sık istiğfarda bulunmasına yönelik bir teşvîk anlamını taşır.

b) Müslim’in rivâyet ettiği hadîs, bu âyeti kısmen açıklamaktadır. Şöy­le ki, Hz. Peygamber (A. S. ) «Bazan kalbime bulutumsu bir perde (sis) gelir gibi olur da o yüzden günde yüz defa Allah’a istiğfarda bulunurum» buyu­rarak, kendi makam ve derecesine göre istiğfarı gerektiren bir halden söz ediyor. Bu hal, ümmetinin durumunu düşünüp zaman zaman üzülmesiyle yorumlanabilir.

c) Şeyh Muhyiddin en-Nevevî, Kaadi lyazʹdan naklen diyor ki: «Kal­bin bulutumsu anlamda perdelenmesinden maksat, devamlı Allahʹı anması Peygamberliğin şanından iken, bir süre buna ara vermesinden dolayı kusur işleyip gaflet ettiğini düşünerek istiğfarda bulunma ihtiyacını duymasıdır.

Âyetteki emir de buna işâretle bir tavsiye anlamında olabilir. Allah da­ha iyisini bilir. »

d) Bulutumsu perdelenme, güzel bir hal olup Resûlüllah’ın (A. S. ) kal­bini kaplayınca, şükür mahiyetinde istiğfarda bulunduğu söylenebilir.

Resûlüllahʹın (A. S. ) ümmetinden müʹminler için istiğfarda bulunması, Allahʹın bu ümmete olan ikramlarından biridir.

O halde her kusur ve günahtan dolayı Allah’a yönelip tevbe ve istiğ­farda bulunmamız son derece lüzumludur ve Allah’ın kullarından beklediği de budur. Zira hepimizin dönüp dolaşacağımız, varıp eyleşeceğimiz yeri en iyi bilen Oʹdur. Sonunda O’nun huzurunda toplanıp biraraya getirileceğiz.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

İnkârcı ve şüpheci gâfil döneklerin hakkı anlayıp kavramaktan ne ka­dar uzak bulunduklarına değinildi ve doğru yolu seçip ona erişme bahti­yarlığına lâyık görülenler övüldü. Sonra yönlendirici anlamda Kıyâmet ola­yının gizli tutulduğu, alâmetlerinin yer yer açıklandığı bildirilerek, olayla­rın dikkatle gözden geçirilmesi emredildi. Arkasından Allahʹa yönelip is­tiğfarda bulunmamız buyurularak, Allah ile irtibatımızın devamının sağlan­ması istendi.

Aşağıdaki âyetlerle, yine ikiyüzlü dönek münafıkların savaşla ilgili ta­vırları konu ediliyor ve bunların karakter yapısı üzerinde durularak geniş ölçüde bilgi veriliyor.