MEÂLİ:
10- Ey imân edenler! Sizi elem verici bir azâptan kurtaracak bir ticaret yolunu size göstereyim mi?
11- Allahʹa ve Peygamberine dosdoğru inanırsınız, Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihâd edersiniz. Bu, eğer bilirseniz sizin için çok hayırlıdır.
12- Bu durumda Allah günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere, Adn Cennetleriʹndeki tertemiz, gönül açıcı konaklara koyar. İşte bu büyük bir kurtuluştur.
13- Bir başkası da -ki onu çok seveceksiniz- Allahʹtan yardım ve yakın bir fetih... Ve sen (Ey Peygamber! ) müʹminleri müjdele..
14- Ey imân edenler! (Dinini sapasağlam ayakta tutmak hususunda) Allah yardımcıları olunuz. Nasıl ki Meryem oğlu İsa, Havarilere, «Allah yolunda yardımcılarım kim? » demişti. Havârîler de, «Allah yardımcıları biziz! » demişlerdi. Böylece İsrâil oğulları’ndan bir kısmı imân etmiş, bir kısmı da küfre sapmıştı. Biz, imân edenleri düşmanlarına karşı destekledik de üstün geldiler.
ÇOK KÂRLI BİR TİCARET
«Ey imân edenler! Sizi elem verici bir azaptan kurtaracak bir ticaret yolunu size göstereyim mi?. »
Ticaret, biri maddî, diğeri mânevî olmak üzere iki kısımdır ve bunlar birbirini tamamlayıcı özelliktedir. İslâmʹın koyduğu ticaret ahlâkı, iki kısmın birarada yürütülmesini âmirdir.
Maddî kazanç, Allah yolunda harcandığı takdirde bütünüyle mânevî kazanca dönüşür. İlgili onuncu âyetle böyle bir kazancın asıl sermayesinin iki ana değer taşıdığı açıklanmaktadır:
a) Allahʹa ve Peygamberine dosdoğru imân,
b) Allah yolunda mal ve can ile cihâd..
Böylece Kur’ân, imân için temiz bir kalbe, cihâd için de malî ve bedenî güce işârette bulunuyor. O halde mü’min üç yönlü bir gelişme ve yükselmeye muhtaçtır:
1- Kalbî gelişme ve yükselmeyle tahkikî imâna,
2- Bedenî gelişmeyle iyi çalışma ve başarılı cihada,
3- Malî gelişmeyle Müslüman kardeşlerini desteklemeye yol bulur.
Böylesine kapsamlı bir ticaretin ise, ikisi dünyevî, üçü uhrevî olmak üzere beş büyük kazancı söz konusudur:
1- Dünyada hür ve bağımsız olup örnek bir millet düzeyinde kendi öz kültür kaynaklarıyla ayakta durabilmek.
2- Allah’ın sevgi ve yardımına lâyık olup yine Allah yolunda, insanlığın mutluluğu için fetihler yapmak.
3- Hayırlı ve fazîletli amellerde bulunup günahların temizlenmesiyle ruhen arınma çizgisine erişmek,
4- Böylesine bir arınmayla Cennet’e ve oradaki yüksek nîmetlere eriştirilme düzeyine gelebilmek.
5- Ölmeden önce sözünü ettiğimiz böylesine büyük bir kurtuluşla müjdelenmek.
Ashab-ı Kirâm, bahse konu olan bu ticaretin ilk temsîlcileri ve başarılı uygulayıcılarıdır. Onlar sadece Allah’a ve Resûlüne imân etmekle kalmadılar, imânın gereği olan canlarıyla, mallarıyla Allah yolunda cihâd ettiler. O sebeple ebedî saadet yurduyla ve nîmetiyle müjdelendiler ve insanlık tarihine şeref damgasını vurarak örnek hizmetlerde bulundular da Adn Cenneti’ne lâyık oldular.
YAKIN FETİH
«Bir başkası da -ki onu çok seveceksiniz- Allahʹtan yardım ve yakın bir fetih.. Ve sen (Ey Peygamber! ) müʹminleri müjdele. »
Yakın fetih, Mekke’nin fethiyle başlamış, İrân ve Bizansʹı başaşağı getirmekle devam etmiştir. Ancak İslâm Peygamberinin ve arkadaşlarının yeryüzüne yaydığı adâlete, insan haklarını korumada gösterdiği dikkate, dosttan önce düşman şahitlik etmiştir. Onlar girdikleri her yere rahmet ve ışık saçmışlardır. Müʹminler her çağda böylesine büyük kârlı bir kazanca, sağlam bir imân ve onun gereği olan can ve mal ile cihâd etmekle nâil olabilirler. İmân her vesileyle Müslümanların azim ve gayretlerini kamçılayıp artırır; mal ve can ile cihâd ise, çalışıp ekonomik yönden gelişmeyi gerektirir. İman ve ekonomi yönlerinden gelişme ise, hür ve bağımsız bir millet olarak şan ve şeref düzeyinde yaşama gücünü doğurur.
ALLAH YOLUNDA YARDIMCILAR
«Ey imân edenler! (Dinini sapasağlam ayakta tutmak hususunda) Allah yardımcıları olunuz.. »
Havâriyûn, «havari»nin çoğuludur. «Havar» veya «haver» kökünden gelme bir isimdir; buna sıfat da diyebiliriz. Kök mâna olarak, beyaz, ak, beyazlık, aklık demektir. Samimi dost ve yardımcı anlamına da geldiği vakidir.
İsa Peygamber’e (A. S. ) ilk imân eden oniki balıkçı veya kassara «havâriyûn» adı verilmiştir. Ayrıca imân ve irfanla gönülleri temizleyip arındırdıkları; balıkçı misali irşâd ve teblîğ ile insanları dinî havaya çektikleri veya tertemiz beyaz elbise giyindikleri için de sözü edilen on iki kişiye bu isim verilmiş olabilir.
Havârilerin özelliği: İsa (A. S. ) yalnız başına İlâhî dinî teblîğe başlayınca, onun bu Allah yolundaki hizmetinden dolayı yardımına ilk koşan onlar olmuştur. İnanıp peygamberin yüce davasına hizmeti cana minnet bilenler ve bu uğurda büyük fedakârlıklara katlananlar yine onlardır.
Zira büyük bir lider, bir peygamber başarılı olup geniş çapta çevre edindikten ve savaşacak kadar kuvvetli bir ordu hazırladıktan sonra ona inanıp bağlanmak fazla bir fedakârlık ve kahramanlık ifade etmez. Ama öylesine, en zayıf ve yardımcısız bulunduğu dönemde koşup inanmak, destek olup dâvasını benimsemek ve aynı zamanda samimiyetle hizmet etmek büyük bir cesaret, fedakârlık ve basîret işidir. İşte Havârilerin misal verilmesi onların bu meziyetlerinden dolayıdır.
Mekke’de, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe ilk inanan ve her türlü engel ve işkenceye rağmen İslâmʹa hizmete yönelen Ashab-ı Kirâm da her zaman övülmeğe ve örnek edinilmeye lâyıktırlar.
İNCİLʹDE ONİKİ ŞAKİRT
14. âyette sözü edilen «Havariler», mevcut İncililerde de «şakirtler» şeklinde anılmışlardır. Şöyle ki:
«İsa oniki şakirdini yanına çağırıp murdar ruhları çıkarmak, her çeşit hastalığı ve her türlü zayıflığı iyi etmede kudretini onlara verdi.
Ve oniki resûlün adları şunlardır: Birincisi, Petrus denilen Simun ve kardeşi Andreas, Zebedi’nin oğlu Yakub ve kardeşi Yuhanna; Fitipus ve Bartolomeus; Tomas ve vergi mültezimi Matta; Alfeus’un oğlu Yakub ve Taddaus; Gayyur Simun ve İsa’yı ele veren Yahuda İskariyot. » (Matta İncil: 10/1- 4)
«Ve vaki oldu ki oniki şakirdine emir vermeği bitirince, onların şehirlerinde öğretip vazetmek için oradan gitti. » (Matta Incil: 11/1)
Böylece İncilʹde Havarilerin oniki kişi olduğu ve İsa Peygamberin (A. S. ) bunları eğitip teblîğ ve irşat için başka yerlere gönderdiği belirtilmiştir.
Havarilerin başarısı:
Bunların üstün gayret ve fedakârlığı neticesi, İsrâil Oğullarıʹndan bir topluluk imân ederken diğer bir topluluk inkâra sapıp İlâhî sınırı aşmış oldu ve arkasından bir mücadele başladı. Sonunda imân edenler üstün geldi.
Mekkeli putperestler de, Medineli Yahudîler de İslâmʹı din olarak seçme konusunda ihtilâfa düşüp ikiye ayrıldılar; aralarında çetin mücadeleler baş gösterdi. Sonunda İslâm’ı seçen imân cephesi -Allah’ın izni ve yardımı ile- üstünlük sağladı. Mekke fethedildi; Yahudîler Medine ve çevresinden çıkartılıp başka ülkeye sürüldü.
Kur’ân-ı Kerîm, bu iki ayrı dönemde hak uğruna mücadele eden mü’minleri, sonraki mü’minlere örnek gösterip İlâhî sünnetin ne yolda tecelli edeceği hakkında bilgi vermekte ve samimi mü’minlerin biraraya gelip kendilerini Allah yolunda hizmete adamalarıyla yenilmez bir gücün oluşacağına işârette bulunmaktadır.
Birlik ve beraberliğin Cenâb-ı Hak yanındaki değerini bize yansıtan bu sûrenin de tefsîrini biz âciz kuluna müyesser kılan Cenâb-ı Hakkʹa sonsuz hamd-u senâlar; Hak yolunda hizmetin en güzelini sergileyerek ümmetine yol gösteren Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e ve Onun âl ve ashabına salât-ü selâmlar olsun.