Mü'minun Suresi 12-16. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَ ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ

14.

Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık.

Diyanet İşleri

13.

Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik.

14.

Sonra bu az suyu "alaka" haline getirdik. Alakayı da "mudga" yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir!

15.

Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.

16.

Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

12- And olsun ki, insanı süzülmüş bir çamurdan yarattık.

13- Sonra onu sağlamca, durup dinlenecek bir yerde nutfe haline getirdik.

14- Sonra o nutfeyi kan pıhtısı durumuna getirdik. Kan pıhtısını ise çiğnenmiş bir et parçasına dönüştürdük. O çiğnenmiş etten de kemikler yarattık; kemiklere et giydirdik. Sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir, ne mukaddestir!

15- Sonra bunun ardından siz elbette ölürsünüz.

16- Sonra da şüphesiz ki siz Kıyâmet günü dirilip kaldırılacaksınız.

İLGİLİ HADÎSLER

«Şüphesiz ki Allah (c. c. ) Ademʹi, yeryüzünün her tarafından aldığı bir avuç topraktan yaratmıştır. O sebeple insanlar yeryüzünün (rengine göre) oluşmuşlardır: Kimi kızıl, kimi beyaz, kimi siyah renkte; kimi de bu renkler arasında bir renktedir. Kimi murdar, kimi temiz, kimi de bu ikisi arası nitelikte bulunuyor. » (Ebû Dâvud/sünnet: 16- Tirmizî/tefsîr: 2/7, 5/49- Taberânî/kader: 2- Ahmed: 1/251, 299, 371- 4/186-6/441)

İbn Abbas’a (R. A. ) göre: «Bir çiğnem etten de kemik yarattık» cüm­lesi, «kuyruk sokumundaki küçücük kemiği yarattık» şeklinde yorumlana­bilir. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur: «Ademoğlunun bedeninin tamamı çürür, ancak kuyruk sokumundaki a c b (hardal tanesi kadar küçük kemik) çürümez. İnsan ondan yaratılmıştır ve yine on­dan oluşturulacaktır. » (Buharî/tefsîr/39, 78- Müslim/fiten: 141, 143- Ebû Dâvud/sünnet: 22- Nesâî/cenâiz: 117- İbn Mâce/zühd: 32- Taberânî/cenâiz: 49- Ahmed: 2/322, 428- 3/28)

«Şüphesiz sizden her birinizin yaratılışı, ana rahminde kırk günde olu­şur. Sonra bir o kadar (süre içinde) kan pıhtısı halinde kalır. Sonra bir o kadar (süre içinde) et parçası haline gelir. Sonra da Allah meleği ona gönderir de o melek ona (insanî) ruhu üfler ve dört şeyi (yazmakla) emrolunur: Rızkı, eceli, ameli ve âsi bir bedbaht mı, yoksa itaatli bir mutlu mu olacağı (yazılır).

Kendisinden başka ilâh olmayan Yüce Kudrete yemin ederim ki, siz­den biriniz cennet ehlinin amelini işler de onunla cennet arasında iki karışlık bir mesafe kalır, (derken) kitap (yazılı kader) onun önüne geçer de cehennem ehlinin ameliyle (ömrü) bitip noktalanır. Ve sizden biriniz ce­hennem ehlinin amelini işler de onunla cehennem arasında iki karış (bir mesafe) kalır, derken kitap (yazılı kader) önüne geçer de ömrünü cennet ehlinin ameliyle sonuçlandırıp noktalar ve öylece cennete girer. » (Buharî/tevhîd: 28, enbiyâ: 1, bed-i halk: 6- Müslim/kader: 16- Tirmizî/kader: 4- İbn Mâce/mukaddeme: 10)

Açıklama:

Hadîste geçen «yazılı kader»den maksat, Cenâb-ı Hakkʹın ezelî ilmi­nin çok önceden her kişinin dünya hayatında nasıl bir yol izleyeceğini ve ne gibi amellerde bulunacağını tesbit edip yazmasıdır. Oʹnun ilmi yanılma­yacağına göre, tesbit ettikleri de aynen cereyan edecektir.

Böylece İlâhî ilmin malûmata tabi olduğunu, iyilik veya kötülüğe bir itmenin, zorlamanın söz konusu olmadığı kesinlik kazanıyor.

SÜZÜLMÜŞ ÇAMURDAN YARATILMA

«And olsun ki insanı süzülmüş bir çamurdan yarattık. »

İlk insan Adem’in topraktan yaratıldığı açıklanırken, bu konuda altı değişik bilgi verilerek yeterli malzeme sunulmuştur. Bunlar: Toprak, ça­mur, kuruyup sertleşerek tın-tın ses veren balçık, pişmedik kuru balçık, yapışkan çamur ve süzülmüş çamur olarak ifade edilmektedir. (Bilgi için bak: Al-i İmrân Sûresi: 59, En’âm Sûresi: 2, Secde Sûresi: 7, Kehf Sûresi: 27, Rum Sûresi: 20, Fâtır Sûresi: 11, Gâfir Sûresi: 63, Hac Sûresi: 5, Hicr Sûresi: 26, Saffat Sûresi: 11, Rahman Sûresi: 14. âyetlerin tefsiri)

Mü’minûn Sûresinde ise, Allah’a dosdoğru imân edenlerin özellikle­rinden altı tanesi belirtildikten sonra Allah’ın yüce kudretini bir defa daha hatırlamamız bakımından ilk insanın süzülmüş, lüzumsuz kısmı atılarak özü kalmış bir çamurdan yaratıldığına dikkatler çekiliyor.

Böylece Cenâb-ı Hak insanın yaratılması konusunda iki ayrı kanunun mevcudiyetine işârette bulunarak bilimsel araştırma yapanlara temel bil­gi, hareket noktası veriyor:

1- İlk insanın, bugün bizim bildiğimiz biyolojik kanunlarla değil, kim­yasal olarak belli elementlerin bir araya getirilip oluşturulmasıyla vücut bulduğu ve ona canlılık vasfını veren, biri hayvanî, diğeri İnsanî olmak üzere iki ayrı ruhun yerleştirildiği, ilgili hadîsten anlaşılıyor.

2- Adem (A. S. ) ve sonra da Havva vücut bulduktan sonra bizim bil­diğimiz biyolojik kanunlar konularak insan neslinin yaratılma proğramı or­taya çıkıyor. İlk insanın balçıktan yaratıldığı gibi, onun neslinin de bir ba­kıma topraktan yaratılmakta olduğu, yani menşeʹinin toprak olduğu anla­şılıyor. Çünkü topraktan elde edilen ürünlerin insanlar tarafından yenil­mesiyle erkeklerde sperma, kadınlarda yumurta meydana geliyor ve bun­ların birleşmesiyle tedrici şekilde cenin oluşuyor.

Ayrıca Cenâb-ı Hak, ilgili âyetlerle dört önemli safhayı açıklayarak anatomik yoldan hem kendi kudretini izhar ediyor, hem de ilim adamlarına ana fikir veriyor:

1- Ana rahmine intikal edip yumurtayla birleşen spermanın, geomet­rik olarak çoğalması neticesinde kan pıhtısı görünümü alması,

2- Üzerinden bir süre geçtikten sonra et parçası şekline girmesi,

3- Yine belli bir süre geçtikten sonra kemiklerin oluşması, •

4- Ve böylece ceninin çok sağlam bir karargâhta gelişmesi..

Anlaşıldığı gibi, insanlar henüz ana rahminde oluşan ceninin geçir­diği bu safhaları bilmezken, Kur’ân bin dört yüz yıl önce hem bu safha­ları günümüzde gelişen bilimsel araştırma ve tesbitlere uygun olarak be­lirtmiş, hem de ana rahminin anatomik yapısına dikkatleri çekerek orada oluşan ceninin korunması için mükemmel bir sistem oluşturulduğuna atıf­ta bulunmuştur. Nitekim Zümer Sûresi’nde ana rahminin anatomik yapısı hakkında temel bilgi verirken, orayı üç ayrı karanlık tabaka olarak vasıflandırmaktadır. (Geniş bilgi için bak: Zümer Sûresi: 6. âyetin tefsiri)

İnsanı bunca düzenli safhalardan geçirip çok mükemmel ve değişmez kanunlarla yaratan Allah, onun için bir de ölüm ve sonra da tekrar dirim kanunları koymuştur. Sırası gelince, bu kanunlar hükmünü yürütür ve hiç­bir aksaklık da söz konusu olamaz.

OLUŞAN ET PARÇASINDAKİ GELİŞME SAFHALARI

Yapılan bilimsel araştırma ve tesbitlere göre: Rahim yolu içinde aşı­lanan yumurta hemen bölünmeye başlar, rahim yolu kaslarının kasılmasıy­la 8 gün içinde rahme ulaşır. Rahmin iç tabakası olgunlaşmış, kalınlaşmış­tır ve artık yumurtanın tutunmasını beklemektedir. Kur’ânʹın tabiriyle «sağ­lam bir karargâh» haline gelmiştir.

Döllenmiş yumurtaya, gelişmeye yüztuttuğu andan sonra «oğulcuk» eski tabirle «rüşeym» denir; etene yolu ile annesinden kan almaya, bu kan kendi damarlarında dolaşmaya başladıktan sonra da «dölüt» yani «cenin» diye anılır. Böylece iki ayda iki santimetre olan ceninde nasıl damarlar oluşup kan dolaşımı meydana geliyorsa, öylece kıkırdak şeklinde kemik­ler de oluşmaya başlar ve yavaş yavaş Kur’ân’ın tabiriyle oluşan kemik­lere et giydirilir, yani etle kemik birlikte gelişerek düzen ve ölçüsü doğrul­tusunda bütünleşir. Derken ilk oluşmasına nisbetle bambaşka bir ya­ratık meydana gelir.

YARATANLARIN EN GÜZELİ OLAN ALLAH

«Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir, ne mukaddestir! »

«Halk»ın Türkçe çevirisi olan «yaratmak» birkaç manaya delâlet eder:

a) Doğru takdîr,

b) Aslı, mayası olmaksızın bir şeyi var kılıp ortaya çıkartmak, (Yerin vb göklerin yaratılması, insanın nutfe ve yumurtadan oluşması gibi),

c) Bir şeyi diğer bir şeyden icat etmek (insanların ilk insan Adem (A. S. )dan yaratılması gibi).. (Mu’cemu Müfredat-i Elfazi’l-Kur’ân: halk maddesi)

İkinci manadaki «halk» yani yaratma, sadece Allah’a mahsustur. Bi­rinci ve üçüncü manâlardaki «halk» ise, hem Allah, hem de insanlardan icat etme yeteneğini ortaya koyanlar hakkında kullanılır. Şüphesiz ki, Ce­nâb-ı Hak «yaratma»nın her üç yönüyle de en güzel yaratandır.

Yorum:

Sülâle: Bir şeyden süzülüp çıkan şey demektir. Bazan da bir şeyin özüne, mayasına «sülâle» denilir. Sütün üstünde oluşan kaymak bu cüm­ledendir. Ayrıca kılı yağdan, kılıcı kınından çekip çıkarma hakkında da bu kelime kullanılmıştır. Evlât ve torunlara da «sülâle» denilmesi, baba ve dedelerinden süzülüp meydana geldiklerinden dolayıdır. (Kamus Tercemesi: sell maddesi)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, insana, aklını harekete geçirip hakkı ve doğruyu araştırıp bulabilmesi için, biyolojik ve anatomik anlamda temel bilgiler verildi. Böylece öldükten sonra ikinci bir hayata döndürüleceğimizin İlâhî kudrete göre, güç bir iş olmadığına işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, yine İlâhî kudrete delâlet eden altı kadar belgeye yer veriliyor ve böylece mevcut mutlak nizamda hâkim olan İlâhî tasarrufa dikkatler çekiliyor. Sonra da Allah hakkında çok iyi düşünmemiz ilham ediliyor.