MEÂLİ:
137- Muhakkak ki, sizden önce (Allahʹın koymuş olduğu hayat kanunları gereği) birtakım olaylar, yollar, yöntemler, şeriatler gelip geçti. O halde yeryüzünde gezip dolaşın da (Hakkʹı inkâr edip Peygamberleri) yalan sayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.
138- İşte bu (haberler) insanlar için bir açıklama, (Allahʹtan saygı dolu bir gönülle) korkup kötülüklerden sakınanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.
İNİŞ SEBEBİ
Uhud savaşında İslâm mücahitlerinden bir kısmının iyi niyetle de olsa emre uymamaları sebebiyle savaşın kaderi bir anda değişmiş ve müslümanlar hayli kayıp vererek yüreklerinden vurulmuşlardı. Yukarıdaki iki âyet hem teselli anlamında, hem de milletlerin hayatında bu tür olayların cereyan ettiğini, edeceğini ve yıkılıp giden milletlerin hakkı inkâr, emre itaatsizlik gibi çok sakıncalı bir yolda yürüdüklerini hatırlatmak için inmiştir.
GELİP GEÇEN MİLLETLERDEN GERİYE KALAN ESERLER
«Muhakkak ki, sizden önce birtakım olaylar, yollar, yöntemler, şerîatler gelip geçti... »
Geçmişteki insan topluluklarının yaşayışlarını, karşılaştıkları toplumsal ve siyasal olayların nedenlerini, inançlarını, gelenek ve törelerini, bilimsel çalışmalarını ve elde ettikleri sonuçları bilmemizde büyük yararlar vardır. Milletlerin maddî ve mânevî yapılarını ve bu anlamdaki yaşayışlarını ayrıntılarıyla tesbit etmek ise, kendi hayatımıza yön vermemiz bakımından çok önemlidir.
Bu arada geçmiş devirlerden kalma maddî kalıntıları gezip görmek, inceleyip anlamak, insanların geçmişi hakkında son derece yararlı bilgiler elde etmemize yardımcı olur. Hem arkeolojik çalışmalarla sağlanan belgeler nesnel olduğundan, eskiçağ dünyasını gerek töresel, gerekse dinî yönlerden bize yansıtmada oldukça sağlam bilgiler verirler.
Bu çok lüzumlu konu asırlarca ihmal edilmiştir. Özellikle tarih öncesi arkeoloji gerçek bilim olarak ancak 1836ʹda kendisini kabul ettirebilmiş ve çalışmalar hızlanabilmiştir. Halbuki Kurʹân-ı Kerîm’de on dört asır önce buna yer verilmiş ve gelip geçen milletlerin ve insan topluluklarının daha çok maddî kalıntılarını gezip görmemiz tavsiye anlamında emredilmiştir. Ne yazık ki, Kur’ânʹın bu konudaki hikmeti çok geç anlaşılmış, bu yüzden medeniyetin beşiği sayılan İslâm ülkelerinden sayısı belirsiz tarihî değeri yüksek eşya başka ülkelere kaçırılmıştır.
Kurʹân’da bu emir ve tavsiye tam 13 yerde kısa fakat çok duyarlı biçimde tekrarlanmıştır. (Yusuf: 109-Hacc: 46 - Rum: 9, 42 - Fâtır: 44 - Gâfir: 21. 82 - Muhammed: 10 - Âl-i İmrân: 137 - En’am: 11 - Nahl: 36 - Nemi: 69 - Ankebut: 20)
Allah Kelâmında bu konuya ağırlık verilmesinin nedeni açıktır; bunu şöyle özetleyip sıralıyabiliriz:
a) Geçmiş milletlerin ve kabilelerin tarihini bilmek, böylece tarih bilgisini sağlam belgelere dayandırmak,
b) Tarih öncesi ve sonrası devirlerde insan topluluklarının yaşayışlarını, inançlarını ve kültürel yapılarını tesbit etmek,
c) Putlara tapanlarla bir olan Allahʹa tapanlar arasındaki farkı anlamak, aynı zamanda bâtılın insanlıktan yana örnek alınacak hiçbir şey. bırakmadığını, fakat ibret alınacak çok şey bıraktığını kalıntılarında görmek; haktan yana olanların insanlıktan yana örnek alınacak çok şey bıraktığına şâhid olmak,
d) Küfrün, tuğyanın, zulüm ve haksızlığın insanları her devirde yıkıp yok ettiğini görüp ibret almak,
e) Şekillendirilmiş taşlara ve ağaçlara, ayrıca bazı hayvanlara tapınıp asıl yaratanı arayıp bulmamanın, bu konuda Allahʹın insana sunduğu akıl ve diğer yetenekleri kullanmamanın insanlığa çok pahalıya mal olduğunu görmek,
f) Daha güçlü ve uzun ömürlü olmalarına rağmen, Allahʹın koymuş olduğu hayat kanununa, yani Sünnetullah’a uymadıklarından yine en kahredici darbeyi bu kanundan yediklerini anlamaya çalışmak gibi yararlı sonuçlar elde etmek her zaman mümkündür.
Bütün bu sıraladıklarımızı Kur’ân üç madde halinde özetler:
1. Bunda insanlar için bir açıklama vardır.
2. Sakınanlar için doğru yolu bulup seçme fırsatı mevcuttur.
3. Allah’a kul olmanın derin anlamını kalbinde taşıyarak derin bir saygı ile O’ndan korkup kötülüklerden sakınabilmek için nice ibretler ve öğütler sergilenmiştir.
İLAHİ SÜNNETLER
«Muhakkak ki, sizden önce birtakım sünnetler gelip geçti... »
Kur’ânʹda bu sünnete geniş yer verilmiş ve ağırlık kazandırılmıştır. Tefsirimizde bu bakımdan sık sık buna temas etmekte ve gereken açıklamayı bir bakıma tekrarlamaktayız. Çünkü inanan bir milletin İlâhî sünnetin kâinatta hükümran olduğunu bilmesi çok, hem çok lüzumludur. İnkâra sapıp olayları tabiata bağlıyarak işin içinden sıyrılıp çıkmak kolay, ama bunun sonucuna katlanmak çok zordur. Sırf Allah’ı unutturmak ve körpe dimağlara maddeciliği aşılamak için «tabiat böyle yaptı, böyle geliştirdi», «doğa bunun böyle olmasını zorunlu kıldı» gibi sözler kullanmak evet çok kolay ve basittir. Ama bu nedenle yetişen dinsiz bir neslin nasıl bir tuğyan içine gireceğini düşünmemek o nisbette körlük ve aşağılıktır.
Tarih bize gelip geçen milletlerin kendi kaderini bu sünnete uyarak, ya da uymayarak çizdiğini göstermektedir. Sünnete uyanlara hayatın yüzü gülmüş, kudretin yardım eli uzanmıştır. Uymayanlara felâket kapıları açılmış, kudretin yardım eli uzanmamıştır.
Evet, «Yeryüzünde gezip dolaşın da (Hakkʹı inkâr edip Peygamberleri) yalan sayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçmiş milletlerden ve insan topluluklarından Hakk’ı inkâr edip Sünnetullah’ın sınırlarını aşanların yine bu sünnet gereği nasıl kötü bir sonuca kendilerini ittiklerini, kalıntılarından görüp öğrenmekteyiz. Kur’ânda bu konuda yukarıdaki âyetlerle tavsiyede bulunuldu. Gezip dolaşmamızı, tarih öncesi ve tarih sonrası gelip geçen milletlerin birçok yapılarını yansıtan kalıntılarını görmemizi emrederek arkeoloji’ye kapı açtı.
Bu noktadan hareketle Uhud savaşında arzulanan amaca erişilemediği üzerinde duruldu; bunun nedeninin dikkatsizlik ve itaatsizliğe dayandığına işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, imân cevherine sâhip olup Hakʹtan yana sağlam bir doğrultuda bulunanların er-geç üstünlük sağlayacakları, düşmanlarına karşı zafer bulacakları haber veriliyor.