MEÂLİ:
132- Her biri için işlediklerinden dolayı dereceler vardır. Rabbin onların işlediklerinden habersiz değildir.
133- Rabbin her şeyden müstağni (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, bütün varlık âlemi Oʹnun)dir; rahmet sâhibidir. Dilerse sizi ortadan kaldırıp yok eder ve arkanızdan yerinize dilediğini getirir; nasıl ki sizi de başka bir milletin soyundan meydana getirmiştir.
134- Size va’dolunan elbette gelecektir ve siz (gelecek olan kazayı engelleyip Allahʹı) âciz kılacak değilsinizdir.
135- De ki: Ey kavmim! İmkân ve gücünüz yettiğince yapın yapacağınızı; doğrusu ben (görevimi yerine) getiriciyim. İleride dünya evinin, âhiret yurdunun (feyizli) sonucu kimin olacaktır, bileceksiniz. Zâlimler elbette kurtuluşa eremiyeceklerdir.
İLGİLİ HADÎS
«Ey Âdemoğulları! Eğer aklınızı yeterince kullanabiliyorsanız, kendinizi ölüler sayınız. Canımı kudret elinde bulunduran zata and olsun ki, size va’dolunan mutlaka gelecektir ve siz ona asla engel olamıyacaksınız. » (İbn Ebî Hâtim: Saîd el-Hudrî’den)
HERKES AMELİNE GÖRE DERECE ALIR
«Her biri için işlediklerinden dolayı dereceler vardır. »
Bu, İlâhî adâletin gereğidir. İşlenen amellerin niyet ve amaçla birleştirilip değer ölçüsünün gerçek mânada ortaya çıkarılması, ancak âhirette mümkündür. Çünkü orada kulları arasında hükmeden, kullardan biri değil, Allahʹtır. O her şeyden doygundur; kimselere ihtiyacı yoktur. Dünyada işlenen her amelin karşılığı sahibine aittir; her amelin üzerinde sahibinin niyet ve amaç damgası vardır. O nedenle dünyada çok dindar ve takvâ sahibi bilinen bir kimsenin niyet ve amacı dünyalık ve gösteriş ise, âhiretteki derecesi o nisbette düşük olacaktır. Çünkü cezâ amelin cinsindendir. İlgili âyet özellikle niyet ve amaca işâretle uyarıda bulunuyor. Allah ancak iyi niyet ve güzel amaçla yapılan amelleri kabul eder.
ALLAH EMANETİ EHİL OLANA VERİR
«Dilerse sizi ortadan kaldırıp yok eder ve arkanızdan yerinize dilediğini getirir. »
İslâm ve Kurʹân, Allah’ın insanlığa gönderdiği en son ve en aziz emanetleridir. Bu emânet Mekke vâdisine indirildi. Ora halkının ileri gelenleri ona ehil olamadılar; Allah, emânetine Medineli ansar ile Mekkeʹden hicret eden fakir mü’minleri lâyık gördü. Bu yüzden Mekke müşriklerinin ileri gelenlerinden çoğu helâk oldu.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sonra Araplar sözü edilen emânete ehil olduklarını uzun bir süre isbat edip sürdürdüler. Ülke genişleyip mal ve servet çoğalınca müʹminler yavaş yavaş dünyalığı ön plâna aldılar ve böylece ehliyet ölçüsünü zedelediler. Allah, ruhî yapıları İslâm’la uyum sağlıyan Türkleri seçti ve emâneti onlara verdi. Böylece Emevîler tarihin derinliğine gömülüp silindiği gibi, Abbasîler de öyle oldu. Emaneti koruma sırası Büyük Selçuklulara, Anadolu Selçuklularına ve Osman Oğullarına geldi; emanet ehil olanlara teslim edildi.
İlgili âyetle bu gerçeğe işârette bulunuluyor.
ZALİMLER KURTULUŞA EREMİYECEKTİR
«Zalimler elbette kurtuluşa eremiyeceklerdir. »
Sosyal yapının feyizli meyvasını oluşturan İslâm dininin ve din ahlâkının önemi üzerinde duruluyor. Her iki dünyada da feyizli, huzurlu ve mutlu bir hayatın Allah’tan yana olanlara lâyık bulunduğu belirtiliyor. Ancak gerçek huzur ve mutluluğu refah seviyesinde değil, inanan kalblerde, gelişen vicdanlarda, arınan ruhlarda, hayırhahlık bağlarının gelişip dalbudak saldığı toplumlarda aramamız gerekir. Bunun aksini iddia eden, ya da düşünenlerin sonunda aldandığı görülmüş ve olaylar da bu düşüncenin yanlışlığını ortaya koymuştur. Allah ve âhirete inanmayan bir kalb, her geçen gün umutsuzluğun verdiği endişe ve sıkıntıyla huzursuzdur. Böylesi, milyarlar içinde de olsa hiçbir zaman olgun bir müʹminin içinde duyduğu huzur ve saadeti duyamaz. Refah seviyesi çok yüksek olan Avrupa ülkelerinin bir çoğunda genç kuşakların başlarını alıp çılgınca bir hayat sürme arzuları ve bir kısmının intihar etmesi bizim için açık bir belge niteliğinde değil midir?
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin Allahʹa ve âhirete inanmayan ve son dini kabul etmeyen müşriklere: «Ey kavmim! İmkân ve gücünüz yettiğince yapın yapacağınızı, doğrusu ben (görevimi yerine) getiriciyim, » diye uyarıda bulunmasının Allah tarafından emredilmesi bu gerçeği çok duyarlı biçimde hatırlatmıyor mu? Âyetin son kısmında ise, daha büyük bir uyarı yer almaktadır: «Zalimler elbette kurtuluşa eremiyeceklerdir. »
Tarih binlerce defa bunun doğruluğunu ortaya koymamış mıdır? Günümüzün gençliği neden kabına sığmamakta, neden bir kısmı uyuşturucu kurbanı olmakta ve önemli bir kısmı neden huzursuzluk çıkarmaktadır? Amaç ve hedefleri nedir, nereye gitmek istiyorlar? Onları dünyalık tatmin edemediğine; okul onların mânevî boşluklarını gerçek anlamda dolduramadığına göre, tatmin eden ne olabilir; boşluğun mahiyeti ve ilâcı nedir? Bütün bu sorulara cevap bulmak zorundayız. Aksi halde her memleket kendi felâketini hazırlamakta yarışırcasına bir gayret içine girmiş olur.
Allah’a ve âhirete, dine ve onun getirdiği yüksek ahlâka inanıp bağlanmak kime ne zarar getirmiştir? Allah’ını bulan ve Oʹna gönülden inanan kimse ne kaybetmiştir? İnanmayıp maddeye sarılanlar ne kazanmıştır? Son yıllarda ülkemizde de materyalist felsefenin kurbanı olan Allahsızların silaha sarılıp hem devleti ve milleti alaşağı etmeye kalkışmaları, hem de acımadan arkadaşlarını, babalarını ve kardeşlerini öldürmeleri, Allahʹını kaybedenin her şeyini kaybettiğini göstermiyor mu? Başka kanıt aramaya, başka sebepler bulup çıkarmaya gerek var mıdır?
Allah her şeyden doygundur. Rahmeti ise umumidir. Çorak kalblerin bu rahmetten yararlanması mümkün değildir. Kalbin çoraklığını ise, millî ve dinî değerleri ayakta tutan ciddi bir eğitim giderebilir. Sadece tekniğe ve refaha dayalı medeniyetin yakın tarihimizde iki kez hurdahaş olduğunu, nasıl büyük bir felâket getirdiğini gördük. Üçüncü kez hurdahaş olmak üzeredir. Kur’ân taşıdığı yüksek hikmetiyle bunu haber veriyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle inkârcıların, putperest müşriklerin tekrar dirilme, kıyâmet ve hesapla ilgili inançlarının yanlışlığı ve sakatlığı belirtildi. Din ve Allah hakkında doğru bir bilgi taşımadıklarına dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle onların diğer hususlardaki bilgisizlikleri sözkonusu ediliyor; sırası gelince putlarını Allahʹa tercîh ettikleri anlatılıyor. Kendi akıllarına göre, bir din şekli uydurup ortaya koydukları konu ediliyor.