MEÂLİ:
9- Eğer onlara: «Gökleri ve yeri kim yarattı? » diye sorsan, «Onları O, çok güçlü, çok üstün, her şeyi bilen (Allah) yarattı» derler.
10- O Allah ki, yeryüzünü size bir beşik yaptı ve doğru yolu bulup yürümeniz için onda yollar meydana getirdi.
11- O (Allah) ki, gökten belli bir oranda su indirir de onunla ölü bir beldeye hayat verip canlandırırız. İşte bunun gibi siz de diriltilip kabirlerinizden çıkarılacaksınız.
12- O ki, bütün çiftleri yaratmış ve gemiyi var kılmış; davarlardan da, binmeniz için,
13- Sırtlarına binip doğrulmanız, sonra üzerlerinde iyice kurulunca Rabbınızın nîmetini hatırlamanız ve «bunu bizim buyruğumuza verip baş eğdiren (Allah) yücedir, münezzehtir; yoksa biz ona yanaşamazdık.
14- Ve elbette biz, dönüp dolaşıp Rabbımıza döneceğiz. » demeniz için var kılınmıştır.
İLGİLİ HADÎS
İbn Ömer (R. A. ) anlatıyor:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz sefere çıkarken, bineğine binip üzerinde iyice doğrulunca, üç defa Allahʹa hamd eder, üç defa «Sübhanellah» der, üç defa «Allahu Ekber» diyerek tekbîr getirir ve sonra da şöyle duâ ederdi: «Bunu bizim buyruğumuza verip baş eğdiren (Allah çok) yücedir, münezzehtir. Öyle olmasaydı biz buna yaklaşamazdık. Şüphesiz ki biz dönüp dolaşıp sonunda Rabbımıza döneceğiz.
Allahım, şu yolculuğumda senden iyilik ve takvâ (duygusunu ve idrâkini bize vermeni) istiyoruz. Amelden de senin razı olacağını diliyoruz.
Allahım, bu yolculuğumuzu kolaylaştır. Yolculuğumuzdan sonra da bizi itaatkâr kıl.
Allahım, yolculukta asıl sahip, çoluk çocuğumuz arasında asıl halîfe sensin.
Allahım, seferin şiddetinden, üzüntü ve sıkıntı veren görüntüsünden; aile ve malda kötü bir inkılaptan sana sığınırım. » (Ahmed: 2/144- Ebû Dâvud/cihâd: 74, Tirmizî/daâvat: 49)
MEKKELİ MÜŞRİKLERİN ALLAH HAKKINDAKİ BİLGİLERİ
«Eğer onlara: «Gökleri ve yeri kim yarattı? » Diye sorsan, «onları O, çok güçlü, çok üstün, her şeyi bilen (Allah) yarattı» derler.. »
Mekkeli putperest müşrikler, Allahʹın varlığına inandıkları gibi, Oʹnun gökleri ve yeri yarattığını da ikrar ederlerdi. Ancak âhirete ve Hz. Muhammed’e (A. S. ), aynı zamanda indirilen son kitap Kur’ânʹa inanmazlar ve putları Allah’ın yardımcıları sanıp onların şefaatini umarlardı. O bakımdan putları memnun ettikleri ölçüde Allah’a yakın olabileceklerine inanırlar ve zaman zaman onlara duydukları aşırı ilgiden dolayı onları Allahʹa ortak koşarlardı.
Böylece müşrikler putperestlik potasında iyice şekillendiklerinden, kendilerine doğru yolu gösterip Allahʹın ortağa ihtiyacı olmadığını söyleyenlere şiddetle karşı çıkar ve gerekirse bu uğurda birtakım cinayetler işlemekten çekinmezlerdi. Zaten İslâmʹa baş düşman olmalarının sebeplerinin başında onların bu şartlanması geliyordu.
İlgili dokuzuncu âyetle müşriklerin Allah hakkındaki inançları konu ediliyor; Allah’ın çok güçlü, çok üstün ve çok bilgili olduğuna inandıklarına dikkatler çekiliyor.
ALLAH, MUTLAK TASARRUF SÂHİBİDİR
«O Allah ki, yeryüzünü size bir beşik yaptı ve doğru yolu bulup yürümeniz için onda yollar meydana getirdi. »
Putperest müşriklerin inanç ve iddiaları belirtildikten sonra, Allah’ın mutlak kudret ve yegâne tasarruf sahibi bulunduğuna; kudretinde, tasarrufunda ve ilminde ortağı bulunmadığına değinilerek, akla ışık tutar ve malzeme verir mahiyette dört kadar delil sıralanıyor:
1- Yeryüzünün insanlar için bir beşik anlamında yaratılması.
«Beşik» kavramı bize, temsilî anlamda ip ucu vermeye yöneliktir. Genellikle «beşik» askıda tutulup boşlukta sallanan bir araçtır. Ayrıca çocuğun uyuyup dinlenmesine uygun bir yataktır. Dünya da Güneş çekim kuvvetiyle askıda tutulup belli bir yörüngede hareket etmektedir. İnsanların yaşayıp dinlenmesi, gelişip çoğalması için elverişli bir yataktır.
Bir yumurta gibi pürüzsüz olmayıp dağlarla, derelerle, vadi ve ovalarla pürüzlü, engebeli bir biçime sokulan dünya, bu şekliyle hayat dengesini korumakta ve plânlı şekilde düzenlendiği için de gezip dolaşmamıza, yol bulup bölgeler ve kıtalar arasını katetmemize çok elverişli bir ortam arzetmektedir.
Bütün bu ince hesaplar, dakik plânlar, kâinatın kör tesadüflerin biraraya gelmesiyle değil, çok yüksek mutlak kudretin tecellisiyle vücut bulduğunun delilidir. Artık basit cisimler, canlı-cansız varlıklar Oʹna ortak koşulabilir mi? Çünkü her şey O’nun eseri olarak bulunuyor.
2- Gökten belli oranda su indirilmesi.
Yağmur dengesinden söz edilmekte ve bununla yeryüzünün yeniden hayat bulması konu edilmektedir.
«Mâen bi-kader» cümlesi, ihtiyaç nisbeti; ziraate, içmeye ve diğer lüzumlu şeylere yetecek kadar diye yorumlanabilir. Bu, dünya yaratılalıdan beri, yeryüzünün onda yedisinin denizle kaplı bulunmasına; dünya ile güneş arasındaki uzaklık nisbetine; güneşten gelen ısıyla belli oranda buharlaşmanın meydana gelmesine işârettir. Öyle ki, bütün bu ünitelerin ortak çalışmasıyla yağmur dengesi ihtiyaç nisbetinde sağlanmaktadır. Şüphesiz ki sözü edilen bunca sistemli ameliyenin mutlak bir plâna göre düzenlendiğini idrâk etmemek körlüğün, nankörlüğün açık belirtisi değil de nedir?
Evet bütün bu plânlı, dengeli olaylar, kâinatın şaşmayan kanunlarla yürütüldüğünü göstermekte ve yine mutlak anlamda ilim, kudret ve hikmet sâhibi bir Allah’ın mevcudiyetini isbat etmektedir.
İnen yağmurun toprağı kabartıp tohum ve kökleri harekete geçirerek onları ölümlerinden sonra dirilttiği gibi, ölen insanların da buna benzer bir rahmetin inmesiyle dirilip kalkacakları bildiriliyor. Bu, hayatın su ile başladığını ve ikinci hayatın da yine yağacak kudret yağmuruyla başlayacağını yansıtmakta, hayat için suyun lüzumunu ortaya koymaktadır.
3- Eşyanın çift yaratılması.
Bu konuda Kur’ân «ezvac» kavramı üzerinde durmaktadır. «Zevc»in çoğulu olan bu kelimeyi ünlü müfessirlerimiz «esnaf» ve «enva’» diye yorumladıkları gibi, Allah’tan başka her şeyin zıdlar şeklinde çift yaratıldığını; Allah’ın ise eş ve ortaktan, denk ve benzerden münezzeh bulunduğunu ortaya koymuşlardır.
Müfessir Kurtubî ve onun yolunu izleyenler, el-Hasan ve İbn İsa’nın tefsirlerine yer vererek şu yorumu nakletmişlerdir: «Ezvacʹdan maksat, yaz- kış, gece-gündüz, gök ile yer, ay ile güneş, cennet ile cehennem gibi zıd çiftlerdir. Canlıların erkek ve dişisi; bitkilerin dişi ve erkek anlamda aşılanıp döllenmesi de bu cümledendir. »
Bütün bu yorumların çoğu, günümüzde gelişen bilimsel araştırmalarla az veya çok uyum halindedir, diyebiliriz. Çünkü gerek canlılarda, gerekse bitkilerin çoğunda zevciyet kanunu câridir. Ayrıca kâinat zıdlarla donatılmıştır.
Şüphesiz ki bu düzenleme, mutlak anlamda bilgili, hikmetli, kudretli çok yüksek bir varlığın hükümran olduğuna delâlet etmektedir ki, hak dinler ona «Allah» demekte ve O’nu kemal sıfatlarıyla tanıtmaktadır.
Yoksa materyalistlerin iddia ettiği gibi, «hayat madde ile birlikte ezelden beri mevcuttur» denilemez. Çünkü her şey çok mükemmel şekilde proğramlanmış ve şaşmayan kanunlara bağlanmıştır. Onların «ezelden beri mevcuttur» sözü hiçbir ilmî esasa dayanmamakta ve bunu, sadece Cenâb-ı Hakkʹı inkâr etmek için kendilerine göre bir can simidi yapmaktadırlar.
4- Gemilerin ve binek hayvanların yaratılıp hizmete sevkedilmesi.
Gemi ne zaman icad edilmiştir? Onu ilk yapan Nuh Peygamber midir? Şüphesiz bu konuda sağlıklı bir bilgiye sahip değiliz. Kurʹân-ı Kerîm, İlâhî emir ve gözetim altında Nuh (A. S. )ın tahtadan veya madenî levhalardan gemi yaptığını açıklamaktadır. (Bilgi için bak: Kamer Sûresi: 13. âyet)
Aynı zamanda bu geminin suyu yarıp yol almasına imkân veren kuş göğsüne benzer göğsü bulunduğuna veya levhalarının çivilerle tutturulduğuna işâret edilerek, yapımı hakkında ip ucu verilmektedir.
Ayrıca Süleyman Peygamber’in (A. S. ) yelkenli gemilerden oluşan güçlü filoları hakkında birtakım bilgilere de yer verildiğini görmekteyiz.
O halde binip deniz yolculuğu yapmamız için Allahʹın gemiyi var kılması iki ayrı yorum gerektirmektedir:
a) Nuh Peygamberʹden önce insanlar büyük gemi inşa etmeyi düşünememişler; küçük çapta kayık ve benzeri araçlar kullanmışlardır. Nuh Peygamberʹin büyük bir gemi inşa etmesi için, ortada model bulunmadığından İlâhî gözetim altında yapılması gerekiyordu. Diğer yandan, Nuh Kavmi’nin bulunduğu bölgede deniz olmadığından, Onun yapmaya başladığı şeyin ne olduğu sorulmuyordu da, deniz olmayan yerde gemi yapmanın anlamsızlığı düşünülerek alay konusu ediliyordu. İşte bu iki husus bize, Nuh (A. S. )dan önce büyük çapta gemi inşa edilmediğini işâret yoluyla yansıtmakta ve fakat denizde kullanılan birtakım vasıtaların bilindiği de kapalı bir anlatımla haber verilmektedir.
b) Su ile diğer cisimlerin özgül ağırlıkları ve bu kanuna göre, cisimlerin su üstünde yüzmesi, Allah’ın insanlardan yana var kıldığı fiziksel bir olaydır. Bu açıdan da gemi Allahʹın lûtfunun eseridir.
«Bunun bizim buyruğumuza verip baş eğdiren (Allah) yücedir, münezzehtir.. » cümlesi, konulan fiziksel kanunlara ve binek hayvanlarının hizmete sevkedilmelerine, böylece her şeyin yaratıldığı hikmete ve hizmete yöneldiğine işâret etmektedir. Zira suyun belli kanunlara bağlı bulunarak taşıdığı özellik, geminin yüzmesini sağlamakta ve onu insana baş eğdirmektedir. Binek hayvanlarının binmeye elverişli yapı ve güçte, insanların buyruğuna baş eğme özelliğinde yaratılması da öyle..
İşte Kur’ân-ı Kerîm’in bahsettiği «teshîr» budur.
İnsan gerek at ve benzeri bir bineğe, gerek gemi ve benzeri bir vasıtaya bindiği zaman gururlanıp nefsinin esiri olabilir. İslâm Dini ise, insana her işte ve konuda Allah’ı hatırlatır ve her şeyi O’nun varlığına delil gösterir. Mevlânâ’nın da dediği gibi, kâinat ancak Allah ile güzeldir, Oʹnunla anlam kazanmaktadır. İslâmʹın amacına gelince: Her konuda Allah ile kulları arasındaki münasebet ve ilgiyi devam ettirmek; insanın çok âciz, Allahʹın ise sınırsız kudret sâhibi bulunduğunu kalp ve kafalara işlemektir. Bunun için bir vasıtaya binildiğinde, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin yaptığı duâyı yapmamız; en azından Kur’ân’daki cümleyi okumamız, imânımızın gereği, kulluğumuzun belirtisidir. Ayrıca Nuh Peygamberʹin (A. S. ) gemiye binerken yaptığı şu duâ (Hûd Sûresi: 41) yı da okumamızda sayısız faydalar vardır:
DÖNÜŞ, ALLAHʹA OLACAKTIR
«Ve elbette biz, dönüp dolaşıp Rabbımıza döneceğiz. »
Allahʹın varlığına, kudretinin sınırsızlığına ve yüceliğine delâlet eden belgeler sıralandıktan, insan düşünce ufku genişletildikten; akla ışık tutulup gereken malzeme verildikten sonra, dönüşümüzün ancak Allah’a olacağı açıklanmaktadır.
Vasıtaya binen kimsenin yapacağı yolculuk, varacağı yer hayatında ayrı bir değişiklik, başka bir dönem oluşturur ve aslında insan yolculuğu devam edip gelmektedir. Ruhlar âleminden yola çıkıp dünyaya gelmekte ve âhirete doğru yol almaktadır. Allah’ın kudretinin tecellisi olarak hepimiz O’ndan gelmekteyiz ve sonunda Oʹna dönmek zorundayız. Bu, ezelde kudret kaleminin yazıp çizdiği bir plândır ki değişmesi, değiştirilmesi söz konusu değildir.
Böylece Kurʹân, hayatın ve insan olmanın asıl amaç ve hedefini belirlemekte; yolu çizip gayeyi açıklamaktadır. Hiçbir inanç sistemi, hiçbir ilim adamının bilimsel görüşü insana böylesine yüce ve doyurucu ümit verememiş, onu boşluktan, gayesizlikten kurtaramamıştır. Çünkü sözün en doğrusunu, plân ve proğramın, denge ve düzenin en sağlıklısını Allah ortaya koymakta ve haber vermektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, putperest müşriklerin Allah hakkında az bilgileri bulunduğu ve ancak putlarını Oʹna ortak gösterip sapıklığa yöneldikleri konu edildi. Hem onların, hem de yaşamakta olan inkârcıların «Tevhîd İnancı»nı zedeleyen ve bazan da yıkan bu gibi inanç ve düşünceden vazgeçmelerinde sayısız yararların bulunduğuna işâret edildi ve bu açıdan hareketle, akıllarını iyice kullanabilmeleri için de Allahʹın varlığına ve birliğine delâlet eden birkaç belgeye yer verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, müşriklerin, kendileri kız babaları olmayı bir nakısa ve utanç vesilesi saydıkları halde, Allah’a kız çocuğu nisbet etmeleri üzerinde duruluyor ve aydınlatıcı, yönlendirici bilgiler veriliyor. Allahʹa ibâdet etmemelerinin kendi irâdeleri dahilinde olmadığını, putlara ibâdet etmelerini hâşâ Allahʹın dilediğini ileri süren inkârcı müşriklerin nasıl koyu bir cehalet içinde bocaladıklarına atıfta bulunuluyor ve atalarının dinine körü körüne bağlanan o insanlar kınanarak, daha geniş çapta düşünmeleri isteniliyor.