MEÂLİ:
11- Allah, önce halkı (veya hayatı başlatan hilkat kanununu) meydana getirir. Onu (öldükten) sonra geri çevirir. Sonra da ancak Oʹna döndürüleceksiniz.
12- Kıyâmet saati gelip çattığı (ikinci hayata kalkıldığı) gün suçlu günahkârlar umutsuz olurlar.
13- (Allah’a) koştukları ortakları, onlar için hiç de şefaatçi değillerdir. Onlar (ister istemez o gün) o ortaklarını inkâr ve reddedip dururlar.
14- Kıyâmet kopacağı gün, evet o gün (putperestlerle putları, mü’minlerle kâfirler, suçlu günahkârlarla suçsuzlar) birbirlerinden (seçilip) ayrılırlar.
15- Artık dosdoğru imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlar Cennet bahçelerinde ağırlanıp neşelenirler.
16- İnkâr edenlere; âyetlerimizi ve Âhiretʹte bana kavuşmayı yalanlıyanlara gelince: İşte onlar azâp için hazır duruma getirilirler.
HAYATI BAŞLATAN HİLKAT KANUNU
«Allah önce halkı (veya hayatı başlatan hilkat kanununu) meydana getirir. Onu (öldükten) sonra geri çevirir. Sonra da ancak Oʹna döndürüleceksiniz. »
Hayatı başlatan ilâhî «hilkat kanunu», önce yoktan var kılar, sonra belli bir süreye kadar ezelî plân gereği yaşatır, sonra da öldürür de canlıları toprak haline getirir ve onlardan sayısı belirsiz bakteriler oluşturur. Sonra bu kanunun gereği, çer çöp haline getirdiği bitkilerde olduğu gibi, toprak haline soktuğu insanları yeniden hayata döndürür. İlk yaratmak nasıl «kün emri»ne bağlıysa, ikinci yaratmak da öylece «kün emri»ne bağlanmıştır. Bu emir tecelli edince ilgili kanunları ve sebepleri harekete geçirir ve belli elementleri biraraya getirerek ruha ikinci bedeni hazırlamış olur.
O bakımdan ilgili on birinci âyetle bu gerçeğe değinilerek, her şeyin İlâhî kudretin tecelli ve tezahürüyle hayata başladığı ve yine o kudretin tecellisiyle birinci hayata veda edeceği ve aynı tecelliyle ikinci hayata kaldırılacağı belirtilirken, sonunda insanların Allah’a, Oʹnun sonsuz kudretine döndürüleceği açıklanmakta ve bundan başka bir dönüş yönü ve yeri olmadığına işâret edilmektedir.
UMUTLARIN BÜTÜNÜYLE KIRILACAĞI GÜN
«Kıyâmet saati gelip çattığı (ikinci hayata kalkıldığı) gün suçlu günahkârlar umutsuz olurlar. »
Allah’a ve âhiret hayatına inanmayan nankör sapıklar, kıyâmet günü ikinci hayata gözlerini açınca, Cenâb-ı Hakk’ın ancak mutlak hikmet sahibi bulunduğunu ve mutlak surette adâletle hükmedeceğini anlarlar. Dünya hayatındaki fırsatları kaçırdıklarına binlerce defa pişmanlık duyup üzülürler ve verilen belli ömür süresinde Allahʹı tanımayıp inkâra saptıklarını, emirlerine kulak ve kalplerini kapalı tutup nankörlük ettiklerini düşünerek derin bir ümitsizliğe kapılırlar. Zira dünyada ümitsiz bir hayat süren, ümitsizlik üzerine ölenlerin âhirette de ümitsizlik içinde azâba atılacakları sünnetullah ve adâletullah gereğidir. Ceza daha çok amelin cinsinden olur.
Allah’ı bırakıp yontulup şekillendirilen cisimlere «tanrı» diye tapanlar ise, o gün putlarının şefaatçi olamıyacaklarını öğrenirler ve ister istemez «ilâh» diye taptıkları bu cisimleri red ve inkâra kalkışırlar. Ama nâfile.. Zira dünya hayatında inanılması gereken Yüce Yaratan’ı inkâr etmişler ve âhiret hayatını bir türlü akıl ve havsalalarına sığdıramamışlardı.
Böylece dünya hayatında Allah’ı inkâr edip canlı cansız birtakım şeylere tapanlar, âhiret gününde bunun aksine bir yol izlemek isterler; Allahʹı tanımaya başlarlar ve sahte ilâhlarını red ve inkâr ederler. Artık bu dönüşün bir anlam ve yararı olmaz. Zira teklîf ve sorumluluk dönemi sona ermiş, ceza, hesap ve mükâfat dönemi başlamıştır. Böylece herkes ameliyle, niyetiyle başbaşa kalır; Allahʹın izni olmadan kimse kimse adına şefaatçi olamaz. Hüküm, bütünüyle Allahʹa aittir. İlâhî adâlet gereği, iman ve sâlih amellerle ömürlerini değerlendirenlere büyük mükâfatlar; inkâr ve azgınlıkla geçirenlere elim cezalar verilir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹın yaratmaya başladığı gibi, öldürüp düzeni bozduktan sonra yeniden dirilterek ikinci hayatı başlatacağı konu edildi. Bu gerçeğe kalp ve kulaklarını tıkayanların İlâhî azaba hazır duruma getirilecekleri açıklanarak gereken uyarı yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, ibâdet edilmeye ancak Allahʹın lâyık olduğu belirtilerek beş vakit namazın önemine işâret ediliyor. Sonra da Allahʹın varlığına ve birliğine delâlet eden birkaç belgeye yer verilerek akıl ve idrâkler bu konuya döndürülmek isteniyor.