Nahl Suresi 126-128. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فِي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ

126.

Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

Diyanet İşleri

127.

Sabret! Senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.

128.

Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

126- Cezâ verecek olursanız, size verilen cezânın misliyle cezâlandırın. Ama eğer (bu hususta) sabrederseniz, and olsun ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

127- Sabret, senin sabrın ancak Allahʹın yardımı iledir. Onların (in­kârda inât etmelerine) üzülme; kurdukları hile ve tuzaktan dolayı telaşla­nıp sıkıntıda kalma.

128- Şüphesiz ki Allah, korkup (fenalıklardan; zulüm ve tecâvüzden) sakınanlarla ve bir de iyiliği huy edinenlerle beraberdir.

İNİŞ SEBEBİ

Bu âyetler Medineʹde Uhud şehitleri sebebiyle inmiştir. Olayın içyüzü şöyle cereyan etmiştir:

Uhud Savaşı sona erince, Müslümanlar şehit edilen kardeşlerini savaş alanından toplamaya başladılar; ancak manzara çok feciydi; yürekler da­yanacak gibi değildi. Mekkeʹnin gözü dönmüş putperest azgınları, şehit edilen mü’minlerin kulak ve burunlarını kesmiş, gözlerini oymuş, karınla­rını deşmişlerdi. Duygularına kapılan mü’minler, «eğer bir gün Cenâb-ı Hak bizi onların üzerine gönderirse, elbette aynı şeyleri uygulamakta tereddüt etmiyeceğiz» diyerek intikam ateşiyle yanıp tutuştular. Bunun üzerine yu­karıdaki âyetler indi ve sabretmenin hayırlı olacağı bildirildi. (Lübabuʹt-teʹvîl: 3/142)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin de, amcası Hz. Hamza’nın (R. A. ) parça­lanmış cesedini görünce, müşriklerden otuz kişiyi aynı şekilde parçalaya­cağına dair yemin ettiği hakkında bazı rivâyetler edilmişse de, yapılan ciddi araştırma ve tesbitlere göre, hepsinin zayıf olduğu, delile dayanak olmayacağı anlaşılmıştır. Zira bu konudaki hadîs «mursel»dir, yani sene­dinden bir sahabi düşmüştür. O bakımdan senedi muttasıl değildir. Olma­yınca da zayıf kabul edilir ve delil olarak alınmaz.

Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in duygusal davranıp intikam almaya ye­min etmesi kesinlikle düşünülemez. Zira O’nun makam ve mertebesi, bu gibi düşünce ve davranışlardan çok yücedir ve çok temizdir.

Nitekim yukarıdaki âyetler inince, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, intikam hissiyle yerinde duramayan arkadaşlarına: «Sabrediniz, misillemede bu­lunmayınız! » buyurmuştur. (İbn Kesîr: 2/592) Oysa âyetle misliyle cezâ vermekte bir sa­kınca olmadığı belirtilmektedir. Eğer Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin nakle­dildiği şekilde bir yemini olsaydı, arkadaşlarına «Sabrediniz, misillemede bulunmayınız», diye tenbîh eder miydi?

İLGİLİ HADÎSLER

«Sana güvenen kimseye emaneti teslim et. Sana hıyânet edene sen hıyânette bulunma! » (Dârekutnî)

Âliye kabilesinden bir adam Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe gelerek de­di ki:

- Ya Resûlellah! Bu dinde en zor ve en kolay olan şeyi bana haber ver.

Peygamberimiz (A. S. ) ona şöyle buyurdu:

- Bu dinde en kolay olan şey, LÂ İLÂHE İLLALLAH, MUHAMMEDʹÜN ABDUHÜ VE RESULÜHÜ, şehadetidir. En zor olanı ise, emânettir. Zira emâ­nete (riâyet etmiyenin) dini de, namazı da, zekâtı da yoktur (yani makbul değildir). (Hafız Bezzar: Hz. Ali (R. A. )den)

«Allah, kıyâmet gününde öncekilerle sonrakileri toplayıp biraraya ge­tirdiği zaman, ahdini bozan, hıyânet eden herkes için bir bayrak yükselti­lir ve şöyle denilir: Bu, falân oğlu falânın hıyânet ve vefasızlığıdır. » (Buharî/cizye: 22, edeb: 99, hiyel: 9, fiten: 21- Müslim/cihad: 8. 10, 17- Ebû Dâvud/cihad: 150- Tirmizi/siyer: 28, fiten: 26- İbn Mâce/cihad: 42)

İSLÂMʹIN YÜCELİĞİ

İslâm: Selâmet, güven, rahmet, şefkat ve huzur dinidir. Kinle yoğrul­muş intikama aslâ cevaz vermez. Gerektiğinde misillemeye imkân tanır, ama sabırlı olmayı hemen tavsiye eder. Çünkü Allah’a dosdoğru imân eden bir mü’min intikam, kin, fırsat kollama gibi duygusallıktan ve cehaletten kaynaklanan düşüncelerden çok yücedir. Onun her adımı Allah için, her sözü İlâhî rızaya erişmeğe yöneliktir.

İslâm, kan dökmek için değil, dökülen kanlara bir son vermek için seçilip indirilmiştir. İnsanları kahretmek için değil, hayat ve huzur vermek için Allah’ın insanlığa son mesajı olma özelliğinde geniş rahmettir.

İslâm, kin ve düşmanlık ateşini yakmak veya körüklemek için değil, onu söndürmek için insanlığa yönelmiş ve bütün milletleri kıyâmete kadar muhatab edinmiştir.

Zira Allah kendisinden korkup kötülüklerden sakınanlara ve bir de iyi­liği, yararlı olmayı huy edinenlere yakındır ve onlarla beraberdir.

Hadîs âlimlerinin ileri gelenlerinden İbn Huzayme (H: 223-311/M: 837- 923) son saatlarını yaşıyordu. Dostlarından biri ona yaklaşıp, «bana tav­siyede bulun» dedi. O da ona: «Aziz dostum! Malım yok ki vasiyet edeyim. Param yok ki, seni vasî tayin edeyim. Ama sana Nahl sûresinin son iki âyetini tavsiye ederim» diye cevap verdi.

Buna yakın bir vasiyetin de ünlü bilgin Herem b. Hayyan tarafından yapıldığı rivâyet edilir.

İbret ve hikmet dolu olan Nahl Sûresi’ni bitirirken, tefsîrini bize kolaylaştırıp nasip eden Allah’a, canlıların nefesleri sayısınca hamd-u senâlar; tek ilham ve irfan kaynağımız olan rahmet peygamberi Hz. Muham­med’e (A. S. ) ve âline ağaçlardaki yapraklar sayısınca salât-ü selâmlar olsun.

Allah bize yeter ve O ne güzel vekîldir!