MEÂLİ:
120- (İşte ey Muhammed! ) gelip geçen peygamberlerin olup biten bu haberlerinden senin kalbini yatıştırıp pekiştirecek kadarını sana anlattık. Bu sûrede de sana hak; müʹminlere öğüt ve (düşünüp gerçeği daha iyi kavrayabilmeleri için) hatırlatma gelmiştir.
121- Sen o iman etmeyenlere de ki: Yapacağınızı yapın; doğrusu biz de (gerekeni) yapacağız.
122- Bekleyip durun, biz de bekliyoruz.
123- Göklerin ve yerin gaybı Allahʹındır. Bütün işler Oʹna döndürülür. Artık Oʹna ibâdet edin ve Oʹna güvenip dayanın. Rabbin yapageldiğinizden habersiz değildir.
GELİP GEÇEN PEYGAMBERLERİN KISSALARINDAN ÖNEMLİ BÖLÜMLER
«(İşte ey Muhammed! ) Gelip geçen peygamberlerin olup biten bu haberlerinden senin kalbini yatıştırıp pekiştirecek kadarını sana anlattık. »
İlgili âyetle, daha önce gelip geçen peygamberlerden, Arap Yarımadası’nda bilinip unutulmayanların başlarından geçen olayların anlatılmasının sebep ve hikmetlerinden biri açıklanıyor. Hz. Muhammed’in (A. S. ) karşısına çıkan azgın putperestlerin ortaya koydukları vahşet ve gayr-i İnsanî saldırılar her mü’minin sabrını taşıracak sınıra ulaşmıştı. Davanın ve yapılan inkılâbın büyüklüğüyle orantılı sayılacak bir tepkiyle karşılaşılmış ve çok üzücü olaylar birbirini izleyip durmuştu. Cenâb-ı Hak, geniş rahmetinin bir tezahürü olarak mü’minleri teselli etmekte ve büyük nimetlerin büyük külfetlere kapı açacağına işâretle geçmişte diğer peygamberlerin karşılaştıkları sıkıntı ve zorlukları hatırlatarak onlara nasıl göğüs gerdiklerini bazı safhalarıyla nakletmektedir. Geçmiş olayların dramatik yanları yansıtılırken cidden gönülleri yatıştıracak, İslâm’a hizmette azim ve gayretleri artıracak pasajlara yer verildiğini görmekteyiz.
Böylece Cenâb-ı Hak, mü’minlerin başarıya ulaşabilmelerinden yana gereken bilgiyi vermekte ve mutlu günlerin çok yakın olduğunu müjdeleyerek feth-i mübînin anahtarını göstermektedir.
O bakımdan da Hûd Sûresi, hak ve gerçekleri bir dizi halinde sıralayan, mü’minlerin moralini yükseltip küfrü alt etmeleri için kendilerine bol bilgi ve malzeme verilen bir sûre olarak bilinir.
İMANLA KÜFRÜN SÜRTÜŞMESİ
«Sen o imân etmiyenlere de ki: Yapacağınızı yapın; doğrusu biz de (gerekeni) yapacağız. »
Bu, şüphesiz ki insanla başlamış ve yine onunla sona erecek bir sürtüşme ve tartışmadır. İblîs ile Âdemʹin (A. S. ), sonra da onun zürriyetiyle şeytanların mücadeleleri sürüp gelmekte ve tarih sahifelerinde silinmez izler bırakmaktadır. O bakımdan önce gelip geçenler, sonradan gelenlere öğüt ve ibret alınacak çok şeyler bırakmışlardır. Bu birikim hâlâ artmakta ve bütün hızıyla yoluna devam etmektedir. Ama bazı istisnalarla her zaman mutlu sonuç, tatlı başarı, hakkın ve gerçeğin olmuştur. Yeter ki, hak, haklılığını bütün şartlarıyla ve belgeleriyle ortaya koyabilsin.
Kur’ân-ı Kerîm bu sonuca dikkatleri çekerek Peygamber’in (A. S. ) diliyle şöyle diyor: «İmân etmiyenlere de ki: Yapacağınızı yapın. Doğrusu biz de (gerekeni) yapacağız. Bekleyip durun, biz de bekliyoruz. »
Kimlerin üstün geleceği, kimlerin hezimete uğrayacağı ileride belli olacak. Çünkü gaybın bilgisi Allah’a aittir. Bütün işler Oʹnun koyduğu hayat kanunlarına gelip dayanır. Hiçbir olay sünnetullahın sınırlarını aşamaz. Bu kanunlara uyan mutlu olur, uymayanlar kendilerine yazık etmiş olurlar. O halde dünyada hazırlık dönemimizin süresi bitmeden Allah’ın koyduğu hayat nizamıyla uyum sağlama yollarını aramamız gerekmektedir. Kuşkusuz bu yolun başında Allah’a dosdoğru imân ve onun en güzel ürünü sayılan salih ameller yer almaktadır. «Artık Oʹna ibâdet edin ve Oʹna güvenip dayanın. Rabbin yapa geldiklerinizden habersiz değildir. » meâlindeki âyetle bu gerçeğe parmak basılıyor ve uyarı mahiyetinde sinyal veriliyor. Zira yegâne terbiyeci ve geliştirip kemale erdirici olan Rabbimiz, yaptığımız ve işlediğimiz her şeyden mutlaka haberlidir. Cenâb-ı Hak, yerde ve göklerde meydana gelen hiç bir olaydan habersiz veya gafil değildir ve olamaz da. Çünkü gaflet, habersizlik ârızî şeylerdir ki, vücudu mümkün olan varlıklara ârız olur. Allah ise, vâcibü’l-vücuttur, beşere arız olan şeyler ona ârız olmaz, O nasılsa öyledir, yine de öyle kalacaktır. Hem gaflet noksanlığın tabii sonucudur. Allah ise, her türlü noksanlıktan pak ve yücedir.
Allah’ın yardımıyla Hûd Sûresinin tefsirini burada bitirirken, bize kendi kelâmıyla bol malzeme veren, geniş bilgi kapısını aralamak suretiyle kalbimizi ve kafamızı aydınlatan; her vesileyle yüzümüzü hakka yönelten Rabbımıza hamd-u senâlar; Allahʹın emirlerini bize noksansız teblîğ ederek risâlet görevini lâyıkıyla yerine getiren Rahmet Peygamberi Hz. Muhammedʹe ve O’na dosdoğru uyanlara salât ve selâmlar olsun!