Hud Suresi 120-123. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَكُلًّا نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِ فُؤٰادَكَ وَجَاءَكَ فِي هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِنِينَ وَقُلْ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنَّا عَامِلُونَ وَانْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ الْاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

120.

(Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.

Diyanet İşleri

121.

İman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız."

122.

"Bekleyin, biz de bekleyeceğiz."

123.

Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

120- (İşte ey Muhammed! ) gelip geçen peygamberlerin olup biten bu haberlerinden senin kalbini yatıştırıp pekiştirecek kadarını sana anlat­tık. Bu sûrede de sana hak; müʹminlere öğüt ve (düşünüp gerçeği daha iyi kavrayabilmeleri için) hatırlatma gelmiştir.

121- Sen o iman etmeyenlere de ki: Yapacağınızı yapın; doğrusu biz de (gerekeni) yapacağız.

122- Bekleyip durun, biz de bekliyoruz.

123- Göklerin ve yerin gaybı Allahʹındır. Bütün işler Oʹna döndürü­lür. Artık Oʹna ibâdet edin ve Oʹna güvenip dayanın. Rabbin yapageldiğinizden habersiz değildir.

GELİP GEÇEN PEYGAMBERLERİN KISSALARINDAN ÖNEMLİ BÖLÜMLER

«(İşte ey Muhammed! ) Gelip geçen peygamberlerin olup biten bu haberlerinden senin kalbini yatıştırıp pekiştirecek kadarını sana anlattık. »

İlgili âyetle, daha önce gelip geçen peygamberlerden, Arap Yarımada­sı’nda bilinip unutulmayanların başlarından geçen olayların anlatılması­nın sebep ve hikmetlerinden biri açıklanıyor. Hz. Muhammed’in (A. S. ) kar­şısına çıkan azgın putperestlerin ortaya koydukları vahşet ve gayr-i İnsa­nî saldırılar her mü’minin sabrını taşıracak sınıra ulaşmıştı. Davanın ve yapılan inkılâbın büyüklüğüyle orantılı sayılacak bir tepkiyle karşılaşılmış ve çok üzücü olaylar birbirini izleyip durmuştu. Cenâb-ı Hak, geniş rah­metinin bir tezahürü olarak mü’minleri teselli etmekte ve büyük nimetlerin büyük külfetlere kapı açacağına işâretle geçmişte diğer peygamberlerin karşılaştıkları sıkıntı ve zorlukları hatırlatarak onlara nasıl göğüs gerdik­lerini bazı safhalarıyla nakletmektedir. Geçmiş olayların dramatik yanla­rı yansıtılırken cidden gönülleri yatıştıracak, İslâm’a hizmette azim ve gay­retleri artıracak pasajlara yer verildiğini görmekteyiz.

Böylece Cenâb-ı Hak, mü’minlerin başarıya ulaşabilmelerinden yana gereken bilgiyi vermekte ve mutlu günlerin çok yakın olduğunu müjdele­yerek feth-i mübînin anahtarını göstermektedir.

O bakımdan da Hûd Sûresi, hak ve gerçekleri bir dizi halinde sırala­yan, mü’minlerin moralini yükseltip küfrü alt etmeleri için kendilerine bol bilgi ve malzeme verilen bir sûre olarak bilinir.

İMANLA KÜFRÜN SÜRTÜŞMESİ

«Sen o imân etmiyenlere de ki: Yapacağınızı yapın; doğrusu biz de (gerekeni) yapacağız. »

Bu, şüphesiz ki insanla başlamış ve yine onunla sona erecek bir sür­tüşme ve tartışmadır. İblîs ile Âdemʹin (A. S. ), sonra da onun zürriyetiyle şeytanların mücadeleleri sürüp gelmekte ve tarih sahifelerinde silinmez izler bırakmaktadır. O bakımdan önce gelip geçenler, sonradan gelenlere öğüt ve ibret alınacak çok şeyler bırakmışlardır. Bu birikim hâlâ artmak­ta ve bütün hızıyla yoluna devam etmektedir. Ama bazı istisnalarla her zaman mutlu sonuç, tatlı başarı, hakkın ve gerçeğin olmuştur. Yeter ki, hak, haklılığını bütün şartlarıyla ve belgeleriyle ortaya koyabilsin.

Kur’ân-ı Kerîm bu sonuca dikkatleri çekerek Peygamber’in (A. S. ) di­liyle şöyle diyor: «İmân etmiyenlere de ki: Yapacağınızı yapın. Doğrusu biz de (gerekeni) yapacağız. Bekleyip durun, biz de bekliyoruz. »

Kimlerin üstün geleceği, kimlerin hezimete uğrayacağı ileride belli olacak. Çünkü gaybın bilgisi Allah’a aittir. Bütün işler Oʹnun koyduğu ha­yat kanunlarına gelip dayanır. Hiçbir olay sünnetullahın sınırlarını aşamaz. Bu kanunlara uyan mutlu olur, uymayanlar kendilerine yazık etmiş olur­lar. O halde dünyada hazırlık dönemimizin süresi bitmeden Allah’ın koy­duğu hayat nizamıyla uyum sağlama yollarını aramamız gerekmektedir. Kuşkusuz bu yolun başında Allah’a dosdoğru imân ve onun en güzel ürü­nü sayılan salih ameller yer almaktadır. «Artık Oʹna ibâdet edin ve Oʹna güvenip dayanın. Rabbin yapa geldiklerinizden habersiz değildir. » meâlin­deki âyetle bu gerçeğe parmak basılıyor ve uyarı mahiyetinde sinyal ve­riliyor. Zira yegâne terbiyeci ve geliştirip kemale erdirici olan Rabbimiz, yaptığımız ve işlediğimiz her şeyden mutlaka haberlidir. Cenâb-ı Hak, yer­de ve göklerde meydana gelen hiç bir olaydan habersiz veya gafil değildir ve olamaz da. Çünkü gaflet, habersizlik ârızî şeylerdir ki, vücudu mümkün olan varlıklara ârız olur. Allah ise, vâcibü’l-vücuttur, beşere arız olan şey­ler ona ârız olmaz, O nasılsa öyledir, yine de öyle kalacaktır. Hem gaflet noksanlığın tabii sonucudur. Allah ise, her türlü noksanlıktan pak ve yü­cedir.

Allah’ın yardımıyla Hûd Sûresinin tefsirini burada bitirirken, bize ken­di kelâmıyla bol malzeme veren, geniş bilgi kapısını aralamak suretiyle kalbimizi ve kafamızı aydınlatan; her vesileyle yüzümüzü hakka yönelten Rabbımıza hamd-u senâlar; Allahʹın emirlerini bize noksansız teblîğ ederek risâlet görevini lâyıkıyla yerine getiren Rahmet Peygamberi Hz. Muham­medʹe ve O’na dosdoğru uyanlara salât ve selâmlar olsun!