MEÂLİ:
101- Şüphesiz ki bizden kendilerine en güzel (en doyurucu mutluluk) sözü verilmiş olanlar (var ya), işte onlar Cehennem’den uzak tutulmuşlardır.
102- Cehennem uğultusunu da duymazlar ve onlar canlarının çektiği nimetler içinde ebedîdirler.
103- En büyük dehşet salan korku onları üzmez. Melekler onları karşılar da «bu size söz verilen gündür! » (derler).
104- O gün göğü, kitap (sahifelerini ya da formalarını) katladığımız gibi katlarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi -üzerimize gerekli bir vaʹd olarak- tekrar (yaratıp) geri çeviririz. Şüphesiz ki biz (böyle) yaparız.
İLGİLİ HADÎSLER
«Ey insanlar! Şüphesiz ki yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. «İlk yaratmaya başladığımız gibi, öylece yaratıp geri çeviririz.. » (Buharî/tefsîr: 2/39, rikak: 44, tevhîd: 6- Müslim/münafıkîn: 23- İbn Mâce/mukaddeme: 13- Dâremî/rikak: 80- Ahmed: 2/348)
«Şüphesiz ki Allah, kıyâmet gününde yerleri tutup kudret eline alacak; gökler de Oʹnun (kudretini sembolize eden) sağ elinde olacak.. » (Müslim/cennet: 56- Buharî/enbiyâ: 8, 48, kıyâmet: 3, tefsîr: 2/180- Nesâî/cenâiz: 118, 119- Ahmed: 1/223, 229, 235- 3/95- 6/53)
SAMİMİ İMAN VE SÂLİH AMEL
«Şüphesiz ki bizden kendilerine en güzel (en doyurucu mutluluk) sözü verilmiş olanlar (var ya) işte onlar Cehennemʹden uzak tutulmuşlardır.. »
Şüphesiz ki samimi imân ve onun ürünü olan sâlih amel, bu en güzel mutluluk müjdesinin ortamını hazırlayan temel esaslardır. Allahʹın başarılı kılma lûtfu erişince, bu esaslara sahip olanlar Cehennemʹden uzak tutulurlar. İçlerinde büyük ümit doğuran, ruhlarına aralıksız gıda sunan gerçek imân, dünyada Cennetʹi onların gönüllerinde oluşturmuştur. Âhirette gönüllerindeki bu imân ve irfan cenneti, sonsuz nimetlerle süslü maddî cennete dönüşür. O kadar ki, o bahtiyarlar Cehennem uğultusunu bile duymazlar. Canlarının çektiği nîmetler içinde ebedileşirler. Çünkü dünyada nefislerinin çektiği her türlü haram ve şüpheli şeylerden kaçınmışlardı.
Bütün bu va’dler, birer aldatma, ümitlendirme değildir. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın buna hiç ihtiyacı yoktur. O ezelde kurduğu kâinat düzenini aksatmadan hedefine doğru götürmektedir. Ancak bu düzende en önemli unsur mutlaka insandır. Onun varlığıyla düzen değer, anlam ve hikmet kazanıyor. O bakımdan dünya hayatında da her şey insan için hazırlanmıştır; âhiret hayatı da bütünüyle onun için kurulmuştur.
İnsanoğlu, kendi değer ölçüsüne bu açıdan baktığı takdirde, Allahʹın kendisini ne kadar aziz ve şerefli yarattığını ancak anlayabilir ve niçin yaratıldığının anlam ve hikmetini kavrayıp öğrenebilir.
EN BÜYÜK DEHŞET SALAN KORKU
«En büyük dehşet salan korku onları üzmez. »
Bir daha Sûr’a üflenip kabirlerden kalkış, görülecek bir manzaradır. Bir anda dehşet salan bir korku etrafı kaplar; başlar döner, gözler bir noktaya dikilip kalır. Ama dünya hayatında Allah’tan korkup ömrünü ona göre düzene sokup disipline eden mü’minleri, bu dehşet salıcı manzara üzmez. Rahmet melekleri onları karşılar da «Bu size vaʹdedilen gündür» derler ve mü’minleri rahatlatırlar.
GÖĞÜN DÜRÜLÜP KATLANMASI
«O gün göğü kitap (sahifelerini, ya da formalarını) katlar gibi katlarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi -üzerimize gerekli bir vaʹd olarak- tekrar (yaratıp) geri çeviririz. Şüphesiz ki biz böyle yaparız.. »
Kur’ân bu anlatımla, yaratmaya ilk başlandığı duruma dönüleceğini açıklıyor. Günümüzde, gerek ay, gerekse düşen meteorlar üzerinde yapılan ciddi araştırmalardan, yerin ve göklerin, yani bunlardaki cisimlerin tek parça halinde olduğu; sonraları İlâhî plân ve proğram gereği parçalanıp bugünkü duruma getirildiği anlaşılıyor. Kıyâmetin kopması ise, mevcut düzenin bozulması ve canlı adına her şeyin son bulması demektir. Bu durumda gök cisimlerinin biraraya getirilip kitap sahifeleri gibi üstüste konulup katlanması, ilk yaratıldığı şekle sokulması anlamına gelir.
Sonra da âhiretteki ölümsüz bir hayata uygun şartları ve ortamı oluşturacak yeni bir düzen kurulur. Bunun sebebi gayet açıktır: Bugünkü mevcut sistemler ve düzenler, insan hayatını bir süre devam ettirmeğe, onun ihtiyaçlarını karşılayacak nesneleri periyodik olarak vermeye yönelik bir ölçüdedir. Âhiret hayatı ise, sonsuzdur ve ölümsüzdür. O bakımdan kurulacak olan yeni düzenin buna cevap verecek bir plân ve proğramda olması gerekir.
İkinci düzen hemen kurulacak mı?
İlk yaratılmada tekâmül söz konusu olduğu gibi, ikinci yaratmada da aynı şeyi düşünebilir miyiz? Bu konuda kesin bir şey söylemek çok zor. Ancak ilk yaratılışta, insanın yararlanabileceği kaynakların oluşması için uzun bir süreye ihtiyaç vardı. O bakımdan yerküre beş-altı jeolojik devir geçirdikten ve gerekli kaynaklar oluştuktan sonra insan yaratılmıştır. Âhiret’te ise, buna gerek yoktur. Çünkü Cennet ve Cehennem çok önceden hazırlanmıştır. Yeniden hazırlanacak bir hayat düzeni, sadece mevcut sistemlerle ilgilidir. O halde yerin ve göklerin katlanmasından hemen sonra yeni sistemlere dönüşmesi düşünülebilir. Kurulan yeni sistem ve düzen içinde Cennet ve Cehennem de plâna uygun hazırlanan yerlerini almış olurlar. Allah daha iyisini bilir. (Bilgi için bak: Enbiyâ Sûresi: 30. âyetin tefsiri)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, mü’minler için hazırlanan uhrevî mükâfatlardan bir kısmı açıklandı ve dünya hayatından amacın ne olduğuna parmak basılarak iyi düşünmemiz ilhâm edildi. Sonra da kıyâmet olayıyla göklerin katlanacağına dikkatler çekilerek ilk yaratılış plânı hakkında temel bilgi verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, yeryüzüne veya âhiretteki saadet yurduna kimlerin vâris kılınacağına temas ediliyor ve Zebûrʹda bununla ilgili belgenin bulunduğuna dikkatler çekiliyor. Sonra da Peygamber’in (A. S. ) insanlara rahmet olarak gönderildiği konu edilerek, dünyada da, âhiret yurdunda da mutlu olabilmenin tek yolunun o rahmete uymak olduğu dolaylı şekilde anlatılıyor. Arkasından yakın gelecekte küfrün baş aşağı geleceği ve mü’minlerin dünya sahnesinde lâyık oldukları yeri alacakları anlatılarak, o gün gelmeden İlâhî rahmetin havasına girmenin lüzumuna işârette bulunuluyor.