MEÂLİ:
4- İffetli hür kadınlara zinâ (suçunu yakıştırıp iftira) atan, sonra (bunu isbat için) dört şâhit getiremiyenlere seksen değnek vurun ve onların şâhitliklerini ebediyen kabul etmeyin ve işte onlar günah işleyip İlâhî yoldan çıkmış kimselerdir.
5- Ancak bu iftira günahından sonra tevbe edip kendini düzelterek İlâhî yola dönenler müstesnâ. Çünkü gerçekten Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
6- Kendi eşlerine (zinâ suçu isnâd edip iftira) atanlar ve kendilerinden başka şâhitleri bulunmayanlardan herbirinin şâhitliği, doğrulardan olduğuna dair dört defa Allah ile (yemin edip) şehadette bulunmasıdır.
7- Beşinci defa, eğer yalancılardan ise Allahʹın lânetinin kendi üzerine olmasını söylemesidir.
8- Kocasının elbette yalancılardan olduğuna dair dört defa Allah ile yemin edip şehadette bulunması,
9- Beşinci defa, eğer kocası doğrulardan ise Allahʹın gazabının kendisi üzerine (inmesini) dilemesi, kadından cezâyı savar.
10- Eğer Allahʹın size olan fazl-ü rahmeti olmasaydı, (durumunuz ne olurdu? ) ve şüphesiz ki Allah tevbeyi çokça kabul eden yegâne hikmet sâhibidir.
İNİŞ SEBEBİ
Sehl b. Sa’d es-Sâidî kendisinden yapılan rivâyette, şöyle nakletmiştir:
- Uveymir el-Aclânî (R. A. ), Âsim b. Adiyʹe (R. A. ) gelerek dedi ki: «Ne dersin, adam karısıyla birlikte bir adamı (zina halinde) görür de o yüzden öldürürse, kısas gerekir mi veya ne yapması gerekir? Bu hususu Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’den sorsan ya.. » Bunun üzerine Âsim (R. A. ) konuyu Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’den sordu. Peygamber (A. S. ) Efendimiz hem böyle bir soruyu hoş karşılamadı, hem de ayıpladı. O kadar ki Âsim (R. A. )ın Resûlüllâh (A. S. )dan işittiği kendisine çok ağır geldi. Evine döndüğünde Uveymir ona geldi ve: «Ya Âsim! Resûlüllâh (A. S. ) sana ne söyledi? » diye sordu. Âsim (R. A. ) ona: «Sen bana hayır ile gelmedin! Resûlüllâh (A. S. ) senin sorduğun meseleden hiç de hoşlanmadı» dedi. Bunun üzerine Uveymir: «Vazgeçecek değilim, gidip Peygamber (A. S. )dan soracağım» dedi ve gelip insanların arasında oturan Peygamber’den (A. S. ) meseleyi sordu. Peygamber (A. S. ) ona şöyle emretti: «Allah gerçekten sen ve eşin hakkında Kur’ân (hükmü) indirdi. Git de eşini al ve birlikte buraya gelin. » Sonra da bu karıkocaya Allah’ın Kurʹânʹda belirttiği şekilde mülââne etmelerini buyurdu. Önce erkek karısına karşı lânetle yemin etti. (Sonra da kadın kocasına karşı yemin etti). Bunun üzerine Uveymir (R. A. ) şöyle dedi: «Ya Resûlellah! bu kadını artık nikahımda tutarsam ona haksızlık etmiş olurum» dedi ve karısını boşadı. Böylece ondan sonra lânetleşen çiftlerin -kocanın talâkıyla- ayrılmaları takriri mahiyette bir sünnet oldu.. (Sahîh-i Buharî: 11/1716 - Sahîh-i Müslim)
Diğer bir rivayetin özeti:
Hilâl b. Umeyye, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin huzurunda konuşarak, karısının Şerik b. Sahmâ ile zina ettiğini iddiayla suçlamada bulundu. Peygamber (A. S. ) Efendimiz dört şâhit istedi, aksi halde sırtına seksen değnek vurulacağını hatırlattı. Hilâl hayret ederek şöyle dedi: «Ya Resûlellah! adam kendi eşinin üstünde birini görünce şahit aramaya mı çıkacak? » Cenâb-ı Peygamber (A. S. ) ilk sözünü tekrarlayarak ondan dört şâhit istedi. Aksi halde bu suçlamasından dolayı seksen değnek ceza uygulanacağını bildirdi. Bunun üzerine Hilâl: «Ya Resûlellah! Allah bilir ki ben doğru söylüyorum ve herhalde Cenâb-ı Hak sırtımı, seksen değnek vurulmaktan kurtaracak bir âyet indirecektir» dedi. Çok geçmeden Cebrâil (A. S. ) «Mülââne» âyetini indirdi. Böylece Hilâl ve suçladığı eşi Resûlüllahʹın (A. S. ) huzurunda mülâânede bulundular.. » (Sahîh-i Buharî/şahadat: 21, tefsîr: 24, talâk: 28- Müslim/liân: 11- Ebû Dâvud/talâk: 27- Tirmizî/tefsîr: 24- Nesâî/talâk: 37, 38- İbn Mâce/talâk: 27- Ahmed: 1/273, 3/142)
İLGİLİ HADÎS
«Helâk edici yedi şeyden kaçınıp uzak durun! »
Bunun üzerine ashab-ı kirâm sordu: «Onlar nelerdir ya Resûlellah?! » Şöyle buyurdu: «Allahʹa ortak koşmak, sihirbazlık yapmak, Allahʹın (öldürülmesini) haram kıldığı canı (kimseyi) öldürmek, riba (faiz) yemek, yetim malını yemek, savaş için düşmana karşı çıkıldığı gün arka çevirip kaçmak, suçtan habersiz hür mü’mine kadınlara zina atmak (zina ile onları suçlamak).. » (Müslim/imân: 144- Buharî/vasaya: 23, hudûd: 44- Ebû Dâvud/vasaya: 10- Nesâî/vasaya: 12, tahrîm: 18- Ahmed: 1/202-5/291)
FIKHÎ YÖNÜ
Namuslu, iffetli, suçtan habersiz hür kadına zina isnat eden kimse, bu suçlamasını dört şâhitle isbatlamak zorundadır. Aksi halde kendisine bu suçlamasından dolayı ceza olarak seksen değnek vurulur.
Konumuzu oluşturan âyette, suçtan habersiz, iffetli hür müʹmine kadına «muhsane» denilmektedir. Hadîslerin ve uygulamanın ışığı altında, atılan iftiradan dolayı şerʹi ceza olarak seksen değnek vurulmasının gerekmesi için şu beş şartın gerçekleşmesi söz konusudur:
1- Suçlanan kadının müslüman olması,
2- Aklî dengesinin yerinde bulunması,
3- Ergenlik çağına girmiş olması,
4- Câriye olmayıp hür olması,
5- Daha önce zina suçu işlememiş bulunması.
O halde bu şartlardan biri mevcut olmazsa, zina suçlamasında bulunan kimseye seksen değnek değil de taʹzîr gerekir. Zina ile suçlanan kadın câriye ise, suçlayana kırk değnek vurulması gerekir.
SUÇLANAN KİMSE, SUÇLAYANIN EVLÂDI İSE
Anne veya baba kendi evlâdını veya torununu zina ile suçlar da bunu isbat etmek için dört şâhit getiremezse, «hadd-i kazf» yani seksen değnek ceza gerekir mi? Müctehit imamların bu mesele hakkındaki içtihat ve istidlâlleri az farklıdır:
a) el-Hasan, İmam Şâfiî, İshak b. Rahaveyh ve rey taraftarlarına göre, «hadd-i-kazf» gerekmez. İmam Ahmed b. Hanbel’in de içtihadı bu anlamdadır.
b) Ömer b. Abdülaziz, İmam Mâlik, Ebû Sevr ve İbn el-Münzirʹe göre, «hadd-i-kazf» gerekir. Çünkü âyette umum ifade edilmekte, istisna yapılmamaktadır. (Geniş bilgi için bak: el-Muğnî/İbn Kudame: 8/219)
LÛTÎLİKLE SUÇLAMAK
Lûtîlik, yani homoseksüellikle suçlamaktan dolayı -dört şâhitle isbat edilmediği takdirde- «hadd-i kazf» gerekir mi?
Böyle bir isnatla suçlanan kimse ister fâil, ister mefʹûl olsun fark etmez mi ve her iki hususta da dört şâhit istenilir mi? Bu mesele hakkında da ilim adamlarının görüş ve içtihatları az farklıdır. Şöyle ki:
a) el-Hasan, İmam Şâfiî, Nahaî, Zührî, İmam Mâlik b. Enes, İmam Ebû Yusuf, İmam Muhammed b. Hasan ve Ebû Sevrʹe göre, hadd-i kazf gerekir.
b) Atâʹ, Katade, İmam Ebû Hanîfe ve diğer rey tarafdarı olan bazı müctehitlere göre, hadd-i kazf gerekmez, sadece taʹzîr vâcip olur.
SUÇLAMADA BULUNANIN ŞAHİTLİĞİ
«Ve onların şahitliklerini ebediyen kabul etmeyin. »
İlgili âyetin açık anlatımından: İffetli hür müʹmine kadına zina isnat etmek suretiyle suçlamada bulunan kimsenin, bu suçlamasını dört şâhitle isbat edemediği takdirde, herhangi bir mesele hakkında şâhitliğinin kabul edilemiyeceği anlaşılmaktadır. Ancak böyle bir durumda kişi pişmanlık duyar da kendini düzeltirse, hüküm ne olabilir? Yapılan araştırma ve tesbitlere göre, bu mesele hakkında da ilim adamlarının ve müctehit imamların içtihat, İstidlâl ve görüşleri az farklıdır:
a) Hz. Ömer (R. A. ), İbn Abbas (R. A. ), Saîd b. Cübeyr, Saîd b. Müseyyeb, Süleyman b. Yesâr, Şa’bî ve İkrimeʹye göre: İster had uygulandıktan sonra, ister uygulanmadan önce tevbe edip kendini düzeltirse, hem fâsıklıktan kurtulur, hem de gerektiği zaman şâhitliği kabul edilir.
İmam Mâlik ile İmam Şâfiîʹnin içtihat ve görüşleri de bu anlamdadır.
b) Nahaî, Şerik ve rey taraftarlarına göre: Böylesi tevbe de etse şâhitliği bir daha kabul edilmez. Tevbe ve pişmanlık ancak onu fâsıklıktan kurtarır.
ZİNA SUÇLAMASINDA BULUNANA CEZA VERİLMEDEN TEVBE EDERSE
Zina ile suçlamada bulunup dört şâhit getiremiyen kimse, hakkında henüz şerʹî cezâ uygulanmadan, yani seksen değnek vurulmadan önce pişmanlık duyup tevbe ederse, verilecek ceza düşer mi? İmam Şâfiîʹye göre, düşer. Diğer müctehit imamlara göre, düşmez. Meğer ki iftiraya uğrayan müʹmine hür kadın onu affetmiş olsun..
MUHSANAT SIFATI
«İffetli, suçtan habersiz hür mü’mine kadınlar» diye çevirisini yapabileceğimiz «muhsanat» sıfatı Kur’ân’da dört mana üzere kullanılmaktadır:
1- Evli olsun, bekâr olsun iffetli, suçtan habersiz hür müʹmine kadınlar,
2- Evli kadınlar,
3- Hür kadınlar,
4- Masdar karşılığı olarak İslâmiyet..
Nitekim İbn Mes’ud (R. A. ) şöyle demiştir: «Kadının ihsanı, İslâmiyeti demektir. »
Ancak konumuzu oluşturan âyetteki «muhsanat» sıfatı ve «yermûne» fiili, tağlîb kaidesi uyarınca kadın, erkek her iki cinsi kapsamaktadır. (el-Muğnî/İbn Kudame: 8/216)
Kurʹân-ı Kerîm’de «muhsanat»ın dört değişik manada kullanıldığı âyetler:
1- Nûr Sûresi: 4 ve 23. âyetler
2- Nisâ Sûresi : 24. âyet
3- » » : 25. âyet
4- » » : 25. âyet
KARISINI ZİNA İLE SUÇLAYAN KİMSEYLE İLGİLİ HÜKÜM
Karısına zina isnat eden kimse, olayı isbat etmek için dört şâhit getirmek zorundadır. Aksi halde «mülââne» gerekir. Bu da, doğrulardan olduğuna dair dört defa Allah’ı şâhit tutması, yani Allah ile yemin etmesi ve beşinci defada, «yalancılardan ise Allahʹın lâneti üzerine olsun» demesiyle gerçekleşir. Aynı şekilde kadına da liânda bulunması teklîf edilir. O da dört defa Allah’ı şahit tutup yemin eder ve beşinci defasında «eğer kocası doğrulardan ise, Allah’ın gazabı üzerime olsun» derse, mesele çözülmüş olur. Artık iki tarafa da had gerekmez ve birbirlerinden ayrılmaları gerekir. Kadın yemin etmemekte ısrar ederse, ya ikrar edinceye kadar hapsedilir, ya da İmam Şâfiîʹye göre, şerʹî ceza hemen uygulanır.
Mülââneʹden sonra adam artık karısını boşar ve böylece birbirlerinden ayrılmış olurlar. Zira bu durumda artık eşlerin birarada yaşaması bir bakıma zorlaşır ve huzurlu, güvenli bir aile ortamı sağlanamaz.
Karısını zina ile suçlayan adam hem dört şâhit getiremez, hem de mülââneden kaçınırsa, o takdirde aleyhine «hadd-i kazf» yani seksen değnek vurulma cezası vâcip olur.
MESELENİN FIKHÎ TAHLİLİ
Karısını zina fiiliyle suçlayan adamdan da, -konu zina iddiası olduğu için- dört şâhit ikame etmesi istenir. Getiremediği takdirde hüküm ne olabilir? İffetli bir kadını zina ile suçlayıp dört şâhit getiremiyen kimse gibi, hakkında «hadd-i-kazf» uygulanır, yani seksen değnek vurulmak suretiyle tecziye edilir.
Ancak bu mesele, dördüncü âyetle belirtilen meseleden biraz farklıdır. Şöyle ki:
a) Karısını zina halinde yakalayan adam, onlara dokunmayıp şahit aramaya mı gitmeli?
b) Yoksa sineye çekip hareketsiz ve ilgisiz mi kalmalı?
c) Veya kocalık gayretinin tesiri ve onuruyla zani ve zaniyeyi oracıkta öldürmeli mi?
Birinci şıkkı uygulaması düşünülemez. Çünkü kendisi şâhit aramaya giderken zani ile zaniye çoktan işlerini bitirip oradan uzaklaşmış olurlar.
İkinci şıkka katlanması hem çok zor, hem de aile yuvasının selâmeti bakımından endişe vericidir. Zira olayın bilinmesiyle aile yuvasındaki huzur ve güven de kalkmış oluyor. Daimi bir nefret, öfke ve tiksinme, endişe ve korku sürüp gider ve bu durumda aile yuvası özelliğini kaybeder.
Üçüncü şık büsbütün tehlikeye ve hattâ felâkete dönüşebilir. Kati olayı büyük bir cezalandırmaya yol açar ve o takdirde olumlu hiçbir sonuç da elde edilmiş olmaz. Aksine aile büsbütün yıkılıp mutlak bir felâketle noktalanır.
Nitekim İmam Ahmed’in yaptığı rivâyete göre: Nûr Sûresiʹnin «İffetli hür kadınlara zina (suçunu yakıştırıp iftira) atan, sonra bunu isbat için dört şâhit getiremiyenlere seksen değnek vurun » meâlindeki dördüncü âyeti inince, Ansarın ileri gelenlerinden Saʹd b. Ubâde (R. A. ) kendini tutamayarak şöyle dedi:
- Ya Resûlellah! böyle mi indirildi?! Bunun üzerine Peygamber (A. S. ):
- Ey ansar topluluğu! reisinizin ne dediğini duyuyor musunuz? buyurarak üzüntüsünü belirtti. Ansar ise şu karşılığı verdi:
- Ya Resûlellah! onu pek kınama. Çünkü gerçekten yemin ederiz ki, o ne kadar bir kadınla evlendiyse mutlaka bakire olanını seçip evlendi ve ne kadar bir kadın boşadıysa bizden hiç birimiz onun gayretinin şiddetinden boşadığı kadınla evlenmeye cesaret edemedik.
Sonra Sa’d b. Ubâde (R. A. ) şöyle konuştu:
- Vallahi ya Resûlellah! şüpheniz olmasın ki ben inen hükmün hak olduğunu ve aynı zamanda Allah’tan geldiğini biliyorum. Ama hayret ettiğim şu ki: «Ben, Lekâ’ın (evdeki eşimin) bacakları arasında bir adama rastlayacağım, onları dört şâhit bulup getirinceye kadar kendi hallerine bırakıp dokunmayacağım, kıpırdatmıyacağım! Vallahi onlar işlerini bitirinceye kadar ben gidip dört şahit getirmiyeceğim, (onların oracıkta işlerini bitirip meseleyi kısa yoldan çözeceğim).
Bunun üzerine çok geçmeden Hilâl b. Ümeyye (R. A. ) geldi.... ve beşinci âyet indi. (Müsned-i Ahmed: 2/38)
Sa’d b. Ubâde (R. A. ) ile ilgili haber hakkında çok farklı rivâyetler tesbit edilmiştir. Onlardan birini de İmam Kurtubî şu sözlerle nakletmiştir:
- Ya Resûlellah! ben, eşimle zina eden bir adamı göreceğim de dört şâhit bulup getirinceye kadar ona mühlet vereceğim! Olur şey değil.. Vallahi vazgeçmeksizin onu kılıçla vurup öldürürüm.
Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) şöyle buyurdu: «Saʹdʹin gayretine mi şaşıyorsunuz? Allahʹa and olsun ki ben Saʹdʹdan daha gayretliyim, Allah da benden daha gayretlidir. »
LİÂN KİMLER ARASINDA YAPILIR?
Müctehit imamların bu mesele hakkındaki içtihat ve yorumları az farklıdır:
a) İmam Ebû Hanîfe’ye göre, liân ancak müslüman hür karı-koca arasında meşrudur. Çünkü liân bir bakıma şâhitlik demektir.
b) İmam Şâfiî ve İmam Mâlikʹe göre: İster müslüman, ister kâfir, isterse köle olsun mutlak anlamda her karı-koca arasında yapılması caiz ve meşruʹdur. Çünkü liân bir bakıma yemindir ve yemini sahih olan herkesin kazfta bulunması ve liân hükmü kapsamına alınması sahihtir.
Ancak liân konusunda karı-kocanın teklîf çağına girmiş olmaları şarttır. Aksi halde mükellef olmayanlar arasında mülââne yapılmaz. Bu hususta imamların görüş birliği vardır. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/186)
Adam veya eşi liâna yanaşmaz, yani mülâânede bulunmak istemezlerse, ne lâzım gelir? Müctehit imamların bu mesele hakkındaki içtihat ve yorumları az farklıdır. Şöyle ki:
a) İmam Ebû Hanîfe’ye göre: İkrar edinceye kadar hapsedilir.
b) İmam Şâfiî’ye göre, hapsedilmez, hakkında had uygulanır. İmam mâlik ve cumhur-i fukaha da aynı görüş ve içtihadı benimsemişlerdir. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/1191 - Bedayi’u’s-Sanayi’: 3/238)
ADAM-KARISIYLA KİMİN ZİNA ETTİĞİNİ İSMEN AÇIKLARSA
Adam, karısını zina fiiliyle suçlarken kiminle zina ettiğini ismen açıklarsa, ne lâzım gelir? Zira bu durumda ikinci bir kimseyi zina ile suçlamış oluyor. Bu mesele hakkında da müctehit imamların farklı içtihatları söz konusudur. Şöyle ki:
a) İmam Mâlik’e göre: Karısına zina isnadından dolayı liân, zina ile suçladığı adamdan dolayı hadd-i kazf gerekir.
b) İmam Ebû Hanîfe de aynı görüş ve içtihadı izhar etmiştir.
c) İmam Şâfiî’ye göre: Zina ile suçladığı adamdan dolayı hadd-i kazf gerekmez. Çünkü Cenâb-ı Hak, ilgili âyette, karısını zina ile suçlayıp dört şâhit getiremiyen kimseye sadece had gerekeceğini beyân buyurmuştur. Nitekim Şerik ve Hilâl olayları ve onlarla ilgili uygulama belirtilen şekilde cereyan etmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/193)
EŞİNİ SUÇLAYAN ADAMIN ŞAHİTLİĞİ MUTEBER MİDİR?
Eşini zina fiiliyle suçlayan adamın kendisinin şahitliğiyle beraber üç şâhit getirmesi yeterli sayılabilir mi? İmamların bu meselede de içtihat ve yorumları farklıdır. Şöyle ki:
a) İmam Ebû Hanîfe ve rey tarafdarlarına göre, adamın daha önce hadd-i kazf ile tecziye edilme durumu yoksa, şâhitliği kabul edileceğinden, üç şâhit ikame etmesi yeterlidir.
b) İmam Şâfiî’ye göre, kocanın bu meselede şahitliği kabul edilmez. O bakımdan üç şâhit bulup getirmesi yeterli değildir. Zira koca bu durumda müttehim sayılır; müttehim olanın şâhitliği ise, Resûlüllah’ın (A. S. ) diliyle muteber değildir. (Bedayi’us-Sanayi’ Fi Tertibi’ş-Şerayi’: 3/240)
HAKLARIN KORUNMASI
İslâm Dini, insan haklarını, kişilerin namus, iffet, şeref ve itibarlarını korumayı ön plâna almış ve bunun için hem maddî, hem de mânevî ağır müeyyideler koymuştur. Zina suçlamasında dört şâhit istemesi, dört müslümanın yalan şâhitlik üzerinde anlaşıp birleşmesinin çok zor olduğuna yönelik bir tedbirdir. Böylece iffetli, namuslu hür kadınların namus ve şerefi, aynı zamanda aile itibarları iftiracıların dilinden korunmuş oluyor.
Kendi eşine aynı şekilde zina suçu isnat eden adamdan da dört şâhit istemektedir. Getirmediği takdirde mülâânede bulunması gerekir. Eşlerin ikisi de tarif edildiği şekilde yemin ederlerse, ikisi de şer’î cezadan kurtulur ve temize çıkmış olurlar. Ancak bu durumda ayrılmaları daha isabetli olacağından, adamın eşini boşaması uygun bir çare olarak düşünülmüştür.
Şüphesiz ki, mülââne usûlü, kadınları kocalarının iftirasından korumaya yönelik bir çaredir. Aynı zamanda beraet-i zimmetin asıl olduğunu ortaya koymaya ve şâhitlerle isbat edilmediği takdirde, kadının bu asla uygun zinadan beri olduğunu kanıtlamaya müteveccih bir şer’î tedbirdir. Şüphesiz ki bu da Allah’ın bizlerden yana bir fazl-ü rahmetidir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle iffetli hür mü’min kadınlan zina fiiliyle suçlayanlar ile kendi eşini aynı suç ile suçlayan kocalar hakkında uygulanacak hükümler konu edildi. Aşağıdaki âyetlerle, Benî Mustalık kabilesi üzerine tertiplenen sefer dönüşü esnasında Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemizin mazereti sebebiyle kafileden ayrı kalması ve ordunun arkasından gelen Hz. Safvanʹın ona rastlaması üzerine devesine bindirip kafileye gelip yetişmesi ve bu olaydan dolayı münafıkların iftiraya başvurması, dedikodunun yayılması konu ediliyor ve böyle nazik ve hassas durumlarda müʹminlerin nasıl düşünüp hareket etmelerinin gereğine parmak basılıyor. Sonra da aydınlatıcı bilgiler veriliyor.