← Sureler

Mushaf — 475. Sayfa

‹
/ 604
›
40. Mü'min Suresi

O, sizi (önce) topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra "alaka"dan yaratan, sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yapar.

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

huve elleƶī ḣaleḳakum min turābin ṧumme min nuTfetin ṧumme min ǎleḳatin ṧumme yuḣricukum Tiflen ṧumme li tebluğū eşuddekum ṧumme li tekūnū şuyūḣen ve minkum men yuteveffā min ḳablu ve li tebluğū ecelen musemmen ve leǎllekum teǎ'ḳilūne

O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece "ol" der, o da oluverir.

هُوَ الَّذِي يُحْيِ وَيُمِيتُ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

huve elleƶī yuHyī ve yumītu fe iƶā ḳaDā emran fe innemā yeḳūlu lehu kun fe yekūnu

Allah'ın ayetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar?

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي اٰيَاتِ اللّٰهِ اَنّٰى يُصْرَفُونَ

e lem tera ilā (e)lleƶīne yucādilūne fī āyāti (a)llahi ennā yuSrafūne

Onlar, kitabı (Kur'an'ı) ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler.

اَلَّذِينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَا اَرْسَلْنَا بِهِ رُسُلَنَا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

(e)lleƶīne keƶƶebū bi l-kitābi ve bi mā erselnā bihi rusulenā fe sevfe yeǎ'lemūne

(71-72) O zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır.

اِذِ الْاَغْلَالُ فِي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُ يُسْحَبُونَ فِي الْحَمِيمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَ

iƶi l-eğlālu fī eǎ'nāḳihim ve s-selāsilu yusHabūne / fī l-Hamīmi ṧumme fī n-nāri yuscerūne

(73-74) Sonra onlara, "Allah'ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?" denilir. Onlar da, "(Yüzüstü bırakıp) bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz, (taptıklarımız bir hiçmiş)" derler. İşte Allah, inkarcıları böyle saptırır.

ثُمَّ قِيلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـًٔا كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِرِينَ

ṧumme ḳīle lehum eyne mā kuntum tuşrikūne / min dūni (a)llahi ḳālū Dellū ǎnnā bel lem nekun ned'ǔ min ḳablu şey'en ke ƶālike yuDillu (a)llahu l-kāfirīne

Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür.

ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَ

ƶālikum bimā kuntum tefraHūne fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi ve bi mā kuntum temraHūne

Onlara, "Ebedi kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!" (denir).

اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ

udḣulū ebvābe cehenneme ḣālidīne fīhā fe bi'se meṧvā l-mutekebbirīne

Sen sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefat ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

fe Sbir inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe immā nuriyenneke beǎ'De elleƶī neǐduhum ev neteveffeyenneke fe ileynā yurceǔne