Tevbe Suresi 122. Ayet — Elfaz
(Ne var ki) mü'minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.
1وَمَاve māve değillerdiBağlaç+Harf-i Nefi
2كَانَkāneMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
3الْمُؤْمِنُونَl-mu'minūneinananlarMarife (Belirlilik Takısı)+İsimا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
4لِيَنْفِرُواli yenfirūsefere çıkacakTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibن ف رSavaştan kaçmak, herhangi bir işten çekilmek (savaştan olduğu gibi), yürümek, vahşileşmek, huysuzlaşmak.
5كَافَّةًkāffetenhepsi toptanİsimك ف فEl tutmak, vazgeçmek, sakınmak, geri çekilmek, geri tutmak, eli uzatmak.
6فَلَوْلَاfe levlāgerekmez mi?İsti'nafiye Edatı+Şart Edatı
7نَفَرَneferageri kalmalarıMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibن ف رSavaştan kaçmak, herhangi bir işten çekilmek (savaştan olduğu gibi), yürümek, vahşileşmek, huysuzlaşmak.
8مِنْminHarf-i Cer
10فِرْقَةٍfirḳatinkabiledenİsimف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.
11مِنْهُمْminhumiçlerindenHarf-i Cer+Zamir
13لِيَتَفَقَّهُواli yetefeḳḳahūiyice öğrenmek içinTa'lil (Sebep) Edatı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · Tefa''ul Bâbıف ق هİlahi kanunda öğrenmiş, yetenekli, kavrayışlı olmak, bir şeyi anlamak.
14فِيfīHarf-i Cer
15الدِّينِd-dīnidiniMarife (Belirlilik Takısı)+İsimد ي نİtaat/teslimiyet, kulluk/kölelik, din, yüce/yüksek/asil/şanlı rütbe/durum/hal, borç almak/kredi kullanmak, borçlanmak, borç altında olmak, borç yükümlülüğü altında olmak, borç almak/yapmak, borcu geri ödemek/tazmin etmek, onu yönetmek/idare etmek, ona sahip olmak, bir şeye alışmak/adet edinmek, tasdik/onaylama, ölüm (herkesin ödemek zorunda olduğu bir borç olduğu için), belirli bir yasa/kanun, sistem, adet/alışkanlık/iş, bir davranış/hareket tarzı/yolu, geri ödeme/tazminat.
16وَلِيُنْذِرُواve li yunƶirūve uyarmaları içinBağlaç+Ta'lil (Sebep) Edatı+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.
17قَوْمَهُمْḳavmehumkavimlerineİsim+Zamirق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâh
18اِذَاiƶāzamanZaman Zarfı
19رَجَعُواraceǔdönüp geldikleriMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibر ج عgeri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek.
20اِلَيْهِمْileyhimonlaraHarf-i Cer+Zamir
21لَعَلَّهُمْleǎllehumbelkiHarf-i Nasb+Zamir
22يَحْذَرُونَyeHƶerūnesakınırlar diyeMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibح ذ رSakınmak, dikkat etmek, ihtiyatlı/tedbirli/uyanık olmak, özen göstermek, üstünde durmak, hazırlıklı olmak, korkmak veya korkuda olmak, öfkelenmek ve kendini zarara hazırlamak, bir araya toplanmak, kudurtulmak.