(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.

كَلَّا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَ وَقِيلَ مَنْ۔ رَاقٍ وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُ وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ

kellā iƶā beleğati t-terāḳiye / ve ḳīle men rāḳin / ve Zenne ennehu l-firāḳu / ve elteffeti s-sāḳu bi s-sāḳi / ilā rabbike yevmeiƶin l-mesāḳu

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1كَلَّاkellāhayır
2اِذَاiƶāne zaman ki
3بَلَغَتِbeleğatiب ل غUlaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmak(can) dayanır
4التَّرَاقِيَt-terāḳiyeت ر قYükselmek, çıkmak, yüksek mevkiye ulaşmak, merdiven çıkmak, ileri derecede olmak, terfi etmek, derece derece ilerlemek, maddeten veya manen terakki etmekköprücük kemiklerine
1وَقِيلَve ḳīleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve denir
2مَنْ۔menkim?
3رَاقٍrāḳinر ق يYükselmek, kademeli olarak yükselmek, merdiven çıkmak. mirqat - merdiven, basamak, atlama taşı, yokuş. raqin - doktor, büyücü. taraqiya (tarquwutun'un çoğulu) - köprücük kemiği/kemikleri, boğaz, klavikula (bazılarına göre kökü raqawa veya tarqawa'dır).efsun yapar
1وَظَنَّve Zenneظ ن نDüşünmek, varsaymak, şüphe etmek, farz etmek, zannetmek, inanmak, bilmek, hayal etmek, şüphelenmek, varsayımsal olmak, kişinin gözlemlerine dayanarak bir şeyden emin olmak. Genel bir kural olarak bu fiil çoğunlukla 'anna veya 'an ile kullanılır, bu da emin olmak anlamına gelir.ve anlar
2اَنَّهُennehubunun
3الْفِرَاقُl-firāḳuف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.ayrılık zamanı olduğunu
1وَالْتَفَّتِve elteffetiل ف فYuvarlamak, katlamak, sarmak, dahil etmek, birleştirmek, dolaşık olmak (ağaçlar), yığılmak, sık/yoğun ve bereketli/bol şekilde birleşmek.ve dolaşır
2السَّاقُs-sāḳuس و قPazara sürmek, sevk etmek, götürmek, yöneltmek, ayak diretmek, sürüklemek, arabayla gitmek, yönlendirmek, araç kullanmak, araba sürmekbacak
3بِالسَّاقِbi s-sāḳiس و قPazara sürmek, sevk etmek, götürmek, yöneltmek, ayak diretmek, sürüklemek, arabayla gitmek, yönlendirmek, araç kullanmak, araba sürmekbacağa
1اِلٰىilā
2رَبِّكَrabbikeر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbinedir
3يَوْمَئِذٍyevmeiƶino gün
4الْمَسَاقُl-mesāḳuس و قPazara sürmek, sevk etmek, götürmek, yöneltmek, ayak diretmek, sürüklemek, arabayla gitmek, yönlendirmek, araç kullanmak, araba sürmeksevk

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve baldır, baldıra dolaşınca.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve baldır, baldıra dolaşınca.

Adem Uğur

Ve bacak bacağa dolaşır.

Ahmed Hulusi

Ayaklar dolanmıştır!

Ahmet Tekin

Dünyadan ayrılışın sıkıntısı ile ebedî âleme girişin tedirginliği içinde, bacaklar birbirine dolaşırken kefene sarılır.

Ahmet Varol

Ve bacak bacağa dolaşır,

Ali Bulaç

(Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;

Ali Fikri Yavuz

(Ölümün şiddetinden de) bacak bacağa dolanmıştır.

Ali Rıza Safa

Ayaklar birbirine dolaşır.

Bayraktar Bayraklı

- Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.

Bekir Sadak

Bacaklar birbirine dolasir.

Celal Yıldırım

Bacaklar birbirine dolaşır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Ve bacaklar birbirine dolaştığında;

Diyanet İşleri

(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.

Diyanet İşleri (eski)

Bacaklar birbirine dolaşır.

Diyanet Vakfi

Ve bacak bacağa dolaşır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Bacak bacağa dolaşır..

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

el, ayak, bacak bacağa dolaşmıştır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve dolaşır el ayak, bacağa bacak

Erhan Aktaş

Ve ayakları birbirine dolaşır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve ayakları birbirine dolaşır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve ayakları bir birine dolaşır.

Fizilal-il Kuran

Çırpınırken ayakları birbirine dolaşır.

Gültekin Onan

(Ölüm korkusundan) Ayaklar birbirine dolaştığında;

Hamdi Döndüren

Ve bacak bacağa dolaşır.

Hasan Basri Çantay

Bacak da bacağa dolaşdı mı,

Hasib Asutay

Ve bacak bacağa dolaşır.

Hayrat Neşriyat

Ve bacak bacağa dolaşır!

İbni Kesir

Bacak da bacağa dolaşır.

Mehmet Okuyan

Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.

Muhammed Esed

ve ölüm sancıları ile örülmektedir:

Mustafa İslamoğlu

ayaklar birbirine dolaşmıştır:

Ömer Nasuhi Bilmen

(29-30) Ve bacak da bacağa dolaşmış olacaktır. O günde sevk olunmak yalnız Rabbinedir.

Ömer Öngüt

Ve bacak bacağa dolaşır.

Suat Yıldırım

Bacağı bacağına dolaşır, ölüm acısıyla kıvranır.

Süleyman Ateş

Ve bacak bacağa dolaşır.

Süleymaniye Vakfı

ayakları birbirine dolaşır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

ve ayakları birbirine dolaşır.

Şaban Piriş

Bacaklarından can çekilmiş.

Tefhim-ul Kuran

(Ölüm korkusundan) Ayaklar da birbirine (ayak ayağa) dolaştığında;

Ümit Şimşek

Ayaklar birbirine dolaşır.

Yaşar Nuri Öztürk

Dolaşmıştır el ayak/kol bacak.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

və ayaq ayağa dolaşacağı zaman –

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Və (ölüm qorxusundan) qıçı-qıçına dolaşacağı zaman,

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

und sich seine Beine verkrampfen und sich eins um das andere windet,

Almanca — Der Edle Quran

und wenn (bei ihm) sich das eine Bein um das andere legt,

Almanca — M. A. Rassoul

und (daß) sich Bein mit Bein (im Todeskampf) verfängt

Almanca — Muhammad Zaidan

und das Bein über das (andere) Bein geschlagen wird,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Now both legs are laid across each other in preparation,

Abdul Haleem

when his legs are brought together:

Abdullah Yusuf Ali

And one leg will be joined with another:

Abul A'la Maududi

and calf is inter-twined with calf.

Aisha Bewley

and one leg is entwined with the other:

Al-Hilali & Khan

And one leg will be joined with another leg (shrouded).[1]

Ali Quli Qarai

and each shank clasps the other shank,

Amatul Rahman Omar

And one shank rubs against the other (in death agony) and one distress will be combined with another distress (for the departing soul).

Arthur John Arberry

and leg is intertwined with leg,

Bijan Moeinian

Then each leg will stay motionless to the next leg.

E. Henry Palmer

And leg shall be pressed on leg;

Edip-Layth

The leg is buckled around the other leg.

George Sale

and one leg shall be joined with the other leg:

Hamid S. Aziz

And one leg will be tied to another (i. e. after death);

Mahmoud Ghali

And shank is entwined with shank,

Marmaduke Pickthall

And agony is heaped on agony;

Mohamed Ahmed - Samira

And anguish will be heaped upon anguish:

Muhammad Asad

and is enwrapped in the pangs of death

Mustafa Khattab

and ˹then˺ their feet are tied together ˹in a shroud˺.

Progressive Muslims

And the leg is buckled around the other leg.

Sahih International

And the leg is wound about the leg,

Sam Gerrans

And leg is wound about leg.)

Shabbir Ahmed

And it is pang upon pang.

Syed Vickar Ahamed

And one leg will be joined with another leg:

Taqi Usmani

and one shank is intertwined with the other shank,

The Monotheist Group

And the leg is buckled around the other leg.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

et que la jambe sʹenlace à la jambe,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Û çaqên wî li hev aliyan (û nikarî tev bigere).

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en de benen over elkaar gelegd zijn,

Hollandaca — Salomo Keyzer

En het eene been met het andere been zal worden verbonden.

Hollandaca — Siregar

En de benen (in doodsangst) over elkaar liggen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и сойдется голень с голенью [тяжесть предсмертного состояния сойдется со страхом перед Вечной жизнью] –

Rusça — Osmanov

что сойдутся [земные и потусторонние] муки

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och vånda läggs till vånda.