(Şu'ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkarcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?"

فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَاقَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَنَصَحْتُ لَكُمْ فَكَيْفَ اٰسٰى عَلٰى قَوْمٍ كَافِرِينَ

fe tevellā ǎnhum ve ḳāle yā ḳavmi le ḳad ebleğtukum risālāti rabbī ve neSaHtu lekum fe keyfe āsā ǎlā ḳavmin kāfirīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَتَوَلّٰىfe tevellāو ل يyakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmaköteye döndü
2عَنْهُمْǎnhumonlardan
3وَقَالَve ḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve dedi
4يَاقَوْمِyā ḳavmiق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhEY/HEY/AH kavmim
5لَقَدْle ḳadandolsun
6اَبْلَغْتُكُمْebleğtukumب ل غUlaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmakben size duyurdum
7رِسَالَاتِrisālātiر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalemesajlarını
8رَبِّيrabbīر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbimin
9وَنَصَحْتُve neSaHtuن ص حSaf olmak, karışmamış olmak, hakiki olmak, samimi davranmak, samimi tavsiye vermek, içtenlikle öğüt vermek, sadık olmakve öğüt verdim
10لَكُمْlekumsize
11فَكَيْفَfe keyfeك ي فNasıl, ne şekilde, ne suretle, ne biçimde, ne tarzda, ne durumda, ne haldeartık nasıl
12اٰسٰىāsāا س وHerhangi birini taklit etmek. Örnek, taklit, rahatlama, teselli, kalıp, örnek alınmaya değer model.acırım
13عَلٰىǎlā
14قَوْمٍḳavminق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbir kavme
15كَافِرِينَkāfirīneك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretkafir

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Şuayb, onlardan yüz çevirdi de ey kavmim dedi, andolsun ki ben size Rabbimin bildirdiği haberleri tebliğ ettim ve öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acıklanabilirim?

Abdulkadir Gölpınarlı

Şuayb, onlardan yüz çevirdi de ey kavmim dedi, andolsun ki ben size Rabbimin bildirdiği haberleri tebliğ ettim ve öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acıklanabilirim?

Adem Uğur

(Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!"

Ahmed Hulusi

(Bunun üzerine Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve: "Ey kavmim!. . Andolsun ki Rabbimin risaletlerini size tebliğ ettim. . . Size öğüt verdim. . . Hakikat bilgisini inkar eden bir topluluğa (artık) nasıl üzülebilirim?"

Ahmet Tekin

Bu durumda, Şuayb onlardan uzaklaştı. Ve : 'Ey kavmim, ben, Rabbimin bana vahyettiklerini size tebliğ ettim. Size öğüt verdim. Artık bundan sonra, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas eden inkârcı, küfre saplanmış bir kavme, nankör bir topluma nasıl acırım.' dedi.

Ahmet Varol

(Şu'ayb da) onlardan yüz çevirip şöyle dedi: 'Ey kavmim! Ben size Rabbimin bildirdiklerini ulaştırdım ve size öğüt verdim. Artık inkarcılar topluluğuna nasıl üzülürüm?'

Ali Bulaç

O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim andolsun, size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Şimdi ben, inkara sapan bir topluluğa nasıl üzülebilirim?"

Ali Fikri Yavuz

Şuayb helâk olan kavminden yüz çevirip dedi ki; “- Ey kavmim, doğrusu ben size Rabbimin gönderdiği emirleri tebliğ ettim ve iyiliğinizi istedim. Şimdi kâfir olan bir topluluğa nasıl acırım?”

Ali Rıza Safa

Sonunda onlardan uzaklaştı ve şöyle dedi: "Ey toplumum! Gerçek şu ki, Efendimin gönderdiklerini size bildirdim ve size öğüt verdim. Nankörlük eden bir toplum için, artık nasıl üzülürüm?"

Bayraktar Bayraklı

Şu'ayb, onlardan ayrıldı ve "Ey kavmim!" dedi, "Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kafir bir kavme nasıl acırım?"

Bekir Sadak

suayb onlardan dondu de, «Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sozlerini size bildirdim, ogut verdim; inkarci millet icin nicin uzuleyim?» dedi. *

Celal Yıldırım

Ve artık Şuâyb onlardan yüzçevirip uzaklaşırken ey kavmim, dedi, yemin ederim ki, size Rabbimin buyruklarını teblîğ ettim ve size (gereken uyarı ve) öğütte bulundum. Bu durumda küfürde (ısrar edip kalan) bir kavim için ne diye tasalanayım.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Şuayb onlardan ayrıldı ve (bu arada) “Ey kavmim!” dedi, “Ben size rabbimizin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!”

Diyanet İşleri

(Şu'ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkarcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?"

Diyanet İşleri (eski)

Şuayb onlardan döndü de, 'Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?' dedi.

Diyanet Vakfi

(Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki: «Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!»

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(Şu'ayb) onlardan öteye döndü de: «Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırım?»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Şuayb onlardan öteye döndü ve: "Ey kavmim, Allah biliyor ki, size Rabbimin mesajlarını ilettim, size öğüt de verdim; şimdi kafir kavme nasıl acırım?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Döndü de onlardan, ey kavmim! dedi: Alim Allah size rabbımın risaletlerini iblağ eyledim, size nasihatte ettim, şimdi kafir bir kavme nasıl acırım

Erhan Aktaş

Onlardan yüz çevirdi ve "Ey halkım." dedi: "Ben, size Rabb'imin mesajını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Artık kafir bir topluma nasıl olur da üzülebilirim?"

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlardan yüz çevirdi ve "Ey halkım." dedi: "Ben, size Rabb'imin mesajını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Artık Kafir bir topluma nasıl olur da üzülebilirim?"

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlardan yüz çevirdi ve "Ey halkım." dedi: "Ben, size Rabb'imin mesajını tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Artık gerçeği yalanlayan nankör bir topluma nasıl olur da üzülebilirim?"

Fizilal-il Kuran

Bunun üzerine Şuayb onlara sırt çevirdi ve 'Ey soydaşlarım, size Rabbimin mesajlarını ilettim, öğüt verdim, şimdi kâfir bir topluma nasıl acıyabilirim?' dedi.

Gültekin Onan

O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim, andolsun size rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Şimdi ben kafir bir kavme nasıl üzülebilirim?"

Hamdi Döndüren

Şuayb onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Size Rabbimin vahyini ulaştırdım ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım?”

Hasan Basri Çantay

Bunun üzerine (Şuayb) onlardan yüz çevirib (kendi kendine) dedi ki: "Andolsun, ey kavmim, ben size Rabbimin gönderdiği (hükümleri) ulaşdırdım, sizin iyiliğinizi istedim. Şimdi ben o kafirler güruhuna karşı nasıl tasalanırım"?

Hasib Asutay

(Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki: 'Ey kavmim! Şüphesiz ben size Rabbimin mesajlarını duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım?'

Hayrat Neşriyat

(Şuayb) artık onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: 'Ey kavmim! Yemîn olsun ki size Rabbimin (vahiy ile) gönderdiklerini teblîğ ettim ve size nasîhat ettim. Artık (sizin gibi)kâfirler gürûhuna nasıl üzülürüm?'

İbni Kesir

Bunun üzerine onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim; andolsun ki ben, Rabbımın bana vahyettiklerini size bildirdim. Ve öğüt verdim. Öyleyse ben, küfredenler kavmine nasıl tasalanırım?

Mehmet Okuyan

(Şuayb) onlardan yüz çevirmiş ve şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben size Rabbimin mesajlarını duyurmuş ve size öğüt de vermiştim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!”

Muhammed Esed

Ve sonunda Şuayb, onların yanından dönüp giderken: "Ey kavmim!" dedi, "gerçek şu ki, ben size Rabbimin buyruklarını tebliğ ettim ve güzelce öğüt verdim: artık ben nasıl (sizin gibi) hakkı inkar eden bir topluluk için yas tutup kederleneyim?"

Mustafa İslamoğlu

Ve (Şuayb) onları ardında bırakırken "Ey kavmim!" diye mırıldanmıştı, "Doğrusu ben size Rabbimin mesajlarını tebliğ etmiştim ve size öğüt vermiştim. Şu halde ben (sizin gibi) nankör bir kavim için nasıl gam çekeyim!?"

Ömer Nasuhi Bilmen

İmdi, onlardan döndü de dedi ki: «Ey kavmim! Ben Rabbimin risâletlerini muhakkak ki size ulaştırdım ve sizin için nasihatta bulundum. Artık kâfirler olan bir kavme karşı nasıl fazlaca mahzun olurum?»

Ömer Öngüt

Şuayb onlardan yüz çevirdi. “Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım?” dedi.

Suat Yıldırım

Gördüğü müthiş manzara karşısında Şuayb, yüzünü üzüntü ile öteye çevirip:"Zavallı halkım!" dedi, "ben size Rabbimin buyruklarını tebliğ etmiştim, sizin iyiliğinize çalışmıştım, size öğütler vermiştim! Artık böyle nankör, böyle kâfir bir toplum için ne diye üzülüp kendimi harap edeyim!"

Süleyman Ateş

(Şu'ayb), onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim dedi, ben size Rabbimin mesajlarını duyurdum ve size öğüt verdim, artık kafir bir kavme nasıl acırım?"

Süleymaniye Vakfı

Şuayb onlardan uzaklaştı ve şöyle dedi: "Ey halkım! Ben Rabbimin mesajlarını size tebliğ ettim /bildirdim. İyiliğiniz için de çaba gösterdim. Ayetleri görmezlikte direnen bir topluluk için nasıl dertleneyim!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Şuayb onlardan ayrıldı ve şöyle dedi: "Ey halkım! Rabbimin sözlerini size ulaştırmış ve iyiliğiniz için çaba göstermiştim. Şimdi ayetleri görmezden gelenler (kafirler) topluluğunun etkisiz hale getirilmesine nasıl üzüleyim!"

Şaban Piriş

Şuayb ise, onlardan yüz çevirip: -Ey kavmim, size Rabbimin gönderdiklerini açıklamış ve size öğüt vermiştim. Şimdi kafir bir kavme karşı nasıl üzülebilirim.

Tefhim-ul Kuran

O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: «Ey kavmim andolsun, size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Şimdi ben, küfre sapan bir topluluğa karşı nasıl üzülebilirim?»

Ümit Şimşek

Şuayb yüzünü onlardan çevirdi, 'Ey kavmim, ben size Rabbimin gönderdiklerini tebliğ ettim ve size nasihat de ettim,' dedi. 'Nankörlük etmiş bir kavme ne diye acıyayım?'

Yaşar Nuri Öztürk

Şuayb onlardan yüzünü döndürdü de şöyle dedi: "Yemin olsun, ben size Rabbimin mesajlarını ilettim. Size öğüt verdim. Artık küfre batmış bir topluluğa nasıl acırım?"

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Şueyb onlardan üz çevirib dedi: “Ey qövmüm! Mən Rəbbimin mənə vəhy etdiyi hökmlərini sizə çatdırdım və sizə öyüd-nəsihət verdim. Kafir tayfadan ötrü mən necə heyfsilənə bilərəm?”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Şüeyb) onlardan üz döndərib dedi: ″Ey camaatım! Mən sizə Rəbbimin əmrlərini təbliğ etdim və öyüd-nəsihət verdim. İndi kafir bir tayfadan ötrü necə yas tutum?″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Zuvor hatte sich Schuʹaib von ihnen abgewandt und gesagt: ʺO mein Volk! Ich habe euch die Botschaften Gottes übermittelt und euch aufrichtig beraten. Warum sollte ich über ungläubige Menschen betrübt sein?ʺ

Almanca — Der Edle Quran

So kehrte er sich von ihnen ab und sagte: ʺO mein Volk, ich habe euch doch die Botschaften meines Herrn ausgerichtet und euch gut geraten. Wie sollte ich betrübt sein über ungläubige Leute?ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Dann wandte er sich von ihnen ab und sagte: ʺO mein Volk, wahrlich, ich überbrachte euch die Botschaften meines Herrn und gab euch aufrichtigen Rat. Wie sollte ich mich nun über ungläubige Leute betrüben?ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann hat er (Schuʹaib) sich von ihnen abgewendet und sagte: ʺMeine Leute! Gewiß, bereits habe ich euch die Botschaft meines HERRN verkündet und euch Ratschläge gemacht, also weshalb soll ich kufr-betreibenden Leuten nachtrauern?!

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But Shu'aib had warned them beforehand of the impending danger, and when he was met with defiance, he relinquished the prospects of their conformity to Islam. When heaven avenged its own right, he turned away expressing his thoughts in words, thus: "My people", he said, "I conveyed to you Allah's message and his warning and advised you against disobedience to Allah and I announced the event, therefore how can I grieve over people who obstinately denied Allah! "

Abdul Haleem

so he turned away from them, saying, ‘My people, I delivered my Lord’s messages to you and gave you sincere advice, so why should I grieve for people who refused to believe?’

Abdullah Yusuf Ali

So Shu'aib left them, saying: "O my people! I did indeed convey to you the messages for which I was sent by my Lord: I gave you good counsel, but how shall I lament over a people who refuse to believe!"

Abul A'la Maududi

Shu'ayb then departed from his people, and said: '0 my people! Surely I conveyed to you the message of my Lord, and gave you sincere advice. How, then, can I mourn for a people who refuse to accept the truth?'

Aisha Bewley

So he turned away from them and said, ‘My people, I transmitted My Lord’s message to you and gave you good counsel. Why should I grieve for a kafir people?’

Al-Hilali & Khan

Then he (Shu‘aib) turned from them and said: "O my people! I have indeed conveyed my Lord’s Messages unto you and I have given you good advice. Then how can I sorrow for the disbelieving people’s (destruction)."

Ali Quli Qarai

So he abandoned them [to their fate] and said, ‘O my people! Certainly I communicated to you the messages of my Lord, and I was your well-wisher. So how should I grieve for a faithless lot?’

Amatul Rahman Omar

So he turned away from them and said, `O my people! I did deliver to you the Messages of my Lord and I did offer you sincere advice; how can I lament over a disbelieving people. '

Arthur John Arberry

So he turned his back on them, and said, 'O my people, I have delivered to you the Messages of my Lord, and advised you sincerely; how should I grieve for a people of unbelievers?'

Bijan Moeinian

When Shu'aib decided to leave that [doomed] place, he said: "O my people, I delivered the message of my Lord to you and I warned you [as your well-wisher about the consequences of your rebellion. ] How can feel bad about what happened to the people who choose to disbelieve.

E. Henry Palmer

And he turned away from them and said, 'O my people! I preached to you the messages of my Lord, and I gave you good advice; how should I be vexed for a people who do misbelieve?'

Edip-Layth

Thus he turned away from them, and said, "My people, I had delivered to you the messages of my Lord and advised you. How can I feel sorry over a rejecting people?"

George Sale

Then he turned away from them and said, 'O my people, indeed I delivered to you the messages of my Lord and gave you sincere counsel, How then should I sorrow for a disbelieving people. '

Hamid S. Aziz

And he turned away from them and said, "O my people! I delivered unto you the messages of my Lord, and I gave you good advice; how should I be vexed for a people who disbelieve?"

Mahmoud Ghali

So he turned away from them and said, "O my people! Indeed I have already proclaimed the Messages of my Lord and advised you (sincerely), so how should I feel sad for a disbelieving people?"

Marmaduke Pickthall

So he turned from them and said: O my people! I delivered my Lord's messages unto you and gave you good advice; then how can I sorrow for a people that rejected (truth)?

Mohamed Ahmed - Samira

So Shu'aib turned away from them and said: "O people, I conveyed to you the message of my Lord, and warned you. (But you paid no heed). How can I grieve for a people who do not believe?"

Muhammad Asad

And he turned away from them, and said: "O my people! Indeed, I delivered unto you my Sustainer's message and gave you good advice: how, then, could I mourn for people who have denied the truth?"

Mustafa Khattab

He turned away from them, saying, "O my people! Indeed, I have delivered to you the messages of my Lord and gave you ˹sincere˺ advice. How can I then grieve for those who chose to disbelieve?"

Progressive Muslims

Thus he turned away from them, and said: "My people, I had delivered to you the messages of my Lord and advised you. How can I feel sorry over a rejecting people"

Sahih International

And he turned away from them and said, "O my people, I had certainly conveyed to you the messages of my Lord and advised you, so how could I grieve for a disbelieving people?"

Sam Gerrans

Then he turned from them and said: “O my people: I had conveyed to you the messages of my Lord, and been a sincere counsellor to you; so how should I grieve for a people of false claimers of guidance?”

Shabbir Ahmed

(The Prophet of God had been forewarned of the oncoming catastrophe and he moved out into the valley along with his followers. ) As he was leaving, he said, "O My people! I delivered my Lord's Messages to you and gave you sincere advice. How could I mourn for people who rejected the Truth?"

Syed Vickar Ahamed

(So Shu’aib) left them, saying: "O my people! I really brought the Message to you for which I was sent by my Lord: I gave you good advice, but how shall I feel sad for people who refuse to believe!"

Taqi Usmani

So, he turned away from them and said, "O my people, I have surely delivered to you the message of my Lord, and wished your betterment. How, then, should I grieve over a disbelieving people?"

The Monotheist Group

Thus he turned away from them, and said: "My people, I have delivered to you the messages of my Lord and advised you. How can I feel sorry over a rejecting people?"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Il se détourna dʹeux et dit: ʺO mon peuple, je vous ai bien communiqué les messages de mon Seigneur et donné des conseils. Comment donc mʹattristerais-je sur des gens mécréants?ʺ

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Vêca Şu‘eyb pişta xwe da wan û got: Ey gelê min! Min peyamên Xwedayê xwe ji we re ragihandin û min pend û şîret li we kirin, êdî ez ê çawa ji bo qewmekî kafir xemgîn bibim.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen keerde hij zich van hen af en zei: ʺMijn volk! Ik had jullie toch de zendingsopdrachten van mijn Heer verkondigd en jullie goede raad gegeven. Hoe kan ik dan treurig zijn over ongelovige mensen?ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En hij ging van hen weg, zeggende: O mijn volk! thans heb ik u de bevelen van God gepredikt, en ik heb u ten goede geraden; doch waarom zou ik mij bedroeven om een ongeloovig volk.

Hollandaca — Siregar

Hij (Sjoeʹajb) wendde zich men van hen af, en hij zei: ʺO mijn volk, voorzeker, ik heb Boodschappen van mijn Hecr verkondigd, en jullie raad gegeven. Hoe kan ik dan bedroefd zijn over een volk dal ongelovig is?ʺ

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

И отвернулся он [Шуайб] от них [от своего народа] и сказал: «О, народ мой! Вот уже я довел до вас послание Господа моего и искренне советовал вам (то, в чем благо) [уверовать в Аллаха]. И как я могу печалиться о неверующих людях?».

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och han vände sig ifrån dem och sade: ʺJag framförde min Herres budskap till er, mitt folk, och gav er goda råd. Skulle jag sörja över (sådana hårdnackade) förnekare