Teğabun Suresi 4. Ayet — Elfaz
Göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
1يَعْلَمُyeǎ'lemubilirMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
2مَاmābulunanlarıİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
3فِيfīHarf-i Cer
4السَّمٰوَاتِs-semāvātigöklerdeMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)
5وَالْاَرْضِve l-erDive yerdeBağlaç+Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
6وَيَعْلَمُve yeǎ'lemuve bilirBağlaç+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
7مَاmāşeyleriİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
8تُسِرُّونَtusirrūnegizlediğinizMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıس ر رSevinmek, mutlu olmak, gizlemek, saklamak, sır tutmak, iç, öz, merkez, göbek, yatak, taht, divan, koltuk
9وَمَاve māve şeyleriBağlaç+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10تُعْلِنُونَtuǎ'linūneaçığa vurduğunuzMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıع ل نAçık olmak, açığa çıkmak, halka açık olmak, bilinir hale gelmek, ortaya çıkarmak
11وَاللّٰهُve(a)llahuve Allahİsti'nafiye Edatı+Lafza-i Celal
12عَلِيمٌǎlīmunbilendirİsimع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname
13بِذَاتِbi ƶātiözünüHarf-i Cer+İsim
14الصُّدُورِS-SudūrigöğüslerinMarife (Belirlilik Takısı)+İsimص د رGeri dönmek, geri gelmek, ilerlemek, çıkmak veya kaynaklanmak, ileri gitmek, ilerletmek veya teşvik etmek, gerçekleşmek, olmak, kaynaklanmak, göğse/sine vurmak, başlamak. Kişinin önünde duran veya yüzleştiği herhangi bir şey; dolayısıyla göğüs, sine veya bağır [genellikle zihni anlamında]. Herhangi bir şeyin ön kısmı. Geri gitme veya geri dönüp uzaklaşma.