Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor."

يَمُنُّونَ عَلَيْكَ اَنْ اَسْلَمُوا قُلْ لَا تَمُنُّوا عَلَيَّ اِسْلَامَكُمْ بَلِ اللّٰهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ اَنْ هَدٰيكُمْ لِلْاِيمَانِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

yemunnūne ǎleyke en eslemū ḳul lā temunnū ǎleyye islāmekum beli (a)llahu yemunnu ǎleykum en hedākum li l-īmāni in kuntum Sādiḳīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1يَمُنُّونَyemunnūneم ن نBirine fayda veya iyilik sağlamak, cömert veya hayırsever veya karşılıksız olmak, makul olmak (kötü sayılan şeyi yapmayacak kadar makul), min genellikle bazıları veya arasında anlamına gelir, min, içinde veya üzerinde anlamına gelen fi anlamında kullanılabilir.başına kakıyorlar
2عَلَيْكَǎleykesenin
3اَنْen
4اَسْلَمُواeslemūس ل مbarış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmakİslam olmalarını
5قُلْḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelede ki
6لَا
7تَمُنُّواtemunnūم ن نBirine fayda veya iyilik sağlamak, cömert veya hayırsever veya karşılıksız olmak, makul olmak (kötü sayılan şeyi yapmayacak kadar makul), min genellikle bazıları veya arasında anlamına gelir, min, içinde veya üzerinde anlamına gelen fi anlamında kullanılabilir.başıma kakmayın
8عَلَيَّǎleyyebenim
9اِسْلَامَكُمْislāmekumس ل مbarış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmakmüslüman olmanızı
10بَلِbelitersine
11اللّٰهُ(a)llahuAllah
12يَمُنُّyemunnuم ن نBirine fayda veya iyilik sağlamak, cömert veya hayırsever veya karşılıksız olmak, makul olmak (kötü sayılan şeyi yapmayacak kadar makul), min genellikle bazıları veya arasında anlamına gelir, min, içinde veya üzerinde anlamına gelen fi anlamında kullanılabilir.minnet eder
13عَلَيْكُمْǎleykumsize
14اَنْen
15هَدٰيكُمْhedākumه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.size hidayeti nedeniyle
16لِلْاِيمَانِli l-īmāniا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanimana
17اِنْineğer
18كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekviniseniz
19صَادِقِينَSādiḳīneص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.doğrulardan

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Müslüman olduk diye seni minnet altında mı bırakırlar? De ki: Müslümanlığınızdan dolayı beni minnet altında bırakmaya kalkışmayın, hayır, Allah'a karşı siz minnet altındasınız, sizi doğru yola sevkedip îmanda başarı verdiğinden, eğer doğru söylüyorsanız.

Abdulkadir Gölpınarlı

Müslüman olduk diye seni minnet altında mı bırakırlar? De ki: Müslümanlığınızdan dolayı beni minnet altında bırakmaya kalkışmayın, hayır, Allahʼa karşı siz minnet altındasınız, sizi doğru yola sevkedip îmanda başarı verdiğinden, eğer doğru söylüyorsanız.

Adem Uğur

Onlar İslâm'a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur.

Ahmed Hulusi

Onlar İslam oldular diye sana lütufta bulunduklarını mı sanıyorlar! De ki: "İslam'ı kabullenmeniz bana bir lütuf değildir (bunu kendi çıkarınız için yapıyorsunuz)! Bilakis sizi imana yönlendirmekle Allah size lütufta bulunmuştur! Eğer (imanınızda) sadıklar iseniz (bilirsiniz böyle olduğunu). "

Ahmet Tekin

Onlar, İslâm’a girdikleri için seni minnet altında bırakıyorlar. 'Yaşamaya devam ettiğiniz müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Asıl sizin, aydınlatıcı bilgiler verdiği, imana kavuşturduğu için, sizin Allah’a minnet borcunuz var. Eğer imanınızda samimi iseniz siz borcunuzu ödeyin.' de.

Ahmet Varol

Müslüman oldular diye sana minnet ediyorlar. De ki: 'Müslüman olmanızı bana minnet etmeyin. Aksine, sizi imana yöneltmesi dolayısıyla size minnet eder; eğer doğrular iseniz.

Ali Bulaç

Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)"

Ali Fikri Yavuz

(Bedevî’ler= Benî esed kabilesi, biz müslüman olduk; bize ikram et; bize yiyecek ver diye) İslâm’a girdiklerini senin başına kakıyorlar. (Ey Rasûlüm, onlara) de ki: “-İslâm oluşunuzu benim başıma kakmayın. Doğrusu sizi imana hidayet buyurduğundan, Allah sizin başınıza kakar; eğer (imanınızda) sadık kimselerseniz.

Ali Rıza Safa

Müslüman olmalarını, senin başına kakıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı, benim başıma kakmayın! Hayır, öyle değil! Sizi inanca eriştirdiği için, Allah, sizin başınıza kakar; eğer doğruyu söylüyorsanız?"

Bayraktar Bayraklı

Bedeviler Müslüman olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı benim başıma kakmayınız. Tersine, eğer gerçekten inanmışsanız, sizi imana ilettiği için Allah, başınıza kaksa yeridir."

Bekir Sadak

Musluman oldular diye seni minnet altinda birakmak isterler; de ki: «Musluman olmanizla beni minnet altinda tutmayin, hayir; eger dogru kimselerseniz, sizi imana eristirmekle Allah sizi minnet altinda birakir.»

Celal Yıldırım

islâm'a girmelerini senin başına kakıyorlar. De ki: islâm'a girmenizi benim başıma kakmayın, ama eğer doğru kimselerseniz Allah, sizi doğru yola eriştirdiği için sizi minnet altında tutar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Boyun eğmelerini sana bir iyilik yapmış gibi gösteriyorlar. Onlara şöyle de: “Boyun eğmenizi bana yapılmış bir iyilik saymayın. Eğer samimi iseniz (bilmelisiniz ki) sizi imana yöneltmekle asıl Allah size lütufta bulunmaktadır.

Diyanet İşleri

Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor."

Diyanet İşleri (eski)

Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: 'Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır.'

Diyanet Vakfi

Onlar İslâm'a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar İslâm'a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi imana erdirdiği için Allah sizin başınıza kakar. Eğer doğrulardan iseniz (Allah'a minnettar olmanız gerekir.)

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

İslam'a girdiklerini senin başına kakıyorlar. De ki: "Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın, bilakis size iman yolunu gösterdiği için Allah sizin başınıza kakar, eğer doğru kimseler iseniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

İslama girdiklerini senin başına kakıyorlar, de ki islamınızı benim başıma kakmayın, belki sizi iymana hidayet buyurduğundan dolayı Allah sizin başınıza kakar, eğer sadıksanız

Erhan Aktaş

Onlar, teslim olmalarını başına kakıyorlar. De ki: "İslam'a boyun eğdiniz diye, benden minnet beklemeyin. Bilakis, eğer özü-sözü bir kimselerseniz, sizi imana erdirdiği için, siz Allah'a minnet duyun."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlar, teslim olmalarını başına kakıyorlar. De ki: "İslam'a boyun eğdiniz diye, benden minnet beklemeyin. Bilakis, eğer özü-sözü bir kimselerseniz, sizi imana erdirdiği için, siz Allah'a minnet duyun."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlar, teslim olmalarını başına kakıyorlar. De ki: "İslam'a boyun eğdiniz diye, benden minnet beklemeyin. Bilakis, eğer özü-sözü bir kimselerseniz, sizi imana erdirdiği için, siz Allah'a minnet duyun."

Fizilal-il Kuran

Ey Muhammed! Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler de ki: «Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Tersine, size imanı nasip ettiği için Allah sizi minnet altında bırakır.»

Gültekin Onan

Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi inanca yönelttiği için Tanrı size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir)."

Hamdi Döndüren

Onlar, Müslüman olmalarını, senin başına kakıyorlar. De ki: “Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz, biliniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah, size lütufta bulunmuştur.

Hasan Basri Çantay

Onlar İslama girdiklerini senin başına kakıyorlar. (Onlara) de ki: "Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bil'akis sizi imana muvaffak etdiği için size Allah minnet eder, eğer size ("İnandık" demenizde) sadık (insan) larsanız.

Hasib Asutay

Müslüman oldular diye senin başına kakıyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis eğer doğru kimselerseniz, sizi imana erdirdiği için (asıl) Allah size lütufta bulunmuş oluyor.

Hayrat Neşriyat

(Onlar) İslâm’a girmelerini senin başına kakıyorlar. De ki: 'İslâm’a girmenizle beni minnet altında bırakmayın! Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, bil'akis sizi îmâna erdirdiği için Allah sizi minnet altında bırakır.'

İbni Kesir

Müslüman oldukları için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslümanlığınızla bana minnet etmeyin. Bilakis sizi imana erdirdiği için Allah, size minnet eder. Şayet sadıklardan iseniz.

Mehmet Okuyan

Onlar, müslüman olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: “Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın! Doğruysanız bilin ki size imanı gösterdiği için aslında Allah size iyilikte bulunmaktadır.”

Muhammed Esed

Birçok insan, (sana) teslim olmak suretiyle (ey Muhammed), sana bir lütufta bulunduklarını zannederler. De ki: "Teslimiyetinizi bana bir lütuf olarak görmeyin! Hayır, tersine size iman yolunu göstermek suretiyle Allah size lütufta bulunmuştur; eğer sözünüzde samimi iseniz!"

Mustafa İslamoğlu

Onlar Müslüman oldular diye seni minnet altına almaya kalkıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızdan dolayı beni minnet altına alıp bana lutfettiğinizi sanmayın; eğer (hakikate) sadıksanız, sizi doğru yola yönelttiği için asıl Allah size lutufta bulunmuştur.

Ömer Nasuhi Bilmen

İslâm olduklarından dolayı sana karşı minnette bulunurlar. De ki: «Benim üzerime İslâmiyetinizle minnette bulunmayın. Belki Allah Teâlâ sizi imâna hidayet ettiğinden dolayı size minnet buyurur, eğer siz sâdıklar oldunuz iseniz.»

Ömer Öngüt

Onlar İslâm'a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimseler iseniz, aksine sizi imana erdirdiği için Allah size minnet eder. "

Suat Yıldırım

İslâm’a girmelerini sana minnet ediyorlar. Onlara de ki: "Müslümanlığınızı bana minnet etmeyin. Asıl size iman yolunu gösteren Allah size minnet eder, eğer iman iddianızda samimi iseniz!"

Süleyman Ateş

İslam olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Tersine, eğer gerçekten inanmışsanız, sizi imana ilettiği için Allah, sizin başınıza kaksa yeridir."

Süleymaniye Vakfı

Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakıyorlar. De ki: "Müslüman oldunuz diye beni minnet altında bırakmayın. Eğer (müslüman olduğunuz konusunda) doğru söyleyen kimselerseniz imana erdirdiği için sizi asıl Allah minnet altında bırakır."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Allah'a teslim oldular diye seni borçlu çıkarıyorlar. De ki "Sizin müslüman(teslim) olmanız beni size borçlu kılmaz ama imanın yolunu gösterdiği için siz Allah'a borçlu olursunuz; eğer doğru kimselerseniz."

Şaban Piriş

Müslüman oldular diye seni minnet altında tutmak istiyorlar. De ki: Müslüman olmanız sebebiyle beni minnet altında bırakmayın, bilakis size doğru yolu gösterdiği için Allah sizi minnet altında tutar, eğer samimi iseniz.

Tefhim-ul Kuran

Müslümanlar oldular diye, sana minnet etmektedirler. De ki: «Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yöneltip ilettiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)»

Ümit Şimşek

Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: Müslümanlığınızı başıma kakmayın. Eğer iman iddianızda doğru iseniz, sizi imana kavuşturmakla Allah size iyilik ediyor demektir.

Yaşar Nuri Öztürk

İslam'a girmelerini senin başına kakıyorlar. De ki: "İslamınızı benim başıma kakmayın! Aksine, eğer özü sözü doğru insanlarsanız, sizi imana kılavuzladığı için Allah, hepinizi minnet borcu altına sokar."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar müsəlman olduqlarına görə sənə minnət qoyurlar. De: “Müsəlman olmusunuz deyə mənə minnət qoymayın! Əgər doğru danışanlarsınızsa, bilin ki, əslində Allah sizi imana gətirməklə sizə mərhəmət göstərmişdir!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar islamı qəbul etdiklərinə görə sənə minnət qoyurlar. De: ″Müsəlman olduğunuzla mənə minnət qoymayın! Xeyr, əgər (iman gətirdiyinizi) doğru deyirsinizsə, (bilin ki) sizi imana müvəffəq etməklə, əslində Allah sizin boynunuza minnət qoymuş olur!″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie rechnen dir als Gnade an, daß sie sich zum Islam bekannt haben. Sprich: ʺRechnet mir euer Bekenntnis zum Islam nicht als Gnade an! Gott ist es, Der euch Gnade zuteil werden ließ, indem Er euch zum wahren Glauben leitete, wenn ihr bei der Wahrheit bleibt.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Sie halten es dir als Wohltat vor, daß sie Muslime geworden sind. Sag: Haltet mir nicht eure (Annahme des) Islams als Wohltat vor. Nein! Vielmehr hält Allah euch die Wohltat vor, daß Er euch zum Glauben geleitet hat, wenn ihr wahrhaftig seid.

Almanca — M. A. Rassoul

Sie halten es dir als eine Gnade vor, daß sie den Islam angenommen haben. Sprich: ʺHaltet mir eure Annahme des Islam nicht als eine Gnade vor. Vielmehr hält Allah euch Seine Gnade vor, indem Er euch zu dem Glauben geleitet hat, wenn ihr wahrhaftig seid.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie machen dir Vorhaltungen, daß sie den Islam annahmen. Sag: ʺMacht mir keine Vorhaltungen wegen eures Islam! Nein, sondern ALLAH erwies euch Gnade, daß er euch zum Iman rechtleitete, solltet ihr wahrhaftig sein.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

They oblige you O Muhammad and make you feel indebted to them for having conformed to Islam. Say to them: "Do not obligate me for conforming to Islam, but Allah rather is He Who obligates you for opening your hearts' ears and your minds' eyes and influencing your appetite to Faith if indeed you are true to your promises and to your Faith.

Abdul Haleem

They think they have done you [Prophet] a favour by submitting. Say, ‘Do not consider your submission a favour to me; it is God who has done you a favour, by guiding you to faith, if you are truly sincere.’

Abdullah Yusuf Ali

They impress on thee as a favour that they have embraced Islam. Say, "Count not your Islam as a favour upon me: Nay, Allah has conferred a favour upon you that He has guided you to the faith, if ye be true and sincere.

Abul A'la Maududi

They count it as a favour to you that they accepted Islam. Say: "Do not regard your (accepting) Islam as a favour to me; rather, Allah has bestowed a favour on you by guiding you to faith, if you are truthful (in your claim to be believers).

Aisha Bewley

They think they have done you a favour by becoming Muslims! Say: ‘Do not consider your Islam a favour to me. No indeed! It is Allah who has favoured you by guiding you to iman if you are telling the truth.’

Al-Hilali & Khan

They regard as favour to you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) that they have embraced Islâm. Say: "Count not your Islâm as a favour to me. Nay, but Allâh has conferred a favour upon you that He has guided you to the Faith if you indeed are true.

Ali Quli Qarai

They count it as a favour to you that they have embraced Islam. Say, ‘Do not count it as a favour to me your embracing of Islam. Rather it is Allah who has done you a favour in that He has guided you to faith, should you be truthful.

Amatul Rahman Omar

They lay you under obligation because they have embraced Islam. Say, `Lay me not under any obligation on account of your (embracing) Islam. On the contrary Allâh has bestowed a favour on you, because He has guided you to the true Faith, if you are truthful.'

Arthur John Arberry

They count it as a favour to thee that they have surrendered! Say: 'Do not count your surrendering as a favour to me; nay, but rather God confers a favour upon you, in that He has guided you to belief, if it be that you are truthful.

Bijan Moeinian

They think they have done a favor by becoming a Muslim. Let them know that God has done a favor to them by guiding them toward the Faith; they will be grateful for such a favor, if they are really sincere in their faith.

E. Henry Palmer

They deem that they oblige thee by becoming Muslims. Say, 'Nay! deem not that ye oblige me by your becoming Muslims! God obliges you, by directing you to the faith, if ye do speak the truth!'

Edip-Layth

They think they are doing you a favor by having peacefully surrendered. Say, "Do not think you are doing me any favors by your peacefully surrender. For it is God who is doing you a favor that He has guided you to the acknowledgement, if you are honest."

George Sale

They upbraid thee that they have embraced Islam. Answer, upbraid me not with your having embraced Islam: Rather God upbraideth you, that He hath directed you to the faith; if ye speak sincerely.

Hamid S. Aziz

They think that they do you (Muhammad) a favour by their Surrender (by becoming Muslims). Say, "Deem not your Surrender (Islam) a favour unto me; nay, It is Allah who has conferred a favour unto you, in as much as He has led you to the Faith, if you are earnest.

Mahmoud Ghali

They would oblige you that they have become Muslims! Say, "Do not oblige me by your Islam. No indeed, (but) Allah obliges you that He has guided you to belief, in case you are sincere."

Marmaduke Pickthall

They make it a favour unto thee (Muhammad) that they have surrendered (unto Him). Say: Deem not your Surrender a favour unto me; but Allah doth confer a favour on you, inasmuch as He hath led you to the Faith, if ye are earnest.

Mohamed Ahmed - Samira

They impress upon you that they have submitted. Tell them: "Do not favour me with your submission. In fact God has favoured you by showing you the way to belief, if you are men of truth."

Muhammad Asad

Many people think that they have bestowed a favour upon thee [O Prophet] by having surrendered [to thee]. Say thou: "Deem not your surrender a favour unto me: nay, but it is God who bestows a favour upon you by showing you the way to faith - if you are true to your word!"

Mustafa Khattab

They regard their acceptance of Islam as a favour to you. Tell ˹them, O  Prophet˺, "Do not regard your Islam as a favour to me. Rather, it is Allah Who has done you a favour by guiding you to the faith, if ˹indeed˺ you are faithful.

Progressive Muslims

They think they are doing you a favour by having surrendered! Say: "Do not think you are doing me any favours by your surrender. For it is God who is doing you a favour that He has guided you to the faith, if you are being true."

Sahih International

They consider it a favor to you that they have accepted Islam. Say, "Do not consider your Islam a favor to me. Rather, Allah has conferred favor upon you that He has guided you to the faith, if you should be truthful."

Sam Gerrans

They think it a favour to thee that they have submitted. Say thou: “Think not your submission a favour to me. The truth is, God has bestowed favour upon you that He has guided you to faith, if you be truthful.”

Shabbir Ahmed

Some people act as if they are doing you a favor by embracing Islam. Say, "Deem not that your Islam is a favor upon me. Nay, it is Allah Who bestows a favor upon you as He has led you to the Faith, if you be true and sincere."

Syed Vickar Ahamed

They impress on you as a favor that they have joined Islam. Say: "Count not your Islam as a favor upon me: No! Allah has handed down a favor upon you that He has guided you to the Faith, if you be true and sincere.

Taqi Usmani

They oblige you that they have accepted Islam, (as if it was a favour shown to you). Say, "Do not oblige me for your accepting Islam. Rather, Allah makes you obliged for His having guided you to the Faith, if you are truthful.

The Monotheist Group

They think they are doing you a favor by having submitted! Say: "Do not think you are doing me any favors by your submission. For it is God who is doing you a favor that He has guided you to the faith, if you are being true."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils te rappellent leur conversion à lʹIslam comme si cʹétait une faveur de leur part. Dis: ʺNe me rappelez pas votre conversion à lʹIslam comme une faveur. Cʹest tout au contraire une faveur dont Allah vous a comblés en vous dirigeant vers la foi, si toutefois vous êtes véridiquesʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ji ber ku misliman bûne minetê li te dikin, bibêje: Mineta mislimanbûna xwe li min mekin. Eger hûn di îmana xwe de rastgo bin, belkî Xwedê bi sebûnet hûn hîdayetî bal îmanê kiriye minnete li we dike.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij beschouwen het als een gunst aan jou dat zij zich (aan God) hebben overgegeven. Zeg: ʺBeschouwt jullie overgave niet als een gunst aan mij. Integendeel, God heeft jullie een gunst bewezen dat Hij jullie tot het geloof geleid heeft, als jullie oprecht zijn.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij verwijten u (als een weldaad), dat zij den Islam hebben omhelsd. Antwoord: Verwijt mij niet, dat gij den Islam hebt omhelsd; God kon u veeleer verwijten, dat hij u naar de waarheid heeft gericht. Erkent dit, indien gij oprechtelijk spreekt.

Hollandaca — Siregar

Zij menen jou een dienst te bewijzen door Moslim te worden. Zeg: ʺBewijst mij geen dienst door jullie (toetreden tot) de Islam. Juist Allah heeft jullie begenadigd, doordat Hij jullie naar het geloof heeft geleid, als jullie waarachtig zijn.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Они [эти бедуины] представляют милостью [как будто делают одолжение] тебе (о, Пророк) то, что они покорились Аллаху [что приняли Ислам] (и что последовали за тобой и помогают тебе). Скажи (им): «Не делайте мне одолжений вашей покорностью (Аллаху) [что вы приняли Ислам]. Наоборот, Аллах (Сам) оказал вам милость тем, что Он привел вас (к Вере), если (уж) вы правдивы (в своей вере)!»

Rusça — Osmanov

Они полагают, что оказали тебе милость, приняв ислам. Скажи: ʺНе думайте, что вы оказали мне милость, обратившись в ислам. Напротив, это Аллах облагодетельствовал вас тем, что наставил на путь веры, если вы искренне [уверовали]ʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

De (tror att de) har gett dig något (Muhammad) när de underkastade sig Guds vilja. Säg: ʺEr underkastelse under Guds vilja är inte en gåva till mig; nej, det är en Guds välgärning mot er att Han har velat leda er till tron - om er bekännelse är sann.ʺ