Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler.

ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا قَالَتَا اَتَيْنَا طَائِعِينَ

ṧumme stevā ilā s-semāi ve hiye duḣānun fe ḳāle lehā ve li l-erDi 'tiyā Tav'ǎn ev kerhen ḳāletā eteynā Tāiǐyne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1ثُمَّṧummesonra, ayrıca
2اسْتَوٰٓىstevāس و يdüzeltmek, eşitlemek, düzenlemek, şekil vermek, uyum sağlamak, düz hale getirmek, dengelemek, aynı yapmak, eşit olmak, dengeli olmak. Türkçe'ye geçen türevler: istiva, masiva, müsavat (müsavi), seyyanen, tesviye, seviyeyöneldi
3اِلَىilā
4السَّمَاءِs-semāiس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)göğe
5وَهِيَve hiyeve o
6دُخَانٌduḣānunد خ نDuman çıkarmak, dumanlamak, toz kaldırmak, değişmek, huysuz olmak, tütsülemek, beceriksizce aramak, bir şeyi beceriksizce kullanmak, bozmak, düzgün kullanamamakduman halinde olan
7فَقَالَfe ḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelesonra dedi
8لَهَاlehāona
9وَلِلْاَرْضِve li l-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeve arza
10ائْتِيَا'tiyāا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekgelin
11طَوْعًاTav'ǎnط و عitaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak.isteyerek
12اَوْevveya
13كَرْهًاkerhenك ر هZor bulmak, hoşlanmamak, onaylamamak, tiksinti duymak, isteksiz olmak, tiksinmek, nefret etmek, iğrenmek, nefret etmek, isteksiz olmakistemeyerek
14قَالَتَاḳāletāق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
15اَتَيْنَاeteynāا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekgeldik
16طَائِعِينَTāiǐyneط و عitaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak.isteyerek

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Sonra bir duman halinde olan göğü yaratmayı hükmetmiştir de ona ve yeryüzüne, dileyerek dilemeyerek meydana gelin demiştir, ikisi de, dileyerek geldik demişlerdir.

Abdulkadir Gölpınarlı

Sonra bir duman halinde olan göğü yaratmayı hükmetmiştir de ona ve yeryüzüne, dileyerek dilemeyerek meydana gelin demiştir, ikisi de, dileyerek geldik demişlerdir.

Adem Uğur

Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler.

Ahmed Hulusi

Sonra duhan (şekillenmemiş fıtri benlik) halindeki semaya (bir kısım Esma manalarını açığa çıkarmak suretiyle) yerleşerek, ona (şuura) ve arza (bedene) dedi ki: "İsteyerek yahut zorunlu olarak gelin (Esma'mın gereğini açığa çıkarın) ikiniz!" İkisi dediler ki: "İsteyerek, itaat ediciler olarak geldik!"(Esma özellikleriyle oluşmuş bulunan beyinde sema = düşünsel boyut ve arz = bedensel organlar boyutu, ikisi de Esma özellikleri açığa çıkışına itaat edici oldu. )

Ahmet Tekin

Sonra gaz halinde olan göğe yönelerek, çekimini tesis edip dengesini sağladı, hükümranlığını kurdu. Göğe ve yer küreye: 'İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin, kurduğum düzene dahil olun' buyurdu. Onlar: 'İsteyerek geldik' dediler.

Ahmet Varol

Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yere: 'İsteyerek veya istemeyerek gelin' dedi. Onlar: 'İsteyerek geldik' dediler.

Ali Bulaç

Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler.

Ali Fikri Yavuz

Sonra (Allah), buhar halinde olan göğü yaratmayı kasd etti de ona ve arza: “-İkiniz de istiyerek veya istemiyerek gelin meydana çıkın.” dedi. Onlar da: “-Biz istiyerek geldik.” dediler. (Allah’ın emrine boyun eğdiler).

Ali Rıza Safa

Sonra, büyük bir duman durumunda olan göklere yöneldi. Ona ve yeryüzüne, şöyle dedi: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" İkisi de şöyle dediler: "İsteyerek geldik!"

Bayraktar Bayraklı

"Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, göğe ve yerküreye,"İsteyerek veya istemeyerek, geliniz!" dedi. İkisi de,"İsteyerek geldik" dediler.

Bekir Sadak

Sonra, duman halinde bulunan goge yoneldi, ona ve yeryuzune: «Isteyerek veya istemiyerek buyruguma gelin» dedi. Ikisi de : «Isteyerek geldik» dediler.

Celal Yıldırım

Sonra gaz halinde (veya duman halinde) bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne, ister istemez gelin, buyurdu. İkisi de «İsteyerek, boyun eğerek geldik» dediler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Dahası O, duman halinde olan semaya iradesini yöneltti; ardından ona ve arza, “İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!” buyurdu. “İsteyerek geldik” dediler.

Diyanet İşleri

Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler.

Diyanet İşleri (eski)

Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: 'İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin' dedi. İkisi de: 'İsteyerek geldik' dediler.

Diyanet Vakfi

Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de «İsteyerek geldik» dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: «İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin.» dedi. Her ikisi de: «İsteyerek geldik» dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Sonra göğe doğruldu da o bir duman iken ona ve yere: "İkiniz de ister istemez gelin!" dedi. İkisi de: "isteye isteye geldik." dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra Semaya doğruldu da o bir dumanken ona ve Arza gelin, ikiniz de ister istemez, dedi: geldik istiye istiye dediler

Erhan Aktaş

Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik." dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik." dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik." dediler.

Fizilal-il Kuran

Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: «İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin» dedi. «İsteyerek geldik» dediler.

Gültekin Onan

Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (itaat ederek) geldik" dediler.

Hamdi Döndüren

Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yere, “İsteyerek ya da istemeyerek, gelin!” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik!” dediler.

Hasan Basri Çantay

Sonra (iradesi) göğe — ki, o bir buhaar haalinde idi — doğruldu da ona ve arza "ikiniz de ister istemez gelin" buyurdu. Onlar da "İsteye isteye geldik" dediler.

Hasib Asutay

Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye 'İsteyerek veya istemeyerek gelin ' dedi. İkisi de, 'İsteyerek geldik (4)' dediler. (4. Yani görev yapmaya hazırız.)

Hayrat Neşriyat

Sonra duman hâlinde bulunan göğü kasdetti de ona ve yere: 'İsteyerek veya istemeyerek gelin!' dedi. (İkisi de:) 'İtâat edenler olarak geldik!' dediler.

İbni Kesir

Sonra göğe yöneldi ki; o, duman halindeydi. Ona ve yere dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek ikiniz de gelin. İkisi de dediler ki: İsteyerek geldik.

Mehmet Okuyan

Sonra duman (gaz) hâlinde olan göğe yönelmişti. Ona (göğe) ve yere “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” deyince onlar da “İsteyerek geldik!” cevabını vermişlerdi.

Muhammed Esed

Ve O, (sadece) duman halinde olan göklere şekil verdi; onlara ve arza, "İkiniz de isteyerek yahut istemeden (varlık alanına) gelin!" diye buyurdu. İkisi birden: "Peki, boyun eğerek geliriz!" dediler.

Mustafa İslamoğlu

Dahası, O duman halindeki göğü şekillendirdi; ona ve arza: "Her ikiniz, isteyerek ya da istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!" dedi. İkisi birden "Bizler boyun eğerek (varlık sahnesine) geldik!" dediler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Sonra göğe, o bir duman halinde iken teveccüh etti. Sonra ona ve yer için buyurdu ki: «İsteyerek veya istemeyerek geliniz». Onlar da, «İsteyiciler olarak geldik,» dediler.

Ömer Öngüt

Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi. Göğe ve yere: "İsteyerek veya istemeyerek ikiniz de gelin!" buyurdu. İkisi de: "İsteyerek geldik. " dediler.

Suat Yıldırım

Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: "İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!" Onlar da: "Gönüllü olarak geldik." dediler.

Süleyman Ateş

Sonra duman (gaz) halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin" dedi. "İsteyerek (buyruğuna) geldik." dediler.

Süleymaniye Vakfı

Aynı zamanda, duman halindeki göğe yönelmiş, ona ve yere: "Gönüllü veya zorunlu olarak boyun eğin!" demişti; ikisi de "Gönüllü olarak boyun eğdik!" diye cevap vermişlerdi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Aynı zamanda duman halindeki göğe yönelmiş, ona ve yere: "İsteyerek veya istemeyerek emrime girin!" demişti; ikisi de "İsteyerek emrine girdik" diye cevap vermişlerdi.

Şaban Piriş

Sonra gaz halinde bulunan göğe yöneldi ve dünya ile göğe: -İsteyerek ya da istemeyerek gelin! dedi. Onlar da: -İsteyerek geldik, dediler.

Tefhim-ul Kuran

Sonra, kendisi duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: «İsteyerek veya istemeyerek gelin.» İkisi de: «İsteyerek (itaat ederek) geldik» dediler.

Ümit Şimşek

Bundan başka, duman halindeki göğe yöneldi ve hem ona, hem de yeryüzüne 'İsteseniz de, istemeseniz de gelin' buyurdu. İkisi de 'İsteyerek geldik' dedi.

Yaşar Nuri Öztürk

Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" Onlar şöyle dediler: "İsteyerek geldik!"

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Sonra O, tüstü halında olan göyə tərəf yönəlib ona və yerə: “Könüllü surətdə və ya məcburi olaraq gəlin əmrimə boyun əyin!”– dedi. Onlar: “Könüllü olaraq gəldik!”– dedilər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Sonra Allah tüstü (düman, yerdən qalxan buxar) halında olan göyə üz tutdu (göyü yaratmaq qərarına gəldi). Ona (göyə) və yerə belə buyurdu: ″İstər-istəməz vücuda gəlin!″ Onlar da: ″İstəyərək (Allahın əmrinə itaət edərək) vücuda gəldik!″ – deyə cavab verdilər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Seine Allmacht wandte sich dem Himmel zu, der noch Rauch war. (So entstand er, und so entstand die Erde.) Und Er sprach zu ihm und zur Erde: ʺKommt her, freiwillig oder gezwungen!ʺ und sie erwiderten: ʺWir kommen freiwillig.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Hierauf wandte Er sich dem Himmel zu, während er noch aus Rauch bestand, und sagte dann zu ihm und zur Erde: ʺKommt beide her, freiwillig oder widerwillig.ʺ Sie sagten: ʺWir kommen in Gehorsam.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Dann wandte Er Sich zum Himmel, welcher noch Nebel war, und sprach zu ihm und zu der Erde: ʺKommt ihr beide, willig oder widerwillig.ʺ Sie sprachen: ʺWir kommen willig.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann wandte ER sich dem Himmel zu, während er noch Rauch war, dann sagte ER ihm und der Erde: ʺKommt beide freiwillig oder widerwillig!ʺ Beide sagten: ʺWir kamen freiwillig.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

"Then He applied himself to the immeasurable expanse of the realm when it was in its primordial gaseous and dusty** or smoky** state and He commanded both the realm and the primordial earth thus: " Come within My authority willingly or unwillingly": they both responded, thus: "We both come actuated with unconditional obedience to Allah's command.

Abdul Haleem

Then He turned to the sky, which was smoke––He said to it and the earth, ‘Come into being, willingly or not,’ and they said, ‘We come willingly’––

Abdullah Yusuf Ali

Moreover He comprehended in His design the sky, and it had been (as) smoke: He said to it and to the earth: "Come ye together, willingly or unwillingly." They said: "We do come (together), in willing obedience."

Abul A'la Maududi

Then He turned to the heaven while it was all smoke. He said to the heaven and the earth: "Come (into being), willingly or unwillingly." They said: “Here we come (into being) in willing obeisance.”

Aisha Bewley

Then He turned to heaven when it was smoke and said to it and to the earth, ‘Come willingly or unwillingly. ’ They both said, ‘We come willingly.’

Al-Hilali & Khan

Then He rose over (Istawâ) towards the heaven when it was smoke, and said to it and to the earth: "Come both of you willingly or unwillingly." They both said: "We come willingly."

Ali Quli Qarai

Then He turned to the heaven, and it was smoke, and He said to it and to the earth, ‘Come! Willingly or unwillingly!’ They said, ‘We come heartily. ’

Amatul Rahman Omar

Again, He directed Himself towards the space. Behold! it was (like) a mass of gas. (The Almighty God) said to it (- the space) and to the earth, `Come both of you (in obedience to Me) willingly or unwillingly.' They said, `We obey you with all our will.'

Arthur John Arberry

Then He lifted Himself to heaven when it was smoke, and said to it and to the earth, "Come willingly, or unwillingly!" They said, "We come willingly. "

Bijan Moeinian

When God created the earth and the universe, which at the beginning was nothing but gases, He said: "Come into existence willingly or unwillingly". They replied: “We do come to existence in submission to your [physical] laws.”

E. Henry Palmer

Then He made for the heaven and it was but smoke, and He said to it and to the earth, 'Come, ye two, whether ye will or no!' They said, 'We come willingly!'

Edip-Layth

Furthermore, He settled to the heaven, while it was still gas, and He said to it, and to the earth: "Come willingly or unwillingly." They said, "We come willingly."

George Sale

Then He set his mind to the creation of heaven; and it was smoke: And He said unto it, and to the earth, come, either obediently, or against your will. They answered, we come, obedient to thy command.

Hamid S. Aziz

He directed Himself to the heaven when it was smoke (or gas), so He said unto it and unto the earth, "Come you together (or both), willingly or unwillingly. " They both said, " We come in willing obedience."

Mahmoud Ghali

Thereafter He leveled Himself (How He did so is beyond human understanding) to the heaven (while) it was smoke, then said to it and to the earth, "Come up (you two) willingly (Or: in obedience ) or unwillingly!" They (both) said, "We come up willingly. "

Marmaduke Pickthall

Then turned He to the heaven when it was smoke, and said unto it and unto the earth: Come both of you, willingly or loth. They said: We come, obedient.

Mohamed Ahmed - Samira

Then He turned to the heavens, and it was smoke. So He said to it and the earth: "Come with willing obedience or perforce." They said: "We come willingly."

Muhammad Asad

And He [it is who] applied His design to the skies, which were [yet but] smoke; and He [it is who] said to them and to the earth, "Come [into being], both of you, willingly or unwillingly!" - to which both responded, “We do come in obedience. ”

Mustafa Khattab

Then He turned towards the heaven when it was ˹still like˺ smoke, saying to it and to the earth, ‘Submit, willingly or unwillingly.’ They both responded, ‘We submit willingly.’

Progressive Muslims

Then He settled to the heaven, while it was still smoke, and He said to it, and to the Earth: "Come willingly or unwillingly. " They said: "We come willingly."

Sahih International

Then He directed Himself to the heaven while it was smoke and said to it and to the earth, "Come [into being], willingly or by compulsion. " They said, "We have come willingly."

Sam Gerrans

Then He directed Himself to the sky when it was smoke, and said to it and to the earth: “Come, willingly or unwillingly.” They said: “We come willingly.”

Shabbir Ahmed

Likewise, He it is Who designed well the Sky when it was Smoke (Nebulae of gas). And He said to it and the earth, "Come both of you willingly or unwillingly." They said, "We do come, obedient." ('Thumm' = Afterward, then, so, likewise, similarly, in the like manner. The Cosmic bodies coming into their orbits willingly or unwillingly indicates their having been made subservient to the Divine Laws, without free will (3:82), (13:15)).

Syed Vickar Ahamed

Then, He rose over the high heavens when it was (like) smoke: And He said to it and to the earth: "You (both) come together, willingly or unwillingly. " They both said: "We do come (together), in willing obedience."

Taqi Usmani

Then He turned straight to the sky, while it was a smoke, and said to it and to the earth, "Come (to My obedience), both of you, willingly or unwillingly." Both said, “We come willingly.”

The Monotheist Group

Then He settled to the heaven, while it was still smoke, and He said to it, and to the earth: "Come willingly or unwillingly." They said: "We come willingly."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Il Sʹest ensuite adressé au ciel qui était alors fumée et lui dit, ainsi quʹà la terre: ʺVenez tous deux, bon gré, mal gréʺ. Tous deux dirent: ʺNous venons obéissantsʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Paşê Xwedê berê xwe da afirandina asîmanan ku ew dûman bû, ji esmên û erdê re got: Bi dilê xwe yan jî bêyî dilê xwe werin radestî fermana min bibin. Her duyan jî got: Em bi dilê xwe hatin radestî ber fermana te bûn.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen wendde Hij zich tot de hemel die rook was en Hij zei ertegen en tegen de aarde: ʺKomt, goedschiks of kwaadschiks.ʺ Zij zeiden beide: ʺWij komen goedschiks.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En hij ondernam de schepping des hemels: en deze was rook, en hij zeide tot den hemel en tot de aarde: Komt, hetzij gehoorzaam of tegen uwen wil.

Hollandaca — Siregar

Daama wendde Hij Zich tot de hemel die een nevel was en Hij zei tot haar en tot de aarde: ʺKomt tot Ons, gewillig of ongewillig.ʺ Zij (de hemelen en de aarde) zeiden: ʺWij zijn gewillig gekomen.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Потом Он обратился к небу, которое было дымом (до этого) – и сказал ему [Небу] и Земле: «Придите (в подчинение Мне) добровольно или (вы будете подчинены) против (вашей) воли!» И сказали они [Небо и Земля]: «Мы приходим добровольно».

Rusça — Osmanov

Потом Он обратился к небу, которое было [лишь] дымом, и сказал ему и земле: ʺПредстаньте [предо Мной], хотите вы того или нетʺ. Они ответили: ʺМы предстанем по доброй волеʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och Han vände sig mot rymden, som var rök, och sade till den och till jorden: ʺKom, villigt eller nödda och tvungna!ʺ - och de svarade: ʺVi kommer villigt!ʺ