(O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu.

اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ

in kullun illā keƶƶebe r-rusule fe Haḳḳa ǐḳābi

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِنْin
2كُلٌّkullunك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetlihepsi de
3اِلَّاillāancak
4كَذَّبَkeƶƶebeك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.yalanladılar
5الرُّسُلَr-rusuleر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalekastedilen/bilinen resuller
6فَحَقَّfe Haḳḳaح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekve hak ettiler
7عِقَابِǐḳābiع ق بBaşarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek, nesil bırakmak, karşılığında vermek. Aqabatun - tırmanması zor yer. Uqbun - başarı. Ta'aqqaba - dikkatli bilgi almak, bağırmak, adım adım takip etmek. Aqub - topuk, oğul, torun, nesil, mihver, eksen. Uqba - karşılık, sonuç, ödül, son, başarı. İqab (çoğulu aqubat) - günahtan sonraki ceza, erteleyen veya tersine çeviren, işin sonucuna veya neticesine bakan. Mu'aqqibat - birbirinin yerini alan, başka bir şeyin hemen ardından gelen veya kesintisiz olarak başka bir şeyi takip eden şey. Bu, mu'aqqib kelimesinin çift çoğul dişil halidir. Çoğul dişil form, Arapçada dişil formun bazen vurgu ve sıklık katmak için kullanılmasından dolayı eylemlerin sıklığını gösterir.benim cezamı

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Her biri, peygamberleri ancak yalanladılar da azâbı hak ettiler.

Abdulkadir Gölpınarlı

Her biri, peygamberleri ancak yalanladılar da azâbı hak ettiler.

Adem Uğur

Onların her biri gönderilen peygamberleri yalanladılar da bu yüzden (kendilerine) azabım hak oldu.

Ahmed Hulusi

Hepsi de sadece Rasulleri yalanladılar. . . Bu yüzden de yaptıklarının kötü sonucunu yaşamayı hak ettiler!

Ahmet Tekin

Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar. Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, peygamberlere ve kutsal kitaplara itibar etmedikleri için, onları suçlarına denk adâletle cezalandırmam gerekçeli olarak gerçekleşti.

Ahmet Varol

Onların hepsi de peygamberleri yalanladılar, böylece cezam hak oldu.

Ali Bulaç

Hepsi de elçileri yalanladılar, böylece azabla sonuçlandırmam (onlara) hak oldu.

Ali Fikri Yavuz

O kavimlerin her biri, peygamberlerini tekzib etmeleriyle azabım onlara vacib oldu.

Ali Rıza Safa

Tümü, elçileri yalanlamıştı. Sonunda, cezamı hak ettiler.

Bayraktar Bayraklı

Onların her biri, gönderilen peygamberleri yalanladılar da bu yüzden azabım hak oldu.

Bekir Sadak

Hepsi peygamberleri yalanladi da azabimi hakettiler. *

Celal Yıldırım

Hepsi de peygamberleri yalanladılar. Bu yüzden azabım (onlar hakkında) gerçekleşti.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Hepsi de elçileri yalancılıkla suçladılar, bu yüzden de kendilerini cezalandırmam hak oldu.

Diyanet İşleri

(O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu.

Diyanet İşleri (eski)

Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.

Diyanet Vakfi

Onların her biri gönderilen peygamberleri yalanladılar da bu yüzden (kendilerine) azabım hak oldu.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Başka değil hepsi gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.

Elmalılı Hamdi Yazır

Başka değil, hepsi gönderilen elçileri (Resulleri) tekzib etti de öyle hak oldu azabım

Erhan Aktaş

Onların hepsi de Resulleri yalanladı. Bu nedenle azabımı hak ettiler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onların hepsi de resulleri yalanladı. Bu nedenle azabımı hak ettiler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onların hepsi de rasulleri yalanladı. Bu nedenle azabımı hak ettiler.

Fizilal-il Kuran

Hepsi peygamberleri yalanladılar da azabımı hak ettiler.

Gültekin Onan

Hepsi de elçileri yalanladılar, böylece azabla sonuçlandırmam (onlara) hak oldu.

Hamdi Döndüren

Onlardan her biri, gönderilen elçileri yalanlayıp Benim azabımı hak ettiler.

Hasan Basri Çantay

Onların herbiri, başka değil, gönderilen (o peygamber) leri tekzib etdi (ler) de (bu yüzden onlara) azabım hak oldu.

Hasib Asutay

Hepsi de elçileri yalanladılar da bu yüzden (kendilerine) azabım hak oldu.

Hayrat Neşriyat

Doğrusu hepsi peygamberleri yalanladı da azâbım (onların üzerine) hak oldu.

İbni Kesir

Hepsi de peygamberleri yalanladılar. Ve bu yüzden azabı hak ettiler.

Mehmet Okuyan

Hepsi elçileri elbette yalanlamışlardı ve (kendilerine) azabım gerçekleşmişti.

Muhammed Esed

Hepsi de elçileri yalanladılar; ve bu nedenle cezamızı hak ettiler.

Mustafa İslamoğlu

Hepsi de elçileri yalanladılar: Bu yüzden cezamızı hak ettiler.

Ömer Nasuhi Bilmen

(13-14) Ve Semûd ve kavm-i Lût ve Eyke ahalisi de (tekzîp etmişlerdi). İşte bunlar, o tâifelerdir. Başka değil, hepsi de peygamberleri tekzîp ettiler de artık azabım hak oldu.

Ömer Öngüt

Hepsi de peygamberleri yalanladılar ve azabımı hakettiler.

Suat Yıldırım

Bunların her biri peygamberlere yalancı demiş ve cezalarını hak etmişlerdi.

Süleyman Ateş

Hepsi de elçileri yalanladılar, benim cezamı hak ettiler.

Süleymaniye Vakfı

Hepsi de kendilerine gelen elçileri yalanladılar, sonunda cezalandırmam gerçekleşti.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bunlar elçilerimi yalanladı ve azabımı hak ettiler.

Şaban Piriş

Hemen hepsi de elçileri yalanladılar da azabımı hak ettiler.

Tefhim-ul Kuran

Hepsi de peygamberleri yalanladılar, böylece azabla sonuçlandırmam (onlara) hak oldu.

Ümit Şimşek

Hepsi de peygamberleri yalanladı ve hepsi cezayı hak etti.

Yaşar Nuri Öztürk

Bunların hepsi, resulleri yalanlamaktan başka bir şey yapmadılar. Sonunda azabım hak oldu.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Hər biri elçiləri yalançı hesab etdi və Mənim cəzam da gerçəkləşdi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Hər biri peyğəmbərləri ancaq yalançı saymışdı. Buna görə də əzabım (onlara) vacib oldu.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Jedes dieser Völker zieh seinen Gesandten der Lüge und zog sich zu Recht die angedrohte Strafe zu.

Almanca — Der Edle Quran

Alle ausnahmslos bezichtigten die Gesandten der Lüge, so wurde Meine Bestra fung unvermeidlich fällig.

Almanca — M. A. Rassoul

Ein jeder hatte die Gesandten der Lüge bezichtigt, darum war Meine Strafe fällig gewesen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Doch alle bezichtigten die Gesandten der Lüge, also verdient ist die Bestrafung.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Each and all of them confederated their hands and their minds to oppose the Messengers and accused them of falsehood; retribution, was therefore justified.

Abdul Haleem

They all rejected the mes-sengers and they were deservedly struck by My punishment:

Abdullah Yusuf Ali

Not one (of them) but rejected the messengers, but My punishment came justly and inevitably (on them).

Abul A'la Maududi

Each of them gave the lie to Messengers and My decree of chastisement came upon them.

Aisha Bewley

Each one of them denied the Messengers and so My punishment was justly carried out.

Al-Hilali & Khan

Not one of them but belied the Messengers; therefore My Torment was justified,

Ali Quli Qarai

Each of them did not but impugn the apostles; so My retribution became due [against them].

Amatul Rahman Omar

Each one had cried lies to the Messengers. So My punishment rightly became due (on them).

Arthur John Arberry

not one, that cried not lies to the Messengers, so My retribution was just.

Bijan Moeinian

All the above mentioned people denied their prophets and, therefore, deserved My (God’s) punishment.

E. Henry Palmer

They all did naught but call the apostles liars, and just was the punishment!

Edip-Layth

Each of them rejected the messengers, therefore My retribution came to be.

George Sale

All of them did no other than accuse their apostles of falsehood: Wherefore my vengeance hath been justly executed upon them.

Hamid S. Aziz

There was none of them but denied the messengers, therefore, just was My retribution.

Mahmoud Ghali

Decidedly not one but cried lies to the Messengers, so My punishment came true.

Marmaduke Pickthall

Not one of them but did deny the messengers, therefor My doom was justified,

Mohamed Ahmed - Samira

Of all these there was not one who did not deny the messengers. So My retribution was justified.

Muhammad Asad

not one [was there] but gave the lie to the apostles - and thereupon My retribution fell due.

Mustafa Khattab

Each rejected their messenger, so My punishment was justified.

Progressive Muslims

Each of them disbelieved the messengers, therefore My retribution came to be.

Sahih International

Each of them denied the messengers, so My penalty was justified.

Sam Gerrans

Each only denied the messengers, so My retribution became binding.

Shabbir Ahmed

All of them accused the Messengers of lying. Hence, My Law justly grasped them.

Syed Vickar Ahamed

Not one (of them did anything) but denied the messengers, but My punishment came justly and surely (to them).

Taqi Usmani

All of them did nothing but declare the messengers as liars; hence, My punishment became due.

The Monotheist Group

Each of them disbelieved the messengers, therefore My retribution came to be.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Il nʹen est aucun qui nʹait traité les Messagers de menteurs. Et bien, Ma punition sʹest avérée contre eux!

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Tevekê wan bi pêxemberên xwe bawerî neanîn, vêca ezab li ser wan misoger bû.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij allen hebben niet anders gedaan dan de gezanten van leugens betichten en dus is de afstraffing bewaarheid.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij allen deden niet anders, dan hunne gezanten van valschheid beschuldigen, waardoor mijne wraak rechtvaardig op hen werd uitgeoefend.

Hollandaca — Siregar

En er was niemand onder hen, of hij loochende de Boodschappers, zodat Mijn bestraffing bewaarheid word.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Каждый (из тех народов) отвергал [не признавал] посланников (Аллаха), и постигло же (их) Мое наказание!

Rusça — Osmanov

Не было среди них такого, кто не отверг бы посланников, потому и справедлива была Моя кара.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

alla utan undantag beskyllde de budbärarna för lögn - och Mitt straff drabbade dem, rättvist och oundvikligt.