Al-i İmran Suresi 35. Ayet — Elfaz
Hani, İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti.
1اِذْiƶhaniZaman Zarfı
2قَالَتِḳāletidemişti kiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müennes Gaibeق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
4عِمْرٰنَǐmrāneİmran'ınÖzel İsim
5رَبِّrabbiRabbimİsim+Zamirر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyük
6اِنِّيinnīşüphesiz benHarf-i Nasb+Zamir
7نَذَرْتُneƶertuadadımMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Nefs-i Mütekellim Vahdeن ذ رadamak, adak adamak, uyarmak, ikazda bulunmak, sakındırmak, gönüllü olarak söz vermek, hediye sunmak. nadhiir - uyarıcı, felaketten haberdar eden ve uzak tutan, uyaran ve tedbirli olmaya sevk eden.
8لَكَlekesanaHarf-i Cer+Zamir
9مَاmāolanıİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10فِيfīHarf-i Cer
11بَطْنِيbeTnīkarnımdaİsim+Zamirب ط نKarnı şişkin olmak, şişmek, göbeklenmek, karın, iç kısım, gizli anlam, derinlik, vadi, iç yüz, batın
12مُحَرَّرًاmuHarrarantam hür olarakİsimح ر رÖzgür olmak (köle), özgür doğmak, bir köleyi özgürleştirmek/serbest bırakmak/kurtarmak. Sıcak veya çok sıcak olmak, yanıp tutuşmak ve şiddetli veya sıcak hale gelmek, susamak, susuzluktan veya üzüntüden kurumak, su ısıtmak, çok şiddetli ve geniş kapsamlı olmak, bir yazıyı güzel ve zarif ve kusursuz hale getirmek, iyi ve doğru yazmak, hatasız ve tam olarak yazmak.
13فَتَقَبَّلْfe teḳabbelkabul buyurİsti'nafiye Edatı+Emir FiilEmir · Müfred Müzekker Muhatab · Tefa''ul Bâbıق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek
14مِنِّيminnībendenHarf-i Cer+Zamir
15اِنَّكَinnekeşüphesizHarf-i Nasb+Zamir
16اَنْتَentesenZamir
17السَّمِيعُs-semīǔişitensinMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak
18الْعَلِيمُl-ǎlīmubilensinMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname