Ankebut Suresi 12. Ayet — Elfaz
İnkar edenler iman edenlere, "Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim" derler. Halbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.
1وَقَالَve ḳāleve dedi(ler)Bağlaç+Mazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
2الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
3كَفَرُواkeferūinkar edenlerMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaret
4لِلَّذِينَli(e)lleƶīnekimselereHarf-i Cer+İsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
5اٰمَنُواāmenūinananlaraMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
6اتَّبِعُواttebiǔsiz uyunEmir Fiil+ZamirEmir · Cem\i Müzekker Muhatab · İfti'âl Bâbıت ب عtakip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda gelen, takipçi, taklitçi, aynı yolu izlemeye devam etmek, yardım etmek/desteklemek, birlikte gelmek, itaat etmek, arzu etmek/talep etmek
7سَبِيلَنَاsebīlenābizim yolumuzaİsim+Zamirس ب لyol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep
8وَلْنَحْمِلْve l neHmilve biz taşırızBağlaç+Emir Lamı+Muzari FiilFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayrح م لTaşımak, yüklenmek, sırtlamak, götürmek, iletmek, göstermek/sergilemek, bir şeyi sırtında veya başında taşımak, yük taşımak, hamile kalmak veya çocuk sahibi olmak (kadın), iftira veya dedikodu yaymak, birine binmesi için hayvan vermek, birini yük hayvanına bindirmek, öfke göstermek veya sergilemek, kendini yormak veya zorlamak, sorumluluk üstlenmek, birini bir şey yapmaya teşvik etmek, bir şey üretmek veya ortaya koymak [ağacın meyve vermesi gibi], bir şeyi anlatmak ve yazmak [özellikle bilim ve bilgi konuları], bir şeyi taşımak veya yapmak, iftira yükünü taşımak, suç isnat etmek
9خَطَايَاكُمْḣaTāyākumsizin hatalarınızıİsim+Zamirخ ط اYanlış yapmak, hata yapmak, ceza gerektiren bir günah/suç/itaatsizlik yapmak, kasıtlı veya kasıtsız bir hata/kusur işlemek, yanlış bir yol izlemek (kasıtlı veya değil), bir şeyin kaçırılmasına veya atlanmasına neden olmak, bir şeyi kaçırmak (veya isabet ettirememek), bir şeyden sapmak veya uzaklaşmak, ulaşılamaz olmak, birinin hata yapmasına neden olmak, yanlış bir hareket/hata/kusur gibi davranmak.
10وَمَاve māoysa değillerdirBağlaç+Harf-i Nefi
11هُمْhumkendileriZamir
12بِحَامِلِينَbi HāmilīnetaşıyacakHarf-i Cer+İsimح م لTaşımak, yüklenmek, sırtlamak, götürmek, iletmek, göstermek/sergilemek, bir şeyi sırtında veya başında taşımak, yük taşımak, hamile kalmak veya çocuk sahibi olmak (kadın), iftira veya dedikodu yaymak, birine binmesi için hayvan vermek, birini yük hayvanına bindirmek, öfke göstermek veya sergilemek, kendini yormak veya zorlamak, sorumluluk üstlenmek, birini bir şey yapmaya teşvik etmek, bir şey üretmek veya ortaya koymak [ağacın meyve vermesi gibi], bir şeyi anlatmak ve yazmak [özellikle bilim ve bilgi konuları], bir şeyi taşımak veya yapmak, iftira yükünü taşımak, suç isnat etmek
13مِنْmin-ndanHarf-i Cer
14خَطَايَاهُمْḣaTāyāhumonların hataları-İsim+Zamirخ ط اYanlış yapmak, hata yapmak, ceza gerektiren bir günah/suç/itaatsizlik yapmak, kasıtlı veya kasıtsız bir hata/kusur işlemek, yanlış bir yol izlemek (kasıtlı veya değil), bir şeyin kaçırılmasına veya atlanmasına neden olmak, bir şeyi kaçırmak (veya isabet ettirememek), bir şeyden sapmak veya uzaklaşmak, ulaşılamaz olmak, birinin hata yapmasına neden olmak, yanlış bir hareket/hata/kusur gibi davranmak.
15مِنْminhiçbirHarf-i Cer
16شَيْءٍşey'inşeyİsimش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafiş
17اِنَّهُمْinnehumelbette onlarHarf-i Nasb+Zamir
18لَكَاذِبُونَle kāƶibūnetamamen yalancıdırlarLam-ı Te'kid+İsimك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.