Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, "Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.

وَلَوْلَا اَنْ تُصِيبَهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

ve levlā en tuSībehum muSībetun bimā ḳaddemet eydīhim fe yeḳūlū rabbenā levlā erselte ileynā rasūlen fe nettebiǎ āyātike ve nekūne mine l-mu'minīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَوْلَاve levlākeşke olmasalardı
2اَنْen
3تُصِيبَهُمْtuSībehumص و بdökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun - felaket.başlarına geldiği zaman
4مُصِيبَةٌmuSībetunص و بdökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun - felaket.bir felaket
5بِمَاbimāyüzünden
6قَدَّمَتْḳaddemetق د مÖne geçmek, ileri gelmek, bir topluluğa liderlik etmek. Qadima - gelmek, dönmek, geri dönmek, yönelmek, ilerlemek, üzerine gitmek, kendini vermek. Qadamun - liyakat, rütbe, öncelik, insan ayağı, ayak basma, temel, örnek, güç. Qadama sidqin - mükemmellikte ilerleme, sağlam duruş, güçlü ve onurlu duruş, gerçek rütbe, dürüstlük önceliği. Qadim - eski, kadim. Aqdamuna - atalar. Qaddama (fiil 2) - getirmek, tercih etmek, önceden göndermek, önceden hazırlamak. Taqaddama (fiil 5) - ilerlemek, devam etmek, ileri gitmek, önceden yapılmış veya söylenmiş olmak, getirmek, önceden göndermek, tehdit savurmak, önceden tehdit etmek, görüş belirtmek, terfi etmek, teklif edilmek, geçmek, birini geride bırakmak. İstaqdama - ilerlemeyi istemek, öngörmek istemek, cesurca ilerlemek. Mustaqdimun - ileri giden veya ilerlemeyi isteyen, öne geçen, daha önce yaşamış olan, en öndeki.yaptıkları (günahları)
7اَيْدِيهِمْeydīhimي د يdokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyitkendi elleriyle
8فَيَقُولُواfe yeḳūlūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelediyecekler
9رَبَّنَاrabbenāر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbimiz
10لَوْلَاlevlākeşke
11اَرْسَلْتَerselteر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalegönderseydin
12اِلَيْنَاileynābize
13رَسُولًاrasūlenر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalebir elçi
14فَنَتَّبِعَfe nettebiǎت ب عtakip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda gelen, takipçi, taklitçi, aynı yolu izlemeye devam etmek, yardım etmek/desteklemek, birlikte gelmek, itaat etmek, arzu etmek/talep etmekuysaydık
15اٰيَاتِكَāyātikeا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.ayetlerine
16وَنَكُونَve nekūneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinve olsaydık
17مِنَmine-den
18الْمُؤْمِنِينَl-mu'minīneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanmü'minler-

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onlara, elleriyle hazırladıkları bir felâket gelip çatsaydı Rabbimiz derlerdi, bize bir peygamber gönderseydin de delillerine uysaydık ve inananlara katılsaydık.

Abdulkadir Gölpınarlı

Onlara, elleriyle hazırladıkları bir felâket gelip çatsaydı Rabbimiz derlerdi, bize bir peygamber gönderseydin de delillerine uysaydık ve inananlara katılsaydık.

Adem Uğur

Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık! diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Ahmed Hulusi

Kendi elleriyle yaptıklarının sonucu olarak (Sünnetullah sonucu) onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz. . . Bari bize bir Rasul irsal etseydin de senin işaretlerine uysaydık ve iman edenlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (Rasul irsal etmezdik).

Ahmet Tekin

Bizzat dünyada kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: 'Rabbimiz, ne olurdu, bize özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir peygamber gönderseydin de, Rasullerine inen âyetlerine uysaydık, mü’minlerden olsaydık.' diyecek olmasalardı, seni göndermezdik.

Ahmet Varol

Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: 'Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık' diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Ali Bulaç

Kendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz, bize de bir elçi gönderseydin de böylece senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Ali Fikri Yavuz

(Ey Rasûlüm, eğer Kureyş kavmine) yaptıkları inkâr ve isyan yüzünden (kıyamet günü) başlarına bir azab geldiği zaman: “- Ey Rabbimiz, bize bir peygamber göndereydin de ayetlerine uyub müminlerden olsaydık ya.” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik. (Biz ancak onların özrünü kesmek için seni gönderdik).

Ali Rıza Safa

Kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir yıkım geldiğinde; "Efendimiz! Bize bir elçi gönderseydin de Senin ayetlerine bağlı kalarak, inananlar arasında olsaydık!" demesinler diye.

Bayraktar Bayraklı

Yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde, "Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de ilkelerine uyup inananlardan olsaydık, olmaz mıydı?" derler.

Bekir Sadak

Yaptiklarindan dolayi, baslarina bir musibet geldiginde: «Rabbimiz! Bize bir peygamber gonderseydin de, ayetlerine uysak ve muminlerden olsaydik olmaz miydi?» derler.

Celal Yıldırım

Kendi ellerinin (kazanıp da) öne sürdüğünden dolayı başlarına bir musîbet geldiği zaman, «Ey Rabbimiz ! Bize bir (uyarıcı) peygamber gönderseydin de senin âyetlerine uysaydık ve (öylece) mü'minlerden olsaydık» dememeleri için (bunu böyle yaptık).

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Önceden yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde, “Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de âyetlerine uyup da müminlerden olsaydık!” diyecek olmasalardı (peygamber göndermezdik).

Diyanet İşleri

Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, "Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.

Diyanet İşleri (eski)

Yaptıklarından dolayı, başlarına bir musibet geldiğinde: 'Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, ayetlerine uysak ve müminlerden olsaydık olmaz mıydı?' derler.

Diyanet Vakfi

Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık! diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde, «Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık» diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Kendi elleriyle yaptıkları günahlar yüzünden başlarına birer felaket geldiğinde: "Ey Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de ayetlerine uyup müminlerden olsaydık." demesinler diye.

Elmalılı Hamdi Yazır

(47-48) Ellerinin takdim eylediği günahlar yüzünden başlarına birer musibet gelib de o vakıt "ya rabbena bize bir Resul gönderseydin de ayetlerine uyup mü'minlerden olsakdı ya!" diyecek olmasalardı! Fakat şimdi onlara tarafımızdan hak gelince "Musa'ya verilen gibisi verilse ya!" dediler, ya bundan evvel Musaya verilene küfretmediler mi? İki sihir tezahür etti dediler ve biz hiçbirisine inanmayız dediler.

Erhan Aktaş

Eğer elleriyle sundukları nedeniyle onlara bir bela isabet ederse: "Rabb'imiz! Keşke bize bir Resul gönderseydin böylece biz, Sen'in ayetlerine tabi olur ve iman edenlerden olurduk." diyemesinler diye.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Eğer elleriyle sundukları nedeniyle onlara bir bela isabet ederse: "Rabb'imiz! Keşke bize bir resul gönderseydin böylece biz, Senin ayetlerine tabi olur ve inananlardan olurduk." diyemesinler diye.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Eğer elleriyle sundukları nedeniyle onlara bir bela isabet ederse: "Rabbimiz! Keşke bize bir rasul gönderseydin böylece biz, Senin ayetlerine tabi olur ve inanlardan olurduk." diyemesinler diye.

Fizilal-il Kuran

Kendi elleriyle yaptıkları günahlar yüzünden başlarına bir felaket geldiği zaman; «Rabbimiz ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de ayetlerine uysak ve mü'minlerden olsaydık» demesinler diye peygamber gönderdik.

Gültekin Onan

Kendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz, bize de bir elçi gönderseydin de böylece senin ayetlerine uysaydık ve inançlılardan olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Hamdi Döndüren

Biz, kendi elleriyle yaptıklarından dolayı, (kıyamet gününde) başlarına bir felaket geldiğinde, onların, “Ey Rabbimiz! Keşke senin âyetlerine uymamız ve böylece inananlardan olmamız için bize bir elçi gönderseydin!” dememeleri için (elçiler gönderdik).

Hasan Basri Çantay

Kendi elleri (ve ihtiyarları) ile öne sürdükleri (küfür ve zulüm) yüzünden onlara her hangi bir musiybet geldiği zaman: "Ey Rabbimiz, bize bir peygamber göndereydin de biz de ayetlerine ittiba edeydik, mü'minlerden olaydık ya" diyecek olmasalardı...

Hasib Asutay

Kendi elleriyle öne sürdükleri (günâhları) yüzünden onlara bir musibet geldiğinde, 'Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık' diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Hayrat Neşriyat

Ellerinin takdîm ettiği şeyler (işlediği günahlar) yüzünden başlarına bir musîbet isabet edip de: 'Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de senin âyetlerine uyupmü’minlerden olsaydık!' diyecek olmasalardı (biz seni göndermezdik)!

İbni Kesir

Yaptıklarından ötürü başlarına bir musibet geldiği zaman: Rabbımız, bize bir peygamber gönderseydin de ayetlerine uysak ve mü'minlerden olsak olmaz mıydı? derler.

Mehmet Okuyan

Kendi ellerinin yapıp ettikleri nedeniyle başlarına bir musibet geldiğinde “Rabbimiz! Bize bir elçi gönderseydin de ayetlerine uyup müminlerden olsaydık!” diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Muhammed Esed

Ve (ayrıca, Biz seni, Yargı Günü'nde) kendi elleriyle yapıp ettiklerinden ötürü başlarına bir musibet geldiği zaman: "Ey Rabbimiz, bize bir elçi göndermiş olsaydın senin mesajlarına uyar ve inanan kimselerden olurduk!" demesinler diye (gönderdik).

Mustafa İslamoğlu

İmdi muhataplar, elleriyle işledikleri yüzünden başlarına bir musibet gelmesi durumunda: "Rabbimiz! Keşke bize bir elçi gönderseydin de biz de Senin mesajlarına uyup inanan kimselerden olsaydık, olmaz mıydı?" demesinler diye (gönderdik seni).

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve eğer kendi elleriyle takdim ettikleri (günahları) sebebiyle kendilerine bir musibet isabet edip de, «Ey Rabbimiz! Bize bir resûl göndermeli değil mi idin ki, artık âyetlerine tâbi olup da mü'minlerden olsa idik» diyecek olmasalardı (onlara resûl gönderilmezdi).

Ömer Öngüt

Bizzat kendi yaptıklarından ötürü başlarına bir musibet geldiği zaman: “Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve müminlerden olsaydık olmaz mıydı?” derler.

Suat Yıldırım

Eğer senin halkın inkâr ve isyanları yüzünden kıyamet günü duruşmasında başlarına azap geldiğinde:"Ey Ulu Rabbimiz, dünyada iken bize de peygamber göndermiş olsaydın, biz de âyetlerine uyarak müminler arasına dahil olurduk!" demesinler diye seni resul gönderdik.

Süleyman Ateş

Kendi elleriyle yaptıkları (günahları) yüzünden başlarına bir felaket geldiği zaman: "Ey Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de ayetlerine uyup mü'minlerden olsaydık." diyecek olmasalardı (seni göndermezdik. Bu bahanelerine fırsat vermemek için seni gönderdik).

Süleymaniye Vakfı

Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde şöyle diyecek olmasalardı (seni elçi göndermezdik): "Rabbimiz, keşke bize bir elçi gönderseydin de senin ayetlerine uyup biz de inanıp güvenenlerden olsaydık!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bunu, kendi elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir kötülük geldiğinde şöyle demesinler diye yaptık: "Ey Rabbimiz! Keşke bize bir elçi gönderseydin de, senin ayetlerine uyup biz de müminlerden olsaydık."

Şaban Piriş

Elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: "Rabbimiz, bize bir peygamber gönderseydin de, senin ayetlerine tabi olup müminlerden olsaydık" derler diye...

Tefhim-ul Kuran

Kendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde: «Rabbimiz, bize de bir peygamber gönderseydin de böylece biz de senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık» diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).

Ümit Şimşek

Tâ ki, kendi elleriyle hazırladıkları bir musibet başlarına gelip de 'Rabbimiz, keşke bize bir peygamber gönderseydin de Senin âyetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık' demesinler.

Yaşar Nuri Öztürk

Kendi ellerinin önden hazırladıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde hemen şöyle diyorlar: "Rabbimiz, bize bir resul gönderseydin de senin ayetlerine uyup müminlerden olsaydık ne olurdu!"

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Özlərinin etdikləri əməllərə görə onlara bir müsibət üz verdikdə: “Ey Rəbbimiz! Nə üçün bizə bir peyğəmbər göndərmədin ki, biz də Sənin ayələrinə tabe olub möminlərdən olaq?”– deməsəydilər, səni peyğəmbər göndərməzdik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Öz əlləri ilə etdikləri əməlləri (qazandıqları günahları) üzündən onlara bir müsibət üz verincə: ″Ey Rəbbimiz! Barı, bizə bir peyğəmbər göndərəydin ki, biz də Sənin ayələrinə uyub möʼminlərdən olaydıq!″ – deməsəydilər, səni onlara peyğəmbər göndərməzdik. (Onların bəhanəsini kəsmək üçün belə etdik).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wenn sie eine Katastrophe ereilt wegen ihrer Untaten, sagen sie: ʺUnser Herr! Warum schickst Du uns keinen Gesandten, damit wir Deinen Zeichen Folge leisten und zu den Gläubigen gehören?ʺ

Almanca — Der Edle Quran

(Hätten Wir dich nicht entsandt), würden sie sagen, wenn sie ein Unglück trifft wegen dessen, was ihre Hände vorausgeschickt haben: ʺUnser Herr, hättest Du doch einen Gesandten zu uns gesandt, so daß wir Deinen Zeichen hätten folgen können und zu den Gläubigenʹhätten gehören können!ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Und wäre es nicht (nur deshalb), daß sie nicht sagen können, wenn ein Unglück sie um dessentwillen treffen sollte, was ihre Hände vorausgeschickt haben: ʺUnser Herr, warum hast Du uns keine Gesandten geschickt, daß wir Deine Zeichen hätten befolgen können und dann unter den Gläubigen gewesen wären?ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Und würde sie kein Unheil wegen dem von ihnen Zustandegebrachten treffen, (würden WIR dich nicht entsenden) - dann würden sie sagen: ʺUnser HERR! Hättest DU uns doch einen Gesandten geschickt, damit wir Deinen Ayat folgen und von den Mumin werden!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Had We not sent you O Muhammad to the people in general and to the Pagans in particular to serve as a spectacle and a warning they would have said when befallen with a misfortune as a reaction to what their wrongful and unclean hands have committed: "O Allah, our Creator, if only You had sent to us a Messenger to guide us to Your path in which Your divine signs shine like beacons inciting us to lift to You our inward sight"

Abdul Haleem

and may not say, if a disaster should befall them as a result of what they have done with their own hands, ‘Lord, if only You had sent us a messenger, we might have followed Your message and become believers.’

Abdullah Yusuf Ali

If (We had) not (sent thee to the Quraish),- in case a calamity should seize them for (the deeds) that their hands have sent forth, they might say: "Our Lord! why didst Thou not sent us a messenger? We should then have followed Thy Signs and been amongst those who believe!"

Abul A'la Maududi

(We did so) lest a calamity might seize them because of the misdeeds they committed whereafter they would say: "Our Lord, why did you not send a Messenger to us that we follow Your revelation and become among those who believe?"

Aisha Bewley

If a disaster had struck them because of what they had already done, they would have said, ‘Our Lord, why did You not send us a Messenger so that we could have followed Your Signs and been muminun?’

Al-Hilali & Khan

And if (We had) not (sent you to the people of Makkah) - in case a calamity should seize them for (the deeds) that their hands have sent forth, they would have said: "Our Lord! Why did You not send us a Messenger? We would then have followed Your Ayât (Verses of the Qur’ân) and would have been among the believers."

Ali Quli Qarai

And lest —should an affliction visit them because of what their hands have sent ahead— they should say, ‘Our Lord! Why did You not send us an apostle so that we might have followed Your signs and been among the faithful?’

Amatul Rahman Omar

And (We have sent you to them) lest when some evil befalls them because of that their hands have sent forward, they should say, `Our Lord, why did You not send a Messenger to us? (If You had sent one) we would have followed Your commandments and would have been of the believers. '

Arthur John Arberry

Else, did an affliction visit them for that their own hands have forwarded then they might say, 'Our Lord, why didst Thou not send a Messenger to us that we might follow Thy signs and so be among the believers?'

Bijan Moeinian

Now if, in account of their own deeds, a misfortune strikes the people, they will not have an excuse to say: "Our Lord, If you had sent a Prophet to us, we would have certainly had followed Your Revelations and would have been among the believers. "

E. Henry Palmer

And lest there should befall them a mishap for what their hands have sent before, and they should say, 'Our Lord! why didst thou not send to us an apostle? for we would have followed thy signs and been of the believers. '

Edip-Layth

Thus, if any disaster strikes them as a consequence of their own deeds they cannot say, "Our Lord, if only You sent a messenger to us, so that we would follow Your signs, and we would be of those who acknowledge."

George Sale

and lest, if a calamity had befallen them, for that which their hands had previously committed, they should have said, O Lord, since thou hast not sent an apostle unto us, that we might follow thy signs, and become true believers, are we not excusable?

Hamid S. Aziz

Nor were you by the side of the mountain when We called; yet are you sent as a mercy from your Lord, that you may warn a people to whom no Warner has come before you that per chance (or possibly) they may be give heed.

Mahmoud Ghali

And had it not been (that you are sent to them), an affliction would afflict them for what their hands have forwarded, then they might say, "Our Lord, had You sent a Messenger to us, then we should have closely followed Your signs and been among the believers. "

Marmaduke Pickthall

Otherwise, if disaster should afflict them because of that which their own hands have sent before (them), they might say: Our Lord! Why sentest Thou no messenger unto us, that we might have followed Thy revelations and been of the believers?

Mohamed Ahmed - Samira

And in case disaster comes upon them for what they have done themselves, they should say: "O Lord, why did You not send an apostle to us that we should have followed Your commands, and been with those who are believers;"

Muhammad Asad

and [We have sent thee] lest they say [on Judg­ment Day], when disaster befalls them as an outcome of what their own hands have wrought, "O our Sus­tainer, if only Thou had sent an apostle unto us, we would have followed Thy messages, and would have been among those who believe!"

Mustafa Khattab

Also so they would not say, if struck by an affliction for what their hands have done: "Our Lord! If only You had sent us a messenger, we would have followed Your revelations and become believers."

Progressive Muslims

Thus, if any disaster strikes them as a consequence of their own deeds they cannot Say: "Our Lord, if only You sent a messenger to us, so that we would follow Your revelations, and we would be of the believers. "

Sahih International

And if not that a disaster should strike them for what their hands put forth [of sins] and they would say, "Our Lord, why did You not send us a messenger so we could have followed Your verses and been among the believers?". ..

Sam Gerrans

And were it not that calamity should befall them because of what their hands sent ahead[...]. Then will they say: “Our Lord: oh, that Thou hadst but sent for us a messenger, then would we have followed Thy proofs and been among the believers!”

Shabbir Ahmed

Otherwise, if disaster struck them as a result of their own actions, they might say, "Our Lord! Why did You not send a Messenger to us, that we might have followed Your Revelations and been of the believers?"

Syed Vickar Ahamed

And if (We had) not (sent you to the people of Makkah)— (and) if a misfortune came over them for (the actions that) their hands have already done, they might say: "Our Lord! Why did You not send a messenger to us? We should then have followed Your Signs and been from those who believe!"

Taqi Usmani

And (We have sent you as a messenger) lest, in case they suffered a calamity because of what their hands sent ahead, they should say, "Our Lord, why did You not send a messenger to us, so that we might have followed your verses and been among the believers?"

The Monotheist Group

Thus, if any disaster strikes them as a consequence of their own deeds they cannot Say: "Our Lord, if only You sent a messenger to us, so that we would follow Your revelations, and we would be of the believers."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Si un malheur les atteignait en rétribution de ce que leurs propres mains avaient préparé, ils diraient: ʺSeigneur, pourquoi ne nous as-Tu pas envoyé un Messager? Nous aurions alors suivi Tes versets et nous aurions été croyantsʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Eger ku ne ji ber vê hênceta kafiran bûya; dema ku bi sedema kufra xwe hatin ezabdayin, vêca bibêjin: Xwedayê me! De bila Te pêxemberek ji me re şandibûya, vêca me jî bidaya pey ayetên te û em bibûna ji bawermendan (me tu bi pêxemberî ji wan re nedişand).

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En het is alleen maar opdat zij, als hen onheil treft voor wat hun handen eerder gedaan hebben, niet kunnen zeggen: ʺOnze Heer, had U niet een gezant tot ons kunnen zenden, zodat wij Uw tekenen hadden kunnen volgen en bij de gelovigen hadden behoord?ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En opdat, indien een ramp over hen zou zijn gekomen, om hetgeen hunne handen voor bedachtelijk hebben bedreven, zij niet zouden zeggen: O Heer! is het ons niet te vergeven, nu gij geen gezant tot ons hebt gezonden, opdat wij uwe teekenen zouden volgen en ware geloovigen worden?

Hollandaca — Siregar

Opdat, wanneer een ramp door wat hun handen eerder verricht hebben hen treft, zij niet zouden zeggen: ʺOnze Heer, had U maar een Boodschapper gestuurd, dan zouden Wij Uw Tekenen gevolgd hebben en wij zouden tot de gelovigen behoren.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И если бы (Мы) не (направили тебя посланником), то когда постигало бы их [неверующих] несчастие за то, что уготовали их руки [за то, что они совершили] (а именно за их неверие), они говорили бы: «Господь наш, если бы Ты послал к нам посланника, то мы последовали бы за Твоими знамениями [за Твоей Книгой] и были бы мы верующими (в Тебя)!»

Rusça — Osmanov

И если бы не так, то, когда их постигнет наказание за то, что вершили их десницы, они сказали бы: ʺГосподи наш! О, если бы Ты отправил к нам посланника, чтобы мы последовали за Твоими знамениями и стали бы верующими!ʺ

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Om (så inte skett) hade de, när de onda följderna drabbade dem av det som deras händer har sänt vidare (till Domen), kunnat säga: ʺOm Du ändå hade låtit ett sändebud komma till oss, Herre! Då hade vi kunnat följa Dina budskap och bli sanna troende!ʺ