Şuara Suresi 136. Ayet — Elfaz
Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."
1قَالُواḳālūdediler kiMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaibق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele
3عَلَيْنَاǎleynābizceHarf-i Cer+Zamir
4اَوَعَظْتَe veǎZteöğüt versen deTesviye (Eşitlik) Edatı+Mazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabو ع ظÖğüt vermek, nasihat etmek, vaaz vermek, tavsiyede bulunmak, uyarmak, ödül veya ceza bahsederek kalbi yumuşatması gereken şeyleri hatırlatmak, iyi tavsiye veya öğüt vermek, işlerin sonucunu hatırlatmak, tövbe ve ıslaha yönlendiren öğütler vermek.
5اَمْemveyaBağlaç
6لَمْlemHarf-i Nefi
7تَكُنْtekunolmasan daMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Muhatabك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
8مِنَmine-denHarf-i Cer
9الْوَاعِظِينَl-vāǐZīneöğüt verenler-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimو ع ظÖğüt vermek, nasihat etmek, vaaz vermek, tavsiyede bulunmak, uyarmak, ödül veya ceza bahsederek kalbi yumuşatması gereken şeyleri hatırlatmak, iyi tavsiye veya öğüt vermek, işlerin sonucunu hatırlatmak, tövbe ve ıslaha yönlendiren öğütler vermek.