(Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.

اُنْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْاَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا

unZur keyfe Derabū leke l-emṧāle fe Dellū fe lā yesteTīǔne sebīlen

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اُنْظُرْunZurن ظ رgörmek, bakmak, göz atmak, gözlemlemek, seyretmek, düşünmek, değerlendirmek, dinlemek, sabırlı olmak, beklemek, tefekkür etmek, mühlet vermek, ertelemek, incelemek, nezaket göstermek, araştırmak, derinlemesine bakmak, şefkat göstermek. nazara - sevgiyle bakmak, şaşırtmak, göz kamaştırmakbak
2كَيْفَkeyfeك ي فNasıl, ne şekilde, ne suretle, ne biçimde, ne tarzda, ne durumda, ne haldenasıl
3ضَرَبُواDerabūض ر بİyileştirmek, vurmak, örnek olarak öne sürmek, bir mesel/örnek vermek, gitmek, yolculuk yapmak, seyahat etmek, karıştırmak, kaçınmak, uzaklaştırmak, örtmek, kapatmak, belirtmek/beyan etmek/ifade etmek, öne sürmek, ortaya koymak, karşılaştırmak, benzetmek, yol aramak, ileri yürümek, ayarlamak, dayatmak, engellemek, savaşmak, birinin malıyla kâr payı için ticaret yapmak, yapmak veya sebep olmak veya oluşturmak, terk etmek/vazgeçmek, bir şeyi uzaklaştırmakmisal verdiler
4لَكَlekesenin için
5الْاَمْثَالَl-emṧāleم ث لDik durmak, hadım etmek veya iğdiş etmek (özellikle koyun veya keçi için), bir şeyi kurmak, benzemek veya taklit etmek gibi görünmek, bir atasözünü uygulamak, bir şeyi atasözü olarak uygulamak, neredeyse sağlıklı veya iyi bir durumda olmak, iyileşmeye yakın olmak, bir emre veya komutaya itaat etmek/uymak, benzemek, benzerlik veya eşdeğer olmak.benzetmelerle
6فَضَلُّواfe Dellūض ل لYanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş.saptılar
7فَلَاfe lāartık
8يَسْتَطِيعُونَyesteTīǔneط و عitaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak.bulamazlar
9سَبِيلًاsebīlenس ب لyol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebepyolu

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Bak da gör, senin için ne çeşit örnekler getirdi onlar da saptılar doğru yoldan ve artık gerçeğe varmak için hiçbir yol bulamaz onlar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Bak da gör, senin için ne çeşit örnekler getirdi onlar da saptılar doğru yoldan ve artık gerçeğe varmak için hiçbir yol bulamaz onlar.

Adem Uğur

(Resûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler! Artık onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar.

Ahmed Hulusi

Bak senin için yaptıkları benzetmeler (yanlış değerlendirmeler) yüzünden nasıl saptılar! Artık çıkış yolu bulamazlar!

Ahmet Tekin

Yâ Muhammed, seninle ilgili yaptıkları benzetmelere ibret nazarıyla bak. Bu yüzden onlar hak yoldan uzaklaşarak, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ettiler. Senin peygamberliğine dil uzatacak, eksik gedik bir tarafını da bulamıyorlar.

Ahmet Varol

Bak senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Onlar artık hiçbir yol bulamazlar.

Ali Bulaç

Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.

Ali Fikri Yavuz

(Ey Rasûlüm) bak, senin hakkında ne temsiller yaptılar da haktan saptılar; artık hiç bir yol bulamazlar.

Ali Rıza Safa

Senin için, nasıl yakıştırmalar yapıyorlar bak? Böylece yoldan çıktılar ve artık bir yol bulamazlar.

Bayraktar Bayraklı

"Ey Peygamber! Bak, nasıl böyle örnekler verip sapıttılar. Artık onlar hiçbir çıkış yolu bulamazlar."

Bekir Sadak

Sana nasil misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmislardir, yol bulamazlar.*

Celal Yıldırım

Bir bak, sana nasıl misâller getirdiler de bu yüzden sapıttılar; yol bulmaya da güçleri yetmez.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Gör işte, senin hakkında ne tür yakıştırmalarda bulundular! Bu şekilde yoldan çıkmış bulunuyorlar, artık bir daha da doğru yolu bulamayacaklar.

Diyanet İşleri

(Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.

Diyanet İşleri (eski)

Sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.

Diyanet Vakfi

(Resûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler! Artık onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ey Muhammed! sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bak, senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiçbir yol bulamazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bak senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiç bir yol bulamazlar

Erhan Aktaş

Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

Fizilal-il Kuran

Senin hakkında ne yakışıksız benzetmeler düzdüklerini görüyor musun? Onlar sapmışlardır ve doğru yolu bir türlü bulamıyorlar.

Gültekin Onan

Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.

Hamdi Döndüren

Bir bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar!

Hasan Basri Çantay

Bak, senin için ne misaller (kıyaslar) getirip sapdılar. Artık onlar (hidayete) hiçbir yol bulamazlar.

Hasib Asutay

(Resulüm!) Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık onlar hiçbir (doğru) yol bulamazlar.

Hayrat Neşriyat

Bak, senin hakkında nasıl misâller getirdiler de dalâlete düştüler; artık (onlar, hidâyete) hiçbir yol bulamazlar.

İbni Kesir

Bir bak; sana nasıl misaller getirip saptılar. Bir daha yol bulamazlar.

Mehmet Okuyan

Senin için bak ne biçim örnekler verdiler! Onlar zaten sapmışlardı ve (artık) gerçeğe giden yolu da bulamazlar.

Muhammed Esed

(Ey Rasul,) seni benzettikleri şeye bak! Zaten onlar bir kere yoldan çıkmış bulunuyorlar, bir daha da (doğru) yolu bulamayacaklar!

Mustafa İslamoğlu

Şunların, seni neye benzettiklerine bir bak hele! Ve sonuçta öyle bir sapıtıyorlar ki, bir daha doğru yolu bulacak (muhakeme) gücünü asla kendilerinde bulamıyorlar.

Ömer Nasuhi Bilmen

Bak senin için nasıl misaller irâd ettiler, dalâlete düştüler, hiçbir yol bulmaya da muktedir olamazlar.

Ömer Öngüt

Bir bak, senin hakkında ne biçim temsiller getirdiler ve saptılar. Artık bir daha da yol bulamazlar.

Suat Yıldırım

İşte bak senin hakkında nasıl tutarsız misaller getiriyorlar. Doğrusu onlar saptılar, artık asla yol bulamazlar!.

Süleyman Ateş

Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar.

Süleymaniye Vakfı

Baksana, seninle ilgili nasıl benzetmeler yapıyorlar! Onlar bu şekilde sapıttılar, artık doğru yola gelemezler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Baksana senin için ne kurgular kuruyorlar da sapıtıyorlar. Bir çıkış yolu da bulamıyorlar.

Şaban Piriş

Bak, sana nasıl örnekler veriyorlar, sapıttılar da yolu bulamıyorlar.

Tefhim-ul Kuran

Bir bakıver; senin için nasıl örnekler verdiler de böyle saptılar. Artık onlar hiç bir yol da bulamazlar.

Ümit Şimşek

Seni benzettikleri şeye bak! Onlar öyle bir saptılar ki, bir daha da yollarını bulamıyorlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Bak da gör! Nasıl da örnekler sunuyorlar sana. Sapıttılar, artık bir daha yol bulamazlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Gör sənə aid hansı məsəlləri çəkdilər! Onlar haqq yoldan azdılar və bir daha o yolu tapa bilməyəcəklər!

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Ya Rəsulum!) Bir gör sənin barəndə necə məsəllər çəkdilər! (Səni divanəyə bənzətdilər, peyğəmbərliyinin həqiqi olduduğunu təsdiq etmək üçün göydən mələk endirilməsini tələb etdilər!) Artıq (doğru yoldan) azdılar və bir daha (haqqa) yol tapa bilməzlər!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sieh, welche Gleichnisse sie anführen! Sie gehen irre und finden nicht zum geraden Weg.

Almanca — Der Edle Quran

Schau, wie sie dir Gleichnisse prägen! Dabei sind sie abgeirrt, und so können sie keinen (Aus)weg mehr (finden).

Almanca — M. A. Rassoul

Schau, wie sie dir Gleichnisse prägen! Sie sind irregegangen und vermögen keinen (Ausweg) zu finden.

Almanca — Muhammad Zaidan

Siehe, wie sie dir die Gleichnisse prägten, dann gingen sie irre, und sie vermögen zu keinem Weg.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Look how they describe you O Muhammad in -irrelevant- similies reflecting deviation of mind and thought that they are unable to strike on the path of truth guiding into all truth.

Abdul Haleem

See what they think you are like! They have gone astray and cannot find the right way.

Abdullah Yusuf Ali

See what kinds of comparisons they make for thee! But they have gone astray, and never a way will they be able to find!

Abul A'la Maududi

See what specious arguments they put forth before you: they are so strayed that they will not find their way to anything sound.

Aisha Bewley

See how they make comparative judgements about you. They are misguided and cannot find the way.

Al-Hilali & Khan

See how they coin similitudes for you, so they have gone astray, and they cannot find a (Right) Path.

Ali Quli Qarai

Look, how they draw comparisons for you; so they go astray, and cannot find the way.

Amatul Rahman Omar

Look, what fantastic stories they concoct with regard to you! It is therefore that they have gone astray and are unable to find a way.

Arthur John Arberry

Behold, how they strike similitudes for thee, and go astray, and are unable to find a way!

Bijan Moeinian

See Mohammad how they called you all kind of names! In account of this mean attitude of theirs, they will never find the right path.

E. Henry Palmer

See how they strike out for thee parables, and err, and cannot find a way.

Edip-Layth

See how they cited the examples for you, for they have strayed, and they cannot find a path.

George Sale

Behold, what they liken thee unto. But they are deceived; neither can they find a just occasion to reproach thee.

Hamid S. Aziz

Or a treasure thrown down unto him, or why has he not a garden to eat from. ...?" And the unjust say, "You only follow a man bewitched (or obsessed)."

Mahmoud Ghali

Look how they strike similitudes for you, so they have erred away; then they are unable to (find) a way!

Marmaduke Pickthall

See how they coin similitudes for thee, so that they are all astray and cannot find a road!

Mohamed Ahmed - Samira

Just see what comparisons they bring up for you! They are lost and cannot find the way.

Muhammad Asad

See to what they liken thee, [O Prophet, simply] because they have gone astray and are now unable to find a way to the truth]!

Mustafa Khattab

See ˹O Prophet˺ how they call you names![1] So they have gone so ˹far˺ astray that they cannot find the ˹Right˺ Way.

Progressive Muslims

See how they cited the examples for you, for they have strayed, and they cannot find a path.

Sahih International

Look how they strike for you comparisons; but they have strayed, so they cannot [find] a way.

Sam Gerrans

See thou how they strike similitudes for thee, and go astray, and cannot find a path.

Shabbir Ahmed

See what sort of examples they apply to you! They have strayed far too much to find a way.

Syed Vickar Ahamed

See what types of comparisons they make for you! But they have gone away from the right, and they will never be able to find a way!

Taqi Usmani

See how they coined similes for you, so they have gone astray and cannot find a way.

The Monotheist Group

See how they put forth the examples for you; they have strayed, and they cannot find a path.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Vois à quoi ils te comparent! Ils se sont égarés. Ils ne pourront trouver aucun chemin.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Resûlê min!) De binêre ka çawa der barê te de derb û mesel anîne. Vêca ew ji rê ketine û êdî ew ê riyekê nebînin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Kijk hoe zij voor jou vergelijkingen maken; zij dwalen en kunnen dus geen weg meer vinden.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zie wat zij nopens u denken; maar zij zijn verdwaald, en zullen nimmer, eene juiste gelegenheid hebben, om het licht te vinden,

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Посмотри (о, Пророк), как они [неверующие] на тебя приводят притчи [говорят о тебе такую ложь, которая по своей странности подобна лишь притчам], и заблудились они и не могут найти пути (к Истине)!

Rusça — Osmanov

Посмотри [, Мухаммад], чего только они не наговаривают на тебя! Они сошли с правого пути и не находят выхода.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Se hur de beskriver dig! De har helt gått vilse och kan inte finna vägen.