Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allah'a aittir.

اَلَّذِينَ اِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ وَلِلّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ

(e)lleƶīne in mekkennāhum fī l-erDi eḳāmū S-Salāte ve ātevu z-zekāte ve emerū bi l-meǎ'rūfi ve nehev ǎni l-munkeri ve li (a)llahi ǎāḳibetu l-umūri

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīne
2اِنْineğer
3مَكَّنَّاهُمْmekkennāhumم ك نBirine yer vermek, bir konuta yerleştirmek veya kurmak, birinin bir şeyi yapmasını sağlamak veya yetkilendirmekonları iktidara getirirsek
4فِي-de/da / içinde
5الْاَرْضِl-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyearz/yüzey
6اَقَامُواeḳāmūق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhdoğrulurlar
7الصَّلٰوةَS-Salāteص ل وHayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk, hitabe, konuşma, dua, yalvarış, istirham, rica, övgü, takdir, methiye, kutsama, lütuf, şükranNamaz, Allah’a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, din, destek, yardımlaşma, karşılıklı iletişim, bağ kurmak, bağlı olmak.
8وَاٰتَوُاve ātevuا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekve verirler
9الزَّكٰوةَz-zekāteز ك وArttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak, sadaka, zekatzekatı
10وَاَمَرُواve emerūا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakve emrederler
11بِالْمَعْرُوفِbi l-meǎ'rūfiع ر فO bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen, itaatkar/uysal/hoş olmak, bilgilendirme, kokulu, kendini bilgilendirmek, öğrenmek/keşfetmek, bilgi aramak/istemek, iyilik/hayır, (at) yelesi, (deniz) dalgaları, yüksek yer/kısım, daha yüksek/en yüksek, ilk/en öndeki, bilgi edinmek amacıyla bir konu hakkında soru veya sorgulama, yaygın olarak bilinen/tanınan, itiraf etmek/kabul etmek/belirtmek, yüksek dağ, Arafat Dağıiyiliği
12وَنَهَوْاve nehevن ه يEngellemek, yasaklamak, azarlamak, yasaklamak, durdurtmak, kısıtlamak, men etmek, engel olmak, vazgeçmek, sakınmakve vazgeçirmeğe çalışırlar
13عَنِǎni-ten
14الْمُنْكَرِl-munkeriن ك رHoşlanmamak, tanımamak, reddetmek, dil veya ceza ile onaylamamak, zor olmak, güç olmak, tiksinti duymak, suçlamakkötülük-
15وَلِلّٰهِve li (a)llahive Allah'a aittir
16عَاقِبَةُǎāḳibetuع ق بBaşarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek, nesil bırakmak, karşılığında vermek. Aqabatun - tırmanması zor yer. Uqbun - başarı. Ta'aqqaba - dikkatli bilgi almak, bağırmak, adım adım takip etmek. Aqub - topuk, oğul, torun, nesil, mihver, eksen. Uqba - karşılık, sonuç, ödül, son, başarı. İqab (çoğulu aqubat) - günahtan sonraki ceza, erteleyen veya tersine çeviren, işin sonucuna veya neticesine bakan. Mu'aqqibat - birbirinin yerini alan, başka bir şeyin hemen ardından gelen veya kesintisiz olarak başka bir şeyi takip eden şey. Bu, mu'aqqib kelimesinin çift çoğul dişil halidir. Çoğul dişil form, Arapçada dişil formun bazen vurgu ve sıklık katmak için kullanılmasından dolayı eylemlerin sıklığını gösterir.sonu
17الْاُمُورِl-umūriا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakbütün işlerin

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

O kişilerdir onlar ki onları yeryüzünde yerleştirdik mi namaz kılarlar, zekât verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar ve bütün işlerin sonucu, Allah'a varır.

Abdulkadir Gölpınarlı

O kişilerdir onlar ki onları yeryüzünde yerleştirdik mi namaz kılarlar, zekât verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar ve bütün işlerin sonucu, Allahʼa varır.

Adem Uğur

Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.

Ahmed Hulusi

Onlar, eğer kendilerine arzda yer verirsek; salatı ikame ederler, zekatı verirler, doğrulukla hükmedip, çirkin davranışlardan engellerler. . . İşlerin sonu Allah'a aittir.

Ahmet Tekin

Allah’ın dinine, peygamberine yardım edenler, ülkelerinde, yeryüzünde, kendilerini iktidar mevkiine getirdiğimizde onlar namazı âdâbına riayet ederek aksatmadan âşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, Kur’ân’ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü’minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü, planları, programları, adaleti uygulayarak kamu düzenini sağlayanlar, iyiliği emredenler, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü’minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak kamu güvenliğini temin edenlerdir. Elde edilecek güzel sonuçlar, Allah için, Allah rızası içindir.

Ahmet Varol

Onlar, kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah'ındır.

Ali Bulaç

Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.

Ali Fikri Yavuz

Onlar, o müminlerdir ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve fenalıktan da alıkoyarlar. Bütün işlerin sonu (kıyamette) Allah’a dönecektir.

Ali Rıza Safa

Onlar, öyle kimselerdir ki, kendilerini yeryüzünde egemen yapsak, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, iyiliği öğütlerler ve kötülüğü yasaklarlar. Zaten tüm işlerin sonucu Allah'a kalmıştır.

Bayraktar Bayraklı

Eğer onlara yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah'a varır.

Bekir Sadak

Onlari biz yeryuzune yerlestirirsek namaz kilarlar, zekat verirler, uygun olani emrederler, fenaligi yasak ederler. islerin sonucu Allah'a aittir.

Celal Yıldırım

O mü'minler ki, kendilerini yeryüzünde yerleştirip iktidar sahibi kılarsak, namazı kılarlar, zekâtı verirler ; iyilikle emredip kötülükten men'ederler. İşlerin sonucu ise Allah'a aittir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onlar öyle kimselerdir ki, kendilerine bir yerde egemenlik versek, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten alıkoymaya çalışırlar. İşlerin sonu Allah’a varır.

Diyanet İşleri

Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allah'a aittir.

Diyanet İşleri (eski)

Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekat verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. İşlerin sonucu Allah'a aittir.

Diyanet Vakfi

Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlara ki, kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirdiğimiz takdirde, namazı kılarlar, zekatı verirler, iyilikle emir, kötülükten nehyederler. Bütün işlerin sonu sadece Allah'a aittir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ki şayed kendilerini arzda makam-ı iktıdara getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'ruf ile emir ve münkerden nehiy ederler bütün umurun akıbeti de sırf Allaha aiddir

Erhan Aktaş

Eğer yeryüzünde onları egemen kılarsak, salatı ikame ederler, zekatı yaparlar, ma'ruf olanı yapar, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonucu Allah'a dönecektir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Eğer yeryüzünde onları egemen kılarsak, salatı ikame ederler, zekatı yaparlar, ma'ruf olanı yapar, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonucu Allah'a dönecektir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Eğer yeryüzünde onları egemen kılarsak, salatı ikame ederler, zekatı verirler, iyiliği buyururlar, kötülükten sakındırırlar. Bütün işlerin sonucu Allah'a dönecektir.

Fizilal-il Kuran

Onlar ki, eğer biz kendilerini yeryüzünde egemen kılarsak namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederek kötülükten sakındırırlar. Her şeyin akıbeti Allah'a aittir.

Gültekin Onan

Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, marufu buyururlar, münkerden sakındırırlar. Bütün buyrukların sonu Tanrı'yadır / Tanrı'ya aittir.

Hamdi Döndüren

Biz (o mü’minleri) yeryüzünde iktidar sahibi yapsak namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülüğe engel olurlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.

Hasan Basri Çantay

Onlar, (o müminlerdir ki) eğer kendilerine yer (yüzün) de bir iktidar mevkii verirsek dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emr ederler, kötülükden vaz geçirmiye çalışırlar. (Bütün) umurun aakıbeti (nihayet) Allaha (raci') dir.

Hasib Asutay

Onlar ki, kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar. (Bütün) işlerin sonu Allah'a aittir.

Hayrat Neşriyat

Onlar ki, kendilerine yeryüzünde imkân (iktidar) verdiğimiz takdirde (gafletedalmazlar ve) namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten men' ederler. (Bütün) işlerin sonu ise Allah’a âiddir.

İbni Kesir

Onlar ki; eğer kendilerini yeryüzüne yerleştirirsek; namaz kılarlar, zekat verirler, ma'rufu emreder, münkerden nehyederler. Bütün işlerin akıbeti Allah'adır.

Mehmet Okuyan

Onları (muhacirleri ve Allah’ın dinine yardım edenleri) yeryüzünde hükümran kılsak (da) namazı kılarlar, zekâtı verirler; iyiliği emrederler (öğütlerler), kötülükten engellerler (sakındırırlar). İşlerin sonu yalnızca Allah’a (var)ır.

Muhammed Esed

(O yardıma layık olanlar ki,) kendilerini yeryüzünde egemen kılsak (dahi) salata devam ederler, arınmak için verilmesi gerekeni verirler, yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar; ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah'a kalmıştır.

Mustafa İslamoğlu

Bu kimseler ki, eğer onlara yeryüzünde iktidar versek namazı hakkını vererek eda ederler; arınmak için ödenmesi gereken bedeli öderler; iyi, doğru ve yararlı olanı emreder, kötü, yanlış ve zararlı olandan da sakındırırlar. En nihayetinde işlerin sonucunu belirlemek Allah'a aittir.

Ömer Nasuhi Bilmen

Onlar ki, eğer onları yeryüzünde yerleştirirsek (bir makamı iktidara getirirsek) namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler ve ma'ruf ile emrederler ve münkerden nehyeylerler ve bütün işlerin akibeti ise Allah Teâlâ'ya aittir.

Ömer Öngüt

Onlar ki, eğer biz kendilerine yeryüzünde iktidar mevkii verirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emreder, kötülükten nehyederler. Bütün işlerin sonucu Allah'a âittir.

Suat Yıldırım

Onlar öyle mükemmel insanlardır ki şayet kendilerine dünyada hakimiyet nasib edersek namazlarını hakkıyla ifa eder, zekâtlarını verir, iyi ve meşrû olanı yayar, kötülüğü önlerler. Bütün işlerin âkıbeti elbette Allah’a aittir.

Süleyman Ateş

O (Allah'ın dinine yardım ede)nleri yer yüzünde iktidara getirdiğimiz takdirde (zorbaların yoluna sapmazlar, bil'akis) namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir (her şey sonunda O'na varacaktır).

Süleymaniye Vakfı

Onlar; kendilerine yeryüzünde güç ve imkan versek namazı özenle ve sürekli kılan, zekatı veren, marufun /iyi şeylerin yapılmasını isteyen, münkerden /kötü şeylerden sakındıran kimselerdir. Her işin sonu Allah'a varır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onlar öyle kimselerdir ki eğer bir yere yerleştirsek namazı tam kılar, zekatı verir, marufa (Kur'an ölçülerine) uygun olanı ister, münkere (Kur'an'a ve insan doğasına uymayan şeye) karşı durur. Her işin sonu Allah'a varır.

Şaban Piriş

Eğer onlara yeryüzünde imkan ve güç verirsek, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. İşlerin sonu Allah'a aittir.

Tefhim-ul Kuran

Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.

Ümit Şimşek

O kimseler ki, kendilerini yeryüzünde iktidara getirdiğimizde namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emredip kötülükten sakındırırlar. Sonunda bütün işlerin dönüşü Allah'adır.

Yaşar Nuri Öztürk

Onlar o kişilerdir ki eğer kendilerini yeryüzünde imkan ve güç sahibi yapsak namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliğe özendirirler, kötülükten sakındırırlar. Tüm iş ve oluşlar Allah'a varır.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Əgər onlara yer üzündə hökmranlıq versək, onlar namaz qılar, zəkat verər, yaxşı işlər görməyi əmr edib, pis işlər görməyi qadağan edərlər. Bütün işlərin aqibəti Allaha aiddir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

O kəslər ki, əgər onları yer üzündə yerləşdirsək (onlara bir yer versək), namaz qılar, zəkat verər, (insanlara) yaxşı işlər görməyi əmr edib, pis işlər görməyi qadağan edərlər. Bütün işlərin sonu (nəticəsi) Allaha aiddir. (Allah qiyamət günü əməllərinə müvafiq olaraq möʼminlərə mükafat, kafirlərə isə cəza verəcəkdir).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Das sind diejenigen, die, wenn Wir ihnen auf Erden Macht verleihen, die Gebete verrichten, die Zakat-Abgaben entrichten, das Würdige befehlen und das Unwürdige verbieten. Gott hat die letzte Entscheidung über alle Dinge.

Almanca — Der Edle Quran

(Ihnen), die, wenn Wir ihnen eine feste Stellung auf der Erde verleihen, das Gebet verrichten und die Abgabe entrichten, das Rechte gebieten und das Verwerfliche verbieten. Und Allah gehört das Ende der Angelegenheiten.

Almanca — M. A. Rassoul

Jenen, die, wenn Wir ihnen auf Erden die Oberhand gegeben haben, das Gebet verrichten und die Zakah entrichten und Gutes gebieten und Böses verbieten (, steht Allah bei) Und Allah bestimmt den Ausgang aller Dinge.

Almanca — Muhammad Zaidan

(Es sind) diejenigen, wenn WIR sie im Lande festigen, dann verrichten sie ordnungsgemäß das rituelle Gebet, entrichten die Zakat, rufen zum Gebilligten auf und raten vomMißbilligten ab. Und ALLAH gehört das Anschließende von den Angelegenheiten.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

These are they who lift to Allah their inward sight and will not neglect religious observances (the act of worship, zakat (almsgiving) enjoining what is just and right and forbidding what is evil) when given power and authority in the land. The ultimate decision of all affairs rests in the hands of Allah, - here and Hereafter-.

Abdul Haleem

those who, when We establish them in the land, keep up the prayer, pay the prescribed alms, command what is right, and forbid what is wrong: God controls the outcome of all events.

Abdullah Yusuf Ali

(They are) those who, if We establish them in the land, establish regular prayer and give regular charity, enjoin the right and forbid wrong: with Allah rests the end (and decision) of (all) affairs.

Abul A'la Maududi

(Allah will certainly help) those who, were We to bestow authority on them in the land, will establish Prayers, render Zakah, enjoin good, and forbid evil. The end of all matters rests with Allah.

Aisha Bewley

those who, if We establish them firmly on the earth, will establish salat and pay zakat, and command what is right and forbid what is wrong. The end result of all affairs is with Allah.

Al-Hilali & Khan

Those (Muslim rulers) who, if We give them power in the land, (they) enjoin Iqamat-as-Salât[1] [i.e. to perform the five compulsory congregational Salât (prayers) (the males in mosques)], to pay the Zakât and they enjoin Al-Ma‘rûf (i.e. Islâmic Monotheism and all that Islâm orders one to do), and forbid Al-Munkar (i.e. disbelief, polytheism and all that Islâm has forbidden) [i.e. they make the Qur’ân as the law of their country in all the spheres of life]. And with Allâh rests the end of (all) matters (of creatures).

Ali Quli Qarai

Those who, if We granted them power in the land, maintain the prayer, give the zakāt, and bid what is right and forbid what is wrong. And with Allah rests the outcome of all matters.

Amatul Rahman Omar

They are (the persecuted people) who, if We establish them in the land (giving them power) will observe Prayer and keep on presenting the Zakât, and enjoin (people) to do good and forbid evil. And Allâh will finally settle all issues.

Arthur John Arberry

who, if We establish them in the land, perform the prayer, and pay the alms, and bid to honour, and forbid dishonour; and unto God belongs the issue of all affairs.

Bijan Moeinian

These are the people that, if I establish their nation on earth, will worship the Lord on regular basis, engage in charity, encourage people to do good things, and discourage them of wrongdoings. It is God Who has the final word.

E. Henry Palmer

Who, if we establish them in the earth, are steadfast in prayer, and give alms, and bid what is right, and forbid what is wrong; and God's is the future of affairs.

Edip-Layth

Those whom if We allow them authority in the land, they hold the contact prayer, and they contribute towards betterment, and deter from evil. To God is the conclusion of all matters.

George Sale

And He will assist those who, if We establish them in the earth, will observe prayer, and give alms, and command that which is just, and forbid that which is unjust. And unto God shall be the end of all things.

Hamid S. Aziz

Those who have been driven from their homes unjustly only because they said, "Our Lord is Allah;" - for were it not for Allah repelling some men by means of others, cloisters and churches and synagogues and mosques, wherein the name of Allah is mentioned much, would assuredly have been destroyed. But Allah will surely help him who helps Him - verily, Allah is Powerful, Almighty -

Mahmoud Ghali

(Those) who, in case We establish them in the earth, keep up the prayer, and bring the Zakat (i. e., pay the poor-dues) and command beneficence and forbid malfeasance; and to Allah belongs the end of the Commands (Or: the issues of all affairs).

Marmaduke Pickthall

Those who, if We give them power in the land, establish worship and pay the poor-due and enjoin kindness and forbid iniquity. And Allah's is the sequel of events.

Mohamed Ahmed - Samira

Those who would be firm in devotion, give zakat, and enjoin what is good and forbid what is wrong, if We gave them authority in the land. But the resultance of things rests with God.

Muhammad Asad

[well aware of] those who, [even] if We firmly establish them on earth, remain constant in prayer, and give in charity, and enjoin the doing of what is right and forbid the doing of what is wrong; but with God rests the final outcome of all events.

Mustafa Khattab

˹They are˺ those who, if established in the land by Us, would perform prayer, pay alms-tax, encourage what is good, and forbid what is evil. And with Allah rests the outcome of all affairs.

Progressive Muslims

Those whom if We allow them authority in the land, they hold the contact-method, and they contribute towards betterment, and deter from evil. And to God is the conclusion of all matters.

Sahih International

[And they are] those who, if We give them authority in the land, establish prayer and give zakah and enjoin what is right and forbid what is wrong. And to Allah belongs the outcome of [all] matters.

Sam Gerrans

Those who, if We establish them in the land, uphold the duty and render the purity, and enjoin what is fitting, and forbid perversity; and to God belongs the final outcome of matters.

Shabbir Ahmed

Those who, if We give them power in the land, establish Salat - the Divine System - set up the Just Economic Order of Zakat (in which wealth circulates freely to nourish every member of the society, and the basic needs of all individuals are taken care of). Their rule ensures that the Divine Moral Values are promoted, and what the Qur'an forbids, is discouraged. And in their governance all affairs are decided according to Allah's decrees (in the Qur'an (5:44)).

Syed Vickar Ahamed

Those (are the believers) who, if We establish them firmly (in power) in the land, they establish regular prayer and give regular charity, enjoin the right and forbid wrong: And with Allah rests the end of (all) affairs.

Taqi Usmani

(The ones who help Allah are) those who, when We give them power in the land, establish Salāh, pay Zakāh, bid what is Fair and forbid what is Unfair. And with Allah lies the fate of all matters.

The Monotheist Group

Those whom, if We allow them to have authority in the land, they hold the contact prayer, and they contribute towards purification, and they prohibit vice. And to God is the conclusion of all matters.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

ceux qui, si Nous leur donnons la puissance sur terre, accomplissent la Salât, acquittent la Zakât, ordonnent le convenable et interdisent le blâmable. Cependant, lʹissue finale de toute chose appartient à Allah.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ên ku eger em li ser erdê desthilatiyê bidin wan, dê nimêjê bi şeklê pêdivî bikin, zekata malê xwe bidin, fermana bi qenciyê û nehya ji neqenciyê bikin û her ji Xwedê re ye encama kar û kiryaran.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

zij die, als Wij hun macht op de aarde geven, de salaat verrichten, de zakaat geven, het behoorlijke gebieden en het verwerpelijke verbieden. En de uiteindelijke beschikkingen berusten bij God.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En hij zal degenen ondersteunen, die, als wij hen op aarde nederzetten, het gebed in acht nemen en aalmoezen geven, en bevelen wat rechtvaardig en verbieden wat onrechtvaardig is. En aan God staat het einde van alle dingen.

Hollandaca — Siregar

(Zij zijn) degenen die, als Wij hen macht geven op aarde, de shalât onderhouden en de zakât betalen en het goede bevelen en het verwerpelijke verbieden. En het einde van alle zaken rust bij Allah.

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

(Мы обещали Свою помощь и поддержку тем) которые, если Мы их укрепим на земле [дадим им власть и преимущество над их врагами] – совершают (обязательную) молитву (надлежащим образом) [своевременно, смиренно перед Господом и предаваясь молитве душой], и дают обязательную милостыню [закят] (тем, кому она полагается), и повелевают (людям) (совершать) одобряемое [исполнять все, что повелел Аллах им в отношении Самого Себя и Своих рабов] и удерживают от (совершения) неодобряемого [от того, что запретил Аллах Сам и через Своего Посланника]. И у Аллаха – завершение (всех) дел (Его творений) [Он Сам рассудит их и воздаст за них]!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

de som, om Vi ger dem makt och myndighet på jorden, förrättar bönen och ger åt de fattiga och anbefaller det som är rätt och förbjuder det som är orätt. Allt går till sist upp i Gud.