Bakara Suresi 27. Ayet — Elfaz
Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlaki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīneonlar kiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
2يَنْقُضُونَyenḳuDūnebozarlarMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibن ق ضYıkmak, bozmak, sözleşmeyi bozmak, bir şeyi iptal etmek, anlaşmayı ihlal etmek, çözmek/bükmek
4اللّٰهِ(a)llahiAllah'aLafza-i Celal
5مِنْmin-danHarf-i Cer
8وَيَقْطَعُونَve yeḳTaǔneve keserlerBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibق ط عkesmek, ayırmak, bölmek, ayrılmak, ayırmak, devre dışı bırakmak, devam edememek, çekilmek, yıkmak, çürümek, son vermek, durdurmak, bitirmek, devam etmemek, başaramamak, durmak, durdurulmak, engellenmiş, bir son vermek, parça, kısım, bölüm, bir bütünden kesilmiş kısım Türkçe'ye girmiş türevler: kıta, kat, ikta, inkıta, kati, maktu, mukataa, maktuen, kat´a, katiyen, katiyet, katiyetle
9مَاmāşeyiİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
10اَمَرَemeraemrettiğiMazi FiilFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Gaibا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak
11اللّٰهُ(a)llahuAllah'ınLafza-i Celal
12بِهِbihikendisiyleHarf-i Cer+Zamir
13اَنْenMasdar Harfi
14يُوصَلَyūSalebirleştirmesiniMuzari FiilFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibو ص لUlaşmak, erişmek, bağlanmak, uygulamak, yakınlaştırmak, gelmek/iletmek/aktarmak, devam etmek, birlik (arkadaşlar/dostlar/sevgililer arasında).
15وَيُفْسِدُونَve yufsidūneve bozgunculuk yaparlarBağlaç+Muzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıف س دyozlaşmak/bozulmak, geçersiz, çürümüş, kötü/taze olmayan/kirlenmiş, yanlış, kötü niyetli, hileli iş yapmak veya kötülük yapmak. fasad - yozlaşma/şiddet.
16فِيfī-ndeHarf-i Cer
17الْاَرْضِl-erDiyeryüzü-Marife (Belirlilik Takısı)+İsimا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiye
18اُو۬لٰٓئِكَulāikeişteİşaret Zamiri
19هُمُhumuonlardırZamir
20الْخَاسِرُونَl-ḣāsirūneziyana uğrayanlarMarife (Belirlilik Takısı)+İsimخ س رKayıp veya azalma yaşamak, aldatılmak/kandırılmak/baştan çıkarılmak/atlatılmak, hata yapmak/yoldan çıkmak/doğru yoldan sapmak/doğru yolu kaçırmak, yok olmak veya ölmek, bir şeyi kusurlu veya eksik yapmak, yok etmek veya yok olmasına sebep olmak, birini uzaklaştırmak/yabancılaştırmak/soğutmak, hain/alçak/aşağılık olmak, sadakatsiz olmak, cimri olmak, insanlar arasında küçük/önemsiz/zayıf olmak, başkasının davetini reddetmek.