Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.

اَلَّذِينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْ وَاِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

(e)lleƶīne āteynāhumu l-kitābe yeǎ'rifūnehu ke mā yeǎ'rifūne ebnā'ehum ve inne ferīḳan minhum le yektumūne l-Haḳḳa ve hum yeǎ'lemūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīnekimseler
2اٰتَيْنَاهُمُāteynāhumuا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekkendilerine verdiğimiz
3الْكِتَابَl-kitābeك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvetKitap
4يَعْرِفُونَهُyeǎ'rifūnehuع ر فO bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen, itaatkar/uysal/hoş olmak, bilgilendirme, kokulu, kendini bilgilendirmek, öğrenmek/keşfetmek, bilgi aramak/istemek, iyilik/hayır, (at) yelesi, (deniz) dalgaları, yüksek yer/kısım, daha yüksek/en yüksek, ilk/en öndeki, bilgi edinmek amacıyla bir konu hakkında soru veya sorgulama, yaygın olarak bilinen/tanınan, itiraf etmek/kabul etmek/belirtmek, yüksek dağ, Arafat Dağıonu tanırlar
5كَمَاke māgibi
6يَعْرِفُونَyeǎ'rifūneع ر فO bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen, itaatkar/uysal/hoş olmak, bilgilendirme, kokulu, kendini bilgilendirmek, öğrenmek/keşfetmek, bilgi aramak/istemek, iyilik/hayır, (at) yelesi, (deniz) dalgaları, yüksek yer/kısım, daha yüksek/en yüksek, ilk/en öndeki, bilgi edinmek amacıyla bir konu hakkında soru veya sorgulama, yaygın olarak bilinen/tanınan, itiraf etmek/kabul etmek/belirtmek, yüksek dağ, Arafat Dağıtanıdıkları
7اَبْنَٓاءَهُمْebnā'ehumب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aileoğullarını
8وَاِنَّve inneve (yine) elbette
9فَرِيقًاferīḳanف ر قAyırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.bir grup
10مِنْهُمْminhumonlardan
11لَيَكْتُمُونَle yektumūneك ت مSaklamak, gizlemek (örn. sır), kontrol altında tutmak (öfke), saklanmak, geri tutmak (kanıt), tutmakgizlerler
12الْحَقَّl-Haḳḳaح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekgerçeği
13وَهُمْve humonlar
14يَعْلَمُونَyeǎ'lemūneع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebildikleri (halde)

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Kendilerine kitap indirdiğimiz kimseler, Peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Tanırlar ama gene de içlerinden bir kısmı bile-bile gerçeği gizler.

Abdulkadir Gölpınarlı

Kendilerine kitap indirdiğimiz kimseler, Peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Tanırlar ama gene de içlerinden bir kısmı bile-bile gerçeği gizler.

Adem Uğur

Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.

Ahmed Hulusi

Kendilerine (Kitap) Bilgi verdiklerimizden bir kısmı Onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir grup bilerek Hakk'ı gizlerler.

Ahmet Tekin

Kendilerine kutsal kitapları, Tevrat’ı, İncil’i verdiklerimiz onu, Muhammed’i, öz oğullarını bildikleri gibi, kitaplarında zikredilen özellikleri sebebiyle tanırlar. Böyle iken içlerinden bir kısmı bile bile hakikati, onun Hak Peygamber olduğunu gizliyorlar.

Ahmet Varol

Kendilerine daha önce Kitab vermiş olduklarımız onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler.

Ali Bulaç

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler.

Ali Fikri Yavuz

Kendilerine kitap verdiklerimiz, Hazreti Peygamberi, öz oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden bir topluluk hak ve hakikatı bile bile gizlerler.

Ali Rıza Safa

Kitap verdiklerimiz, kendi oğullarını tanıdıkları gibi Onu tanırlar. Aslında, onların arasından bir küme, bilmesine karşın gerçeği gizliyor.

Bayraktar Bayraklı

Kendilerine kitap verdiklerimiz, peygamberi, çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizler.

Bekir Sadak

Kendilerine Kitab verdiklerimiz, onu (peygamberi) ogullarini tanidiklari gibi tanirlar. Onlardan bir takimi, dogrusu bile bile hakki gizlerler.

Celal Yıldırım

Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudiler ile Hıristiyanlar) O'nu (son peygamberi) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla beraber onlardan bir kısmı bilip durdukları halde hakkı gizlerler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Kendilerine kitap verdiklerimiz onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Yine de içlerinden bir grup bile bile gerçeği saklıyorlar.

Diyanet İşleri

Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.

Diyanet İşleri (eski)

Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler.

Diyanet Vakfi

Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu o peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı gerçeği bile bile gizlerler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Kendilerine kitap verdiğimiz toplumların alimleri, peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden bir takımı, gerçeği bile bile gizlerler.

Elmalılı Hamdi Yazır

O kendilerine kitab verdiğimiz ümmetlerin uleması onu -o Peygamberi- oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı hakkı bile bile ketmederler

Erhan Aktaş

Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.

Fizilal-il Kuran

Kendilerine kitap verdiklerimiz O'nu (Muhammed'i) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Fakat onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizler.

Gültekin Onan

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü bildikleri halde gerçeği gizlerler.

Hamdi Döndüren

Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Peygamberi kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen, içlerinden bir grup gerçeği bile bile gizlerler!

Hasan Basri Çantay

Kendilerine Kitab verdiklerimiz onu (o peygamberi) Öz oğulları gibi tanırlar, öyle iken içlerinden bir güruh, kendileri bilib durdukları halde, yine mutlakaa Hakkı gizlerler.

Hasib Asutay

Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (peygamberi), kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. (56) Böyle iken onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler. (56. Yahudiler Tevrat'ta, Hıristiyanlar da İncil'de ahir zaman peygamberinin vasıflarını gördüler ve onun gelmesini bekliyorlardı. Ancak onun Araplar arasından gönderildiğini görünce onu inkâr ettiler. Bu âyet Yahudi ve Hıristiyanların Hz. Peygamberi inkâr etmelerinin bilgisizlikten değil, inattan kaynaklandığını işaret etmektedir.)

Hayrat Neşriyat

Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu (o peygamberi) kendi oğullarını tanımakta oldukları gibi tanırlar. Buna rağmen şübhesiz onlardan bir fırka, kendileri bile bile gerçekten hakkı gizlerler.

İbni Kesir

Kendilerine kitab verdiklerimiz, onu oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Öyle iken içlerinden bir güruh bilir oldukları halde, yine de hakkı gizlerler.

Mehmet Okuyan

Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (kıbleyi) kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Şüphesiz ki onlardan bir grup, bilerek hakikati gizlemektedir.

Muhammed Esed

Daha önce kendilerine vahiy verdiklerimiz, onu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar: Ancak bilin ki, onların bazısı hakikati bile bile örtbas eder.

Mustafa İslamoğlu

Kendilerine vahiy tevdi edilenler, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onların çoğu, bildikleri halde ısrarla gerçeği gizlerler.

Ömer Nasuhi Bilmen

O kendilerine kitap verdiğimiz kimseler kendi oğullarını bildikleri gibi O'nu da bilirler. Fakat onlardan bir fırka, hiç şüphe yok ki, bilir oldukları halde hakkı ketmederler.

Ömer Öngüt

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.

Suat Yıldırım

Kendilerine kitap vermiş olduğumuz kimseler, onu (Muhammed’i) tıpkı evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken, onlardan bir kısmı, bile bile gerçeği gizler.

Süleyman Ateş

Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.

Süleymaniye Vakfı

Kendilerine Kitap verdiklerimiz onu (Kabe'nin tekrar kıble olacağını), kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama onların bir takımı bu gerçeği bile bile gizler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Kendilerine Kitap verdiklerimiz bunu (Kabe'nin tekrar kıble olacağını), kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler. Ama onların birtakımı bu gerçeği bile bile gizlerler.

Şaban Piriş

Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve Hıristiyanlar) onu (Muhammed'i) öz oğulları gibi tanırlar. Bununla beraber onlardan bir kısmı bildikleri halde hakkı gizlerler.

Tefhim-ul Kuran

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde mutlaka gerçeği gizlerler.

Ümit Şimşek

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Yine de onlardan bir zümre var ki, bile bile gerçeği gizler.

Yaşar Nuri Öztürk

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla birlikte, içlerinden bir zümre, bilip durdukları halde gerçeği gizliyorlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Kitab verdiyimiz şəxslər onu (Peyğəmbəri və yaxud Kəbənin qiblə olduğunu) öz oğullarını tanıdıqları kimi tanıyırlar. Həqiqətən də, onlardan bir dəstə haqqı bilə-bilə gizlədir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Kitab (Tövrat və İncil) verdiyimiz şəxslər onu (Muhəmmədi) öz oğullarını tanıdıqları kimi tanıyırlar. (Buna baxmayaraq) onların bir qismi, şübhəsiz ki, həqiqəti bilə-bilə gizlədir.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Die Schriftbesitzer kennen die Wahrheit deiner Botschaft, wie sie ihre Kinder kennen. Einige unter ihnen verbergen jedoch wissentlich die Wahrheit.

Almanca — Der Edle Quran

Diejenigen, denen Wir die Schrift gegeben haben, kennen es, wie sie ihre Söhne kennen. Aber ein Teil von ihnen verheimlicht wahrlich die Wahrheit, obwohl sie (sie) wissen.

Almanca — M. A. Rassoul

Diejenigen, denen Wir das Buch gegeben haben, kennen es, wie sie ihre eigenen Söhne kennen; und dennoch verbergen einige von ihnen die Wahrheit, wo sie (sie) doch kennen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Diejenigen, denen WIR die Schrift zuteil werden ließen, kennen es/ihn , wie sie ihre Kinder kennen. Doch eine Gruppe von ihnen verschweigt die Wahrheit, während sie weiß.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

In fact, Ahl Al-Kitab received the Scriptures from Us foretelling all present events. They know the truth of your mission very well. They know of the Quran and the Qiblah and assert their existence as much as their sons’ identity, but some of them hide the evident truth.

Abdul Haleem

Those We gave Scripture know it as well as they know their own sons, but some of them hide the truth that they know.

Abdullah Yusuf Ali

The people of the Book know this as they know their own sons; but some of them conceal the truth which they themselves know.

Abul A'la Maududi

Those to whom We have given the Scripture recognize the place (towards which one must turn in Prayer) as fully as they recognize their own sons, this even though a group of them knowingly conceals the Truth.

Aisha Bewley

Those We have given the Book recognise it as they recognise their own sons. Yet a group of them knowingly conceal the truth.

Al-Hilali & Khan

Those to whom We gave the Scripture (Jews and Christians) recognise him (Muhammad صلى الله عليه وسلم or the Ka‘bah at Makkah) as they recognise their sons. But verily, a party of them conceal the truth while they know it - [i.e. the qualities of Muhammad صلى الله عليه وسلم which are written in the Taurât (Torah) and the Injeel (Gospel)].[1]

Ali Quli Qarai

Those whom We have given the Book recognize him just as they recognize their sons, but a part of them indeed conceal the truth while they know.

Amatul Rahman Omar

Those (of the righteous) to whom We have given the Book recognize him (- the Prophet and his truthfulness) as they recognize their own sons, but some of them do conceal the truth even though they know it.

Arthur John Arberry

whom We have given the Book, and they recognize as they recognize their sons, even though there is a party of them conceal the truth and that wittingly.

Bijan Moeinian

Those who believe in Scripture, they do not have any doubt about it and recognize (that Mecca’s Mosque was built by Abraham years before Solomon built the temple in Jerusalem) it the same way that they recognize their own children. Some of them, however, try to hid the truth.

E. Henry Palmer

Those whom we have given the Book know him as they know their sons, although a sect of them do surely hide the truth, the while they know.

Edip-Layth

Those to whom We have given the book know it as they know their own children, and a group of them hides the truth while they know.

George Sale

They to whom we have given the scripture know our apostle, even as they know their own children; but some of them hide the truth, against their own knowledge.

Hamid S. Aziz

Those whom We have given the Book know this as they know their own sons, although a sect of them does surely hide the truth which they themselves know.

Mahmoud Ghali

The ones to whom the Book was brought recognize it just as they recognize their sons. And surely a group of them indeed keep back the Truth; and they know (it).

Marmaduke Pickthall

Those unto whom We gave the Scripture recognise (this revelation) as they recognise their sons. But lo! a party of them knowingly conceal the truth.

Mohamed Ahmed - Samira

Even though you bring all the proof to the people of the Book they will not face the direction you turn to, nor you theirs, nor will they follow each other's direction. And if you follow their whims after all the knowledge that has reached you, then surely you will be among transgressors.

Muhammad Asad

They unto whom We have vouchsafed revelation aforetime know it as they know their own children: but, behold, some of them knowingly suppress the truth -

Mustafa Khattab

Those We have given the Scripture recognize this ˹Prophet˺ as they recognize their own children. Yet a group of them hides the truth knowingly.

Progressive Muslims

Those to whom We have given the Scripture know it as they know their own children; and a group of them hides the truth while they know.

Sahih International

Those to whom We gave the Scripture know him as they know their own sons. But indeed, a party of them conceal the truth while they know [it].

Sam Gerrans

Those to whom We gave the Writ recognise it as they recognise their sons, but a faction among them conceals the truth when they know.

Shabbir Ahmed

Those to whom We gave the Scripture before, recognize this Revelation as they recognize their own children but a group among them knowingly conceals the Truth.

Syed Vickar Ahamed

The people of the Book know Muhammad this as they know their own sons; But some of them hide the truth that they themselves know.

Taqi Usmani

Those whom We have given the Book recognize him (the Holy Prophet) as they recognize their own sons. In fact, a group of them conceals the truth, while they know (it).

The Monotheist Group

Those to whom We have given the Book know it as they know their own children; and a group of them hides the truth while they know.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ceux à qui Nous avons donné le Livre, le reconnaissent comme ils reconnaissent leurs enfants. Or une partie dʹentre eux cache la vérité, alors quʹils la savent!

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ên ku me kitêb dayî wan, çawa ku zarokên xwe nas dikin her wisa wê (guherandina qibleyê) jî nas dikin. Bêguman komek ji wan digel ku dizanin jî heqiyê vedişêrin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij aan wie Wij het boek gegeven hebben kennen het zoals zij hun zonen kennen. Een groep van hen verbergt echter de waarheid willens en wetens.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij die de schrift bezitten, kennen hem (onzen apostel), zoo goed als zij hunne eigen kinderen kennen, maar velen van hen verbergen de waarheid tegen hun beter weten aan.

Hollandaca — Siregar

Degenen aan wie Wij de Schrift hebben gegeven, kennen hem (Moehammad) zoals zij hun zonen kennen, en voorwaar, een groep onder hen verbergt zeker de Waarheid, terwijl zij (die) kennen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Те, которым Мы даровали Писание [иудеи и христиане], (из своих книг) узнают его [Мухаммада] (как последнего пророка) также (хорошо), как узнают своих сынов, но ведь часть из них скрывают истину, в то время когда знают (что это истина).

Rusça — Osmanov

Те, кому Мы даровали Писание, знают Мухаммада, как знают своих сыновей. Однако значительная часть их скрывает истину, хотя и знает ее.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

De till vilka Vi (tidigare) skänkte uppenbarelsen vet detta lika noga som de känner sina barn, men det finns några bland dem som mot bättre vetande döljer sanningen.