Bakara Suresi 137. Ayet — Elfaz
Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
1فَاِنْfe ineğerİsti'nafiye Edatı+Şart Edatı
2اٰمَنُواāmenūiman ederlerseMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
3بِمِثْلِbi miṧligibiHarf-i Cer+İsimم ث لDik durmak, hadım etmek veya iğdiş etmek (özellikle koyun veya keçi için), bir şeyi kurmak, benzemek veya taklit etmek gibi görünmek, bir atasözünü uygulamak, bir şeyi atasözü olarak uygulamak, neredeyse sağlıklı veya iyi bir durumda olmak, iyileşmeye yakın olmak, bir emre veya komutaya itaat etmek/uymak, benzemek, benzerlik veya eşdeğer olmak.
4مَاmāİsm-i Mevsul (İlgi Zamiri)
5اٰمَنْتُمْāmentumsizin iman ettiğinizMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Muhatab · İf'âl Bâbıا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elaman
6بِهِbihionaHarf-i Cer+Zamir
7فَقَدِfe ḳadielbetteSonuç Edatı+Kesinlik Edatı
8اهْتَدَوْاhtedevdoğru yolu bulmuş olurlarMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İfti'âl Bâbıه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.
9وَاِنْve ineğerBağlaç+Şart Edatı
10تَوَلَّوْاtevellevdönerlerseMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · Tefa''ul Bâbıو ل يyakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak
11فَاِنَّمَاfe innemāmutlakaSonuç Edatı+Harf-i Nasb+Engel Eki
12هُمْhumonlarZamir
13فِيfīiçineHarf-i Cer
14شِقَاقٍşiḳāḳinanlaşmazlık (düşerler)İsimش ق قgeçmek, yol açmak, geçit açmak, bölmek, yarmak, kesmek, ayırmak, parçalamak
15فَسَيَكْفِيكَهُمُfe se yekfīkehumuonlara karşı sana yeterSonuç Edatı+Gelecek Zaman Eki+Muzari Fiil+Zamir+ZamirFi'l-i Muzari · Müfred Müzekker Gaibك ف يYeterli olmak, yetmek.
16اللّٰهُ(a)llahuAllahLafza-i Celal
17وَهُوَve huveve Oİsti'nafiye Edatı+Zamir
18السَّمِيعُs-semīǔişitendirMarife (Belirlilik Takısı)+İsimس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak
19الْعَلِيمُl-ǎlīmubilendirMarife (Belirlilik Takısı)+Sıfatع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatname