Babaları, "Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç, onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim" dedi. Ona güvencelerini verdiklerinde, "Allah söylediklerimize vekildir" dedi.

قَالَ لَنْ اُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتّٰى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ لَتَأْتُنَّنِي بِهِ اِلَّٓا اَنْ يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا اٰتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ

ḳāle len ursilehu meǎkum Hattā tu'tūni mevṧiḳan mine (a)llahi le te'tunnenī bihi illā en yuHāTa bikum fe lemmā ātevhu mevṧiḳahum ḳāle (a)llahu ǎlā mā neḳūlu vekīlun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi ki
2لَنْlen
3اُرْسِلَهُursilehuر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleonu asla göndermem
4مَعَكُمْmeǎkumsizinle
5حَتّٰىHattākadar
6تُؤْتُونِtu'tūniا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmeksiz bana verinceye
7مَوْثِقًاmevṧiḳanو ث قBirine güvenmek, dayanmak, bağlanmak.sağlam bir söz
8مِنَmine
9اللّٰهِ(a)llahiAllah adına
10لَتَأْتُنَّنِيle te'tunnenīا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekbana getireceğinize
11بِهِbihionu
12اِلَّٓاillādışında
13اَنْen
14يُحَاطَyuHāTaح و طKorumak/muhafaza etmek, bir insanı veya şeyi güvende tutmak/korumak/sahiplenmek, bir insanı veya şeyi savunmak, bir insana veya şeye sık sık dikkat göstermek, bir insanın şeylerini gözetmek veya önemsemek, bir insana acımak veya sevgi beslemek, bir insanın işlerini üstlenmek/gözetmek/idare etmek, uzaklaşmak, ayrılmak ve karşı gelmek, akraba bağını korumak ve sahiplenmek, bir şeyi kendine çekmek veya sıkıştırmak ve korumak, bir şeyi çevrelemek/kuşatmak, bir şeyi kendi hakimiyet ve himayesi altında tutmak, bir şeyi tekeline almak, bir insanı bir şeye yönlendirmeye veya eğilmeye çalışmak, bir insanı hileli veya kurnazca bir şekilde kandırmaya çalışmak (yani ondan istediği ve reddedildiği bir konuda), bir insanı veya şeyi çevrelemek/kuşatmak/sarmak/kapatmak/engellemek, bir insanın veya şeyin yanlarını kucaklamak veya kuşatmak, bir şeyi veya birini kendi hakimiyetinde veya gücünde tutmak, yok etmek veya yıkıma neden olmak, bir şeyin her yanını kuşatmak (ve kaçış olanağı bırakmamak), bir şeyi tamamen kendine almak ve başkalarını bundan mahrum bırakmak, bir şeyi dışarıdan ve içeriden tümüyle kavramak veya bilmek, bir şeyin en ince ayrıntısına varmak, bir şeyi kapsamlı ve eksiksiz bilmek, sağduyuyla veya öngörüyle veya iyi muhakemeyle bir rotayı veya bir şeyi takip etmek, tedbir almak, en güvenli yolu seçmek, en başarılı yolları aramak, en güvenli yöntemi seçmek.kuşatılıp engellenmeniz
15بِكُمْbikumsizin
16فَلَمَّاfe lemmāne zaman ki
17اٰتَوْهُātevhuا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekverdiler
18مَوْثِقَهُمْmevṧiḳahumو ث قBirine güvenmek, dayanmak, bağlanmak.sözlerini
19قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi
20اللّٰهُ(a)llahuAllah
21عَلٰىǎlāüzerine
22مَاşey
23نَقُولُneḳūluق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelesöylediğimiz
24وَكِيلٌvekīlunو ك لGüvenmek, onaylamak, vermek, görev vermek, işleri düzenlemek, dayanmak, bel bağlamak.vekildir

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Etrâfınız kuşatılmadıkça dedi, onu mutlaka geri getireceğinize dâir Allah adına bir söz vermezseniz sizinle imkânı yok göndermem onu. Onlar, söz verince de bu dediklerimize Allah tanık olsun dedi.

Abdulkadir Gölpınarlı

Etrâfınız kuşatılmadıkça dedi, onu mutlaka geri getireceğinize dâir Allah adına bir söz vermezseniz sizinle imkânı yok göndermem onu. Onlar, söz verince de bu dediklerimize Allah tanık olsun dedi.

Adem Uğur

(Ya'kub) dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem! Ona (istediği şekilde) teminatlarını verdiklerinde dedi ki: Söylediklerimize Allah şahittir.

Ahmed Hulusi

(Babaları) dedi ki: "Çepeçevre kuşatılıp öldürülme durumuna düşmedikçe, onu bana kesin olarak geri getireceğinize Allah adına yemin etmezseniz, onu sizinle göndermem". . . Ne zaman ki sağlam sözlerini verdiler, (babaları) dedi ki: "Allah, söylediklerimize Vekiyl'dir. "

Ahmet Tekin

Babaları: 'Hepiniz kuşatılıp, çaresiz kalmadıkça, onu mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına bir söz, bir yemin vermedikçe, onu asla sizinle göndermem' dedi. Onlar da, Allah’a and içerek babalarına söz verince, babaları: 'Bu söylediklerimizi denetleyen, kaydeden, hesabını soracak, şâhitlik edecek olan Allah’tır' dedi.

Ahmet Varol

Dedi ki:'Çepeçevre kuşatılıp (çaresiz kalmanız) dışında onu bana mutlaka getireceğiniz üzere Allah adına kesin söz vermediğiniz sürece onu sizinle göndermeyeceğim.' Ona kesin söz verdiklerinde: 'Allah, söylediklerimize vekildir' dedi.

Ali Bulaç

"Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem." dedi. Böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki: "Allah, söylediklerimize vekildir."

Ali Fikri Yavuz

Babaları: “- Siz ölümle kuşatılmadıkça, muhakkak surette onu (Bünyamin’i) bana getireceğinize dair Allah’dan sağlam bir yemini bana verişinize kadar, asla onu sizinle beraber gönderemem.” dedi. Onlar, babalarına yeminlerini verince, o şöyle dedi: “-Allah söylediklerimiz üzerine vekildir (onları yerine getirir).”

Ali Rıza Safa

Dedi ki: "Çepeçevre kuşatılmanız dışında, onu, kesinlikle bana geri getireceğinize ilişkin, Allah'ın karşısında söz vermezseniz sizinle göndermem!" Bunun üzerine, Ona söz verdiler. Dedi ki: "Allah, söylediklerimizi Destekleyendir!"

Bayraktar Bayraklı

Ya'kub dedi ki: "Hepinizin çepeçevre kuşatılması müstesna, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah'tan bir garanti vermedikçe, onu sizinle asla göndermem." Kardeşler ona garanti verince şöyle dedi: "Şu söylediğimize Allah vekildir."

Bekir Sadak

Babalari: «Hepiniz helak olmadikca onu bana geri getireceginize dair Allah'a karsi saglam bir soz vermezseniz, sizinle gondermeyecegim» dedi. Soz verdiklerinde: «Sozumuze Allah vekildir» dedi.

Celal Yıldırım

Yâkub, «Onu bana (geri) getireceğinize dair Allah adına sağlam ve kesin söz vermedikçe, onu elbette sizinle göndermiyeceğim. Meğer ki kuşatılıp ölümle burun buruna gelmiş olsanız» dedi. Sağlam ve güvenilir söz verdiklerinde Yâkub, «Allah bu dediklerimize karşı vekildir» diyerek (razı oldu).

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Ya‘kūb şöyle cevap verdi: “Aşılamaz engellerle kuşatılmanız hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına yeminle kesin söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem!” Ona hepsi de kesin söz verince, “Söylediklerimize Allah şahittir” dedi.

Diyanet İşleri

Babaları, "Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç, onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim" dedi. Ona güvencelerini verdiklerinde, "Allah söylediklerimize vekildir" dedi.

Diyanet İşleri (eski)

Babaları: 'Hepiniz helak olmadıkça onu bana geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz, sizinle göndermeyeceğim' dedi. Söz verdiklerinde: 'Sözümüze Allah vekildir' dedi.

Diyanet Vakfi

(Ya'kub) dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem!» Ona (istediği şekilde) teminatlarını verdiklerinde dedi ki: Söylediklerimize Allah şahittir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Babaları dedi ki: «Hepiniz çaresiz kalmadıkça onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah'dan bir yemin vermedikçe, onu, kesinlikle sizinle göndermem». Onlar da Allah'a and içerek babalarına söz verince, babaları dedi ki: «Bu söylediklerinize Allah vekildir».

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Dedi ki: "Kesinlikle onu sizinle beraber göndermem, ta ki hepiniz her taraftan kuşatılmadıkça, onu mutlaka bana getireceğinize dair Allah'a yemin edesiniz!" Söz verdikleri vakit dedi ki: "Allah söylediklerimize karşı vekildir!"

Elmalılı Hamdi Yazır

Dedi: ihtimali yok onu sizinle beraber göndermem, ta ki bana hepiniz ihata edilmedikçe onu behamehal getireceğinize dair Allahdan bir misak veresiniz, vakta ki misaklarını verdiler, dedi ki: Allah söylediklerimize karşı vekil

Erhan Aktaş

"Saldırıya uğrayıp çaresiz kalmadıkça, kesinlikle onu bana getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle asla göndermem." dedi. Onlar, söz verince: "Allah söylediklerimize vekildir." dedi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Saldırıya uğrayıp çaresiz kalmadıkça, kesinlikle onu bana getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle asla göndermem." dedi. Onlar, söz verince: "Allah söylediklerimize vekildir." dedi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Saldırıya uğrayıp çaresiz kalmadıkça, kesinlikle onu bana getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle asla göndermem." dedi. Onlar, söz verince: "Allah söylediklerinize vekildir." dedi.

Fizilal-il Kuran

Babaları «Hep birlikte ölüm çemberine düşmeniz ihtimali dışında, onu kesinlikle geri getireceğinize ilişkin bana Allah adına sağlam bir güvence, bağlayıcı bir söz vermedikçe onu sizinle birlikte göndermem» dedi. Oğullarının istediği güvenceyi vermeleri üzerine dedi ki; «Bu söylediklerimize Allah vekildir.»

Gültekin Onan

"Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Tanrı adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem" dedi. Böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki: "Tanrı, söylediklerimize vekildir."

Hamdi Döndüren

O zaman Yakub dedi ki: “Hepiniz kuşatılıp çaresiz kalmanız dışında onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam söz vermedikçe, onu sizinle asla göndermem.” Ona, hepsi kesin söz verince de, “Söylediklerinize Allah şahittir.” dedi. (Bünyamin’i onlarla birlikte gönderdi).

Hasan Basri Çantay

(Ya'kub): "Etraafınız kuşatılıb (çaresiz kalmanız müstesna) onu bana behemehal getireceğinize dair Allahdan bana sağlam bir teahhüd verilinceye kadar onu sizinle beraber, (kaabil değil) göndermem" dedi. Artık ona (babalarına) te'minatlarını verince o da: "Allah benim ve sizin bu dediklerimize vekil (şahid olsun)" dedi.

Hasib Asutay

(Yakup) Dedi ki: 'Kuşatılmanız (ve çaresiz kalmanız) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermedikçe onu asla sizinle beraber göndermem. ' Ona (istediği) teminatlarını verince, 'Söylediklerimize Allah şahittir' dedi.

Hayrat Neşriyat

(Babaları) dedi ki: 'Etrâfınız kuşatılmadıkça (öylesine çâresiz kalmanız müstesnâ), onu bana mutlaka getireceğinize dâir, Allah adına bana sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle berâber aslâ göndermem!' Ne zaman ki ona te’mînâtlarını verdiler,(o da:) 'Allah, söylediklerimize Vekîldir' dedi.

İbni Kesir

Dedi ki: Etrafınız kuşatılmadıkça muhakkak bana getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz, onu sizinle asla göndermem. Artık onlar söz verince: Allah söylediklerinize Vekil'dir, dedi.

Mehmet Okuyan

(Yakup, oğullarına): “Kuşatılmanız hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz verinceye kadar onu sizinle birlikte asla göndermem!” demişti. Ona (istediği şekilde) güvencelerini verdiklerinde (Yakup) “Söylediklerimize Allah vekildir (şahittir)” demişti.

Muhammed Esed

(Yakub,) "Hepiniz (ölümle) kuşatılıp kıstırılmadıkça" dedi, "onu bana geri getireceğinize dair bana Allah huzurunda yeminle söz verinceye kadar onu sizinle göndermeyeceğim!" Ve yeminle söz verdiklerinde de, "(Bu) konuştuklarımıza Allah şahittir!" dedi.

Mustafa İslamoğlu

(Yakub) dedi ki: "Her tarafınızdan kuşatılıp tüm imkanlarınız tükenmedikçe onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir yemin edip söz vermedikçe, onu sizinle birlikte asla yollamam!" Onlar yemin ettiklerinde ise (Yakub), "Allah bütün bu konuştuklarımıza müdahil olan bir şahittir!" dedi

Ömer Nasuhi Bilmen

Dedi ki: «Onu sizinle beraber göndermem, onu bana getireceğinize dair Allah Teâlâ'dan bana sağlam bir ahidde bulunacağınıza değin. Meğer ki, etrafınız ihata edilecek olsun.» Vaktâ ki, ona ahidlerini getiriverdiler. Dedi ki: «Allah Teâlâ da dediklerimizin üzerine şahiddir.»

Ömer Öngüt

Babaları dedi ki: “Etrafınızın çepeçevre kuşatılması (çaresiz kalmanız) hariç, onu bana geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz, onu aslâ sizinle göndermem. ” Artık onlar ona söz verince: “Allah söylediklerinize şâhit olsun. ” dedi.

Suat Yıldırım

Yâkub şöyle cevap verdi: "Siz kendiniz helâk olmadıkça, onu bana getireceğinize dair Allah’ın huzurunda sağlam bir söz vermeden, ben asla onu sizinle göndermem!" Onlar kendisine kesin söz verince de dedi ki: "Allah Teâlâ da bu söylediklerimize şahittir, gözeticidir."

Süleyman Ateş

(Ya'kub): "Hepiniz kuşatılıp engellenmedikçe siz, onu bana getireceğinize dair Allah adına bana sağlam söz vermeden onu asla sizinle göndermem!" dedi. Ne zaman ki, sözlerini verdiler, (Ya'kub): "Söylediğimize Allah, vekildir!" dedi.

Süleymaniye Vakfı

Yakup dedi ki: "Hepinizin başına bir şey gelmesi durumu hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah'ın adıyla sağlam bir söz vermediğiniz sürece onu sizinle asla göndermem." Ona sağlam söz verdiklerinde "Allah, söylediklerimizin tek güvencesidir." dedi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Yakup dedi ki "Ben onu sizinle göndermem; hepinizi kuşatan bir felaket olmadıkça onu bana getireceğinize dair Allah adına sağlam söz verirseniz başka." Ona o sağlam sözü verdikleri zaman dedi ki "Konuştuklarımıza vekil olan Allah'tır."

Şaban Piriş

Babaları: -Hepiniz kuşatılmadıkça onu bana geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz, onu sizinle göndermeyeceğim, dedi. Söz verdiklerinde: -Sözümüze Allah vekildir, dedi.

Tefhim-ul Kuran

«Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem.» dedi. Böylelikle Ona onlar kesin bir söz verince dedi ki: «Allah, söylediklerimize karşı vekildir.»

Ümit Şimşek

Yakub dedi ki: 'Hepinizi birden bir felâket kuşatmadıkça onu bana getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermezseniz onu sizinle göndermem.' Onlar bunu taahhüt edince, Yakub 'Bu söylediklerimiz üzerinde Allah görüp gözeticidir' dedi.

Yaşar Nuri Öztürk

Yakub dedi: "Hepinizin çepeçevre kuşatılması müstesna, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah'tan bir garanti vermedikçe, onu sizinle asla göndermem." Kardeşler ona garanti verince şöyle dedi: "Şu söylediğinize Allah Vekil'dir."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O dedi: “Əhatə olunub çarəsiz qalmanız istisna olmaqla, onu yanıma gətirəcəyinizə dair Allaha and içməyincə onu sizinlə göndərməyəcəyəm”. Onlar and içdikdə Yaqub dedi: “Allah söylədiklərimizə Vəkildir”.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Yəʼqub) dedi: ″Başınıza bir bəla (ölüm, fəlakət) gəlməyəcəyi təqdirdə Bin Yamini (sağ-salamat) qaytarıb yanıma gətirəcəyinizə dair Allaha ürəkdən and içib mənə söz verməyincə onu sizinlə (Misirə) göndərməyəcəyəm!″ Onlar and içib söz verdikdə (Yəʼqub): ″Allah dediyimizə şahiddir!″ – dedi.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Er sprach: ʺIch werde ihn nicht eher mit euch schicken, bis ihr mir vor Gott gelobt, daß ihr ihn mir wieder zurückbringt, es sei denn, ihr werdet vom Feind übermannt.ʺ Als sie ihm ihr verbindliches Gelöbnis abgelegt hatten, sprach er: ʺGott möge über allem, was wir sagen, walten.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Er sagte: ʺIch werde ihn nicht mit euch senden, bis ihr mir ein verbindliches Versprechen vor Allah gebt, daß ihr ihn mir ganz gewiß wiederbringt, es sei denn, ihr werdet umringt.ʺ Als sie ihm ihr verbindliches Versprechen gegeben hatten, sagte er: ʺAllah ist Sachwalter über das, was wir (hier) sagen.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Er sprach: ʺIch werde ihn nicht mit euch schicken, ehe ihr mir nicht ein festes Versprechen im Namen Allahs gebt, daß ihr ihn mir sicher wiederbringt, es sei denn, daß euch selbst die Rückkehr abgeschnitten wird.ʺ Als sie ihm ihr festes Versprechen gegeben hatten, sprach er: ʺAllah wacht über das, was wir sagen.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Er sagte: ”Ich werde ihn mit euch nicht schicken, bis ihr mir ein Versprechen vor ALLAH gebt, daß ihr ihn mir zurückbringt, es sei denn, ihr geht selbst zugrunde.ʺ Und nachdem sie ihm ihr Versprechen gaben, sagte er: ʺALLAH ist Wakil über das, was wir sagen.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

The father said: "I will not send him –Benjamin- with you until you have given me a binding oath with a solemn appeal to Allah in witness that you shall bring him back to me unless you are surrounded, ,. Having made an oath to him, he said to them: "There, shall Allah be our witness Who stands guard over what we discourse."

Abdul Haleem

He said, ‘I will never send him with you, not unless you swear by God that you will bring him back to me if that is humanly possible.’ Then, when they had given him their pledge, he said, ‘Our words are entrusted to God.’

Abdullah Yusuf Ali

(Jacob) said: "Never will I send him with you until ye swear a solemn oath to me, in Allah's name, that ye will be sure to bring him back to me unless ye are yourselves hemmed in (and made powerless). And when they had sworn their solemn oath, he said: "Over all that we say, be Allah the witness and guardian!"

Abul A'la Maududi

Their father said: "I shall never send him with you until you give me a solemn promise in the name of Allah that you will bring him back to me, unless you yourselves are surrounded." Then after they had given him their solemn promise, he said. "Allah watches over what we have said."

Aisha Bewley

He said, ‘I will not send him out with you until you make a covenant with Allah to bring him home unless you are overwhelmed. ’ When they had made their covenant, he said, ‘Allah is Guardian over what we say.’

Al-Hilali & Khan

He [Ya‘qûb (Jacob)] said: "I will not send him with you until you swear a solemn oath to me in Allâh’s Name, that you will bring him back to me unless you are yourselves surrounded (by enemies)," And when they had sworn their solemn oath, he said: "Allâh is the Witness to what we have said."

Ali Quli Qarai

He said, ‘I will not let him go with you until you give me a [solemn] pledge by Allah that you will surely bring him back to me, unless you are made to perish. ’ When they had given him their [solemn] pledge, he said, ‘Allah is witness over what we say.’

Amatul Rahman Omar

He said, `Never will I send him with you until you give me a solemn pledge in the name of Allâh that you shall surely bring him to me unless it be that you yourselves are beset with difficult circumstances. ' When they had given him their solemn pledge he said, `Allâh shall be Guardian over what we have agreed.'

Arthur John Arberry

He said, 'Never will I send him with you until you bring me a solemn pledge by God that you will surely bring him back to me unless it be that you are encompassed. ' When they had brought him their solemn pledge he said, 'God shall be Guardian over what we say.'

Bijan Moeinian

Jacob said: "I will not send him with you, unless you swear by God that you will do everything humanly possible to bring him back to me. " When they gave him their solemn pledge, he said: “Never forget that the Lord is a witness to your pledge.”

E. Henry Palmer

He said, 'I will by no means send him with you until you give me a compact from God that ye will surely bring him to me, unless ye be encompassed. ' So when they had given him their compact he said, 'God over what ye say has charge.'

Edip-Layth

He said, "I will not send him with you until you give me a covenant before God that you will bring him back unless you are completely overtaken." So when they gave him their covenant, he said, "God is a guard over what we say."

George Sale

Jacob said, I will by no means send him with you, until ye give me a solemn promise, and swear by God that ye will certainly bring him back unto me, unless ye be encompassed by some inevitable impediment. And when they had given him their solemn promise, he said, God is witness of what we say.

Hamid S. Aziz

And when they opened their packs they found their merchandise restored to them. Said they, "O our father! What more can we crave? Here are our goods restored to us. We shall get provisions for our folk, and we shall guard our brother, and shall have an additional camel load of provisions. This is but a small measure (compared to what we can obtain or to the Egyptian Store-house)."

Mahmoud Ghali

He said, "I will never send him with you until you bring me a binding compact by Allah that indeed you will definitely bring him (back) to me, excepting (if) you are encompassed. " So, as soon as they had brought him their binding compact, he said, " Allah is The Ever-Trusted Trustee over what we say."

Marmaduke Pickthall

He said: I will not send him with you till ye give me an undertaking in the name of Allah that ye will bring him back to me, unless ye are surrounded. And when they gave him their undertaking he said: Allah is the Warden over what we say.

Mohamed Ahmed - Samira

He said: "I will never send him with you until you swear by God that you will bring him back to me, unless all of you are overtaken (by misfortune). " When they had given their promise, he said: "God is witness to our conversation."

Muhammad Asad

Said [Jacob]: "I will not send him with you until you give me a solemn pledge, before God, that you will indeed bring him back unto me, unless you yourselves be encompassed [by death]!" And when they had given him their solemn pledge, [Jacob] said: "God is witness to all that we say!"

Mustafa Khattab

Jacob insisted, "I will not send him with you until you give me a solemn oath by Allah that you will certainly bring him back to me, unless you are totally overpowered." Then after they had given him their oaths, he concluded, “Allah is a Witness to what we have said.”

Progressive Muslims

He said: "I will not send him with you until you come to me with a covenant to God that you will bring him back unless you are completely overtaken". So when they brought him the covenant, he said: "God is placed in trust over what we say."

Sahih International

[Jacob] said, "Never will I send him with you until you give me a promise by Allah that you will bring him [back] to me, unless you should be surrounded by enemies. " And when they had given their promise, he said, " Allah, over what we say, is Witness."

Sam Gerrans

He said: “I will not send him with you until you give me a solemn oath before God that you will bring him to me save that you be surrounded.” And when they had brought him their solemn oath, he said: “God is guardian over what we say.”

Shabbir Ahmed

Jacob said, "I will not send him with you till you give me a solemn pledge in the name of Allah, that you will bring him back to me unless you get surrounded (by circumstances beyond control). And when they gave him their solemn pledge, he said, "Allah is the Warden over all we say."

Syed Vickar Ahamed

(Yàqoub, (Jacob), their father) said: "I will never send him with you until you swear a sincere promise to me, in the Name of Allah, that you will be sure to bring him back to me unless you are yourselves surrounded (and powerless). " And when they had sworn their truest promise, he said: "To all that we say, let Allah be the Witness and Guardian!"

Taqi Usmani

He said, "I shall never send him with you until you give me a pledge in the name of Allah that you will definitely bring him back to me, unless you are overpowered (by circumstances)." So, when they gave him their pledge, he said, “Allah is watchful over what we say.”

The Monotheist Group

He said: "I will not send him with you until you come to me with a covenant to God that you will bring him back unless you are completely overtaken." So when they brought him their covenant, he said: "God is placed in trust over what we say."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

- Il dit: ʺJamais je ne lʹenverrai avec vous, jusquʹà ce que vous mʹapportiez lʹengagement formel au nom dʹAllah que vous me le ramènerez à moins que vous ne soyez cernésʺ. Lorsquʹils lui eurent apporté lʹengagement, il dit: ʺAllah est garant de ce que nous disonsʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Yaqûb) Got: Ez wî (Bunyamîn) digel we naşînim heta ku hûn li ser navê Xwedê peymaneke saxlem û asê nedin min ku teqez hûn ê wî ji min re bînin. Ji bilî ku dor li we bê girtin (hûn bêçare bimînin) ew rewş cuda ye. Gava ew peymana ku ji wan xwestibû wan dayê, (Yaqûbî) got: Xwedê li ser ya ku em dibêjin agahdar û wekîl e.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Hij zei: ʺIk zal hem niet met jullie meesturen zolang jullie mij niet voor God een waarborg geven dat jullie hem weer naar mij brengen, behalve als jullie omkomen.ʺ Toen zij dan hun waarborg gegeven hadden zei hij: ʺGod staat garant voor wat jullie zeggen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Jacob zeide: ik wil hem volstrekt niet met u zenden, tenzij gij mij eene plechtige belofte aflegt en bij God zweert, dat gij hem zekerlijk tot mij zult terugbrengen, behalve wanneer zich een onoverkomelijke hinderpaal daartegen opdoet. En toen zij hem hunne plechtige belofte hadden gegeven, zeide hij: God is getuige van hetgeen wij zeggen.

Hollandaca — Siregar

Hij (Yaʹq-ôeb) zei: ʺIk zal hem nooit met jullie mee laten gaan, vóórdat jullie een belofte afleggen in de Naam van Allah: dat jullie hem zeker bij mij terug zullen brengen, behalve als jullie omsingeld worden.ʺ Toen zij hun beloften afgelegd hadden, zei hij: ʺAllah is Gelitige van wat wij gezegd hebben.ʺ

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

(Йакуб) сказал: «Не пошлю я его с вами, пока вы не придете с договором от Аллаха [пока не дадите клятвы Аллахом], что непременно приведете его ко мне (обратно), кроме только (случая) если вас что-нибудь постигнет». И когда они [братья] дали ему их клятвенное обещание, он [Йакуб] ска­зал: «Аллах – покровитель [свидетель и хранитель] тому, что мы говорим!»

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(Jakob) sade: ʺJag kommer inte att låta honom följa med er förrän ni inför Gud förpliktar er att föra honom tillbaka till mig, såvida ni inte själva alla mister livet.ʺ Och när de avlade sitt löfte sade han: ʺGud skall vaka över att vi uppfyller våra åtaganden!ʺ