Yusuf Suresi 102. Ayet — Elfaz
İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.
1ذٰلِكَƶālikebuİşaret Zamiri
2مِنْminHarf-i Cer
4الْغَيْبِl-ğaybigaybMarife (Belirlilik Takısı)+İsimغ ي بuzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişi
5نُوحِيهِnūHīhivahyettiğimizMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Nefs-i Mütekellim Meal Gayr · İf'âl Bâbıو ح يİşaret etmek/ortaya çıkarmak/önermek, belirtmek, bir şeyi (zihne) yerleştirmek, haberci göndermek, ilham vermek, gizlice konuşmak, acele etmek, işaret yapmak, hızlıca işaret etmek, süratle önermek, yazmak, sadece dinleyenin duyabileceği fısıltı tonunda bir şey söylemek ama yanında duran kişinin duyamayacağı şekilde.
6اِلَيْكَileykesanaHarf-i Cer+Zamir
7وَمَاve mādeğildinBağlaç+Harf-i Nefi
8كُنْتَkuntesenMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Müfred Müzekker Muhatabك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
9لَدَيْهِمْledeyhimonların yanındaMekan Zarfı+Zamir
10اِذْiƶzamanZaman Zarfı
11اَجْمَعُٓواecmeǔtoplandıklarıMazi Fiil+ZamirFi'l-i Mazi · Cem\i Müzekker Gaib · İf'âl Bâbıج م عToplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi], düzenlemek/tertip etmek/çözümlemek, cemaatle namaz kılmak, bir şeye karar vermek/karara bağlamak, görüş birliğine varmak veya birleşmek, bir şeyi hazırlamak veya hazır hale getirmek, bir şeyi kurutmak, başkasıyla gizli anlaşma yapmak veya birlik olmak, biriyle bir arada var olmak, sıkı/sıkıştırılmış/daraltılmış olmak, enerji harcamak, uzlaşmak veya kapsamak veya içermek, girmek veya içeri gitmek, başkasıyla buluşmak veya birlikte olmak.
12اَمْرَهُمْemrahumyapacakları işleri içinİsim+Zamirا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak
13وَهُمْve humve onlarHaliye Edatı+Zamir
14يَمْكُرُونَyemkurūnetuzak kurarlarkenMuzari Fiil+ZamirFi'l-i Muzari · Cem\i Müzekker Gaibم ك رAldatmak, hile veya dolambaçlı yol kullanmak, kaçamak yapmak veya sakınmak, komplo kurmak, kurnazlık veya hüner kullanmak, politika izlemek, strateji uygulamak.