En'am Suresi 98-99. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَهُوَ الَّذِي اَنْشَاَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ وَهُوَ الَّذِي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِهِ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

98.

O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için ayetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.

Diyanet İşleri

99.

O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah'ın varlığını gösteren) ibretler vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

98- O ki, sizi bir tek nefsten meydana getirdi. Bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Gerçekten biz anlayışlı olan bir millete âyetlerimizi bir bir açıkladık.

99- O ki, gökten su indirdi de onunla her şeyin bitkisini çıkardık; on­dan da yeşillikler çıkardık; ondan da birbiri üzerine sıralanmış doneler çı­kardık. Hurma tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzümlerden bağlar, bir­birine benzer ve benzemez zeytin ve nar çıkardık. Meyve verdiklerinde meyvelerine ve olgunlaşmış durumuna bir bakın! Şüphesiz ki bunlarda ina­nan bir millet için açık belgeler vardır.

BİR NEFSTEN İNŞÂ

«O ki sizi bir tek nefsten meydana ge­tirdi.. »

İlgili âyetle, ilk insan Adem Peygamberin yaratılış şekli ve niteliği tasvir edilmekte, NEFS-İ VÂHİDE deyimiyle, onun madde ve ruhtan oluş­tuğuna işâret edilmektedir. Çünkü nefs tabiri, maddeyle ruhun mecmuuna verilen bir isimdir.

Bakara ve Nisâ sûrelerinde ilk insanın yaratılışı HALAKA = Yarattı fiiliyle ifâde edilirken, burada ondan meydana gelen nesil için ENŞEE fii­li kullanılmıştır. Birincisi, geçmişte bir model ve örnek olmaksızın yoktan yaratıp var kılmak mânasında yaygındır. İkincisi ilk başlangıcı söz konusu olmaksızın yaratıp yavaş yavaş terbiye ederek geliştirmektir.

O halde, İNŞÂ’da:

a) Bir şeyi icat ve yaratma,

b) Yavaş yavaş terbiye etme,

c) Geliştirip kemâle erdirme mânaları yaygındır. Böylece HALAKA fiiliyle, ilk insanın Âdem olduğu, geçmiş bir örnek ve model olmaksızın -bizim bilmediğimiz «ol! » emri kanunuyla- yaratıldığı açıklanıyor. ENŞEE fiiliyle, diğer insanların yaratılmasında Âdem ile Havvaʹnın menşeʹ olduğu belirtiliyor. Ayrıca her doğan insanın ciddi bir terbiyeye muhtaç bulundu­ğuna dikkatler çekiliyor. Türden türe geçişin sözkonusu olamıyacağına, tekâmülün her türün özelliğine göre değişmiyen bir kanunla sürüp gitti­ğine işârette bulunuluyor.

MÜSTAKAR - MUSTEVDAʹ

«Bir karar yeri, bir de emanet yeri. »

Diye çevirisini yaptığımız bu iki tabir, okunuş tarzına göre, bir takım değişik mânalara delâlet eder:

«Mustakirr» şeklinde okununca, kiminiz istikrar halinde, kiminiz de bir emânet halindesiniz, demektir. O halde «mustekarr» şeklinde okuna­cak olursa, mimli masdar veya ism-i mekân olur ki, «her birinizin bir is­tikrar haliniz, bir istikrar yeriniz ve bir de emanet yeriniz vardır» mânası ortaya çıkar.

Bu farklı duruma göre, hepiniz bir tek nefsten yaratıldınız, ama:

a) Her birinizin baba sulbünde bir karar yeri, ana rahminde bir emâ­net yeri ya da devresi vardır.

b) Kiminiz dünyaya gözünü açıp istikrar buldu, kiminiz ana rahmin­de emanet olarak beklemekte.

c) Kiminiz dünyada emânet olarak bulunuyorsunuz. Kiminiz de ölüp kabirde karar kıldınız.

Böylece Kurʹân’da bu iki ayrı deyimle ilk insanın yaratılışıyla ondan üreyip dünyaya gelen insanların yaratılışı hakkındaki kanunların değişik olduğuna; Âdem için sperm ile ana rahmindeki yumurtalığın söz konusu olamadığına, ama onunla Havvaʹdan üreyen insanlar için döllenme kanu­nunun söz konusu bulunduğuna dikkatler çekiliyor.

Gerçekten anlayabilen bir millet, bir topluluk için bunda Allahʹın var­lığına ve kudretinin yüceliğine delâlet eden açık belgeler vardır.

GÖKTEN SU İNDİRDİ

«O ki, gökten su indirdi de... »

Bu söz ilk bakışta fazla bir anlam taşımıyor gibi görünürse de aslın­da çok önemli bir konuya parmak basılarak insan aklına ışık tutuluyor ve eserden müessire, plândan plânlayana, proğramdan proğramcıya geçiş sağlamayı amaçlıyor. Kur’ân bu âyetle, daha çok bulutların belli kanun­larla oluşmasından sonra yağmur olarak yeryüzüne inmesinin, kâinatı şaş­mayan sünnetiyle yönetip düzende tutan Allahʹın kudretinin yüceliğini yan­sıtan açık bir âyet anlamı taşıdığını belirtmektedir. Hiçbir şeyin kendiliğin­den, plânsız, proğramsız, sebepsiz varolmayacağı kesindir. Varlık âlemi­nin her parçasının kendine has illet ve sebeplerle oluştuğu ise, muhakkak. Sebep ve illetleri, bilinen bilinmiyen kanunlarla belli düzende oluşturup harekete geçiren kimdir? İşte Kur’ân bu sorunun cevabını vermektedir.

ALLAHʹIN VARLIĞINA, BİRLİĞİNE AÇIK BELGELER

«Şüphesiz ki bunlarda inanan bir millet için açık belgeler vardır. »

Kur’ân ilgili âyetle, insanın yaratılışındaki kademeli safhalarına, son­ra da bitki ve meyvelerin tohum ve çekirdekten kademeli biçimde yeşerip meydana geldiklerine ve bu arada meyvaların oluşup olgunlaşmasına dik­katleri çekiyor; insan aklına ve idrâkine ışık tutuyor. Bir imalat varsa, mut­laka bir imalatçı vardır, diyor. Her iki ayrı cinsin oluşup varlık alanına çık­masının belirli ve ölçülü kanunlara dayandığını hatırlatıyor. Tesadüflerin bu kadar düzenli, plânlı ve proğramlı sonuçlar doğuramıyacağını ön fikir anlamında haber veriyor.

Şüphesiz ki, bunlarda inanan bir topluluk, bir millet için açık belgeler vardır. Allahʹı arayan, onu her yerde, her varlıkta görebilir. Çünkü her varlık O’nun eseri, her şey Oʹnun varlığının ve kudretinin habercisidir; her şey Oʹnun damgasını taşımaktadır.

«Vardır her şeyde akla ışık tutan açık bir belge,

Yaratanın varlığını yansıtır, dinle ve anla.. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretinin sı­nırsızlığına delâlet eden fizik âleminden belgeler açıklandıktan ve yara­tılıştaki mutlak düzen, plân ve proğrama dikkatler çekildikten sonra, aşa­ğıdaki âyetlerle bu defa fizikötesi varlıkların Allah’a ortak koşulduğu üze­rinde duruluyor; böylesine bilgisizlik ve şaşkınlık içinde bocalayanları uyarmak için Allahʹın sıfatlarıyla akla ışık tutuluyor; sonra da örneksiz ve benzersiz bir kâinatın var kıldığı ve var kılınan şu âlemin belli kanunlarla mutlak bir düzen içinde sürüp gittiği haber veriliyor ve bunun da O’nun ortağı bulunmadığına açık bir belge anlamı taşıdığı belirtilmek isteniyor. Böylece insan aklına yer verilip ona -doğru yolu bulabilmesi için- yeterin­ce temel bilgi ve malzeme sunuluyor.