MEÂLİ:
95- Şüphesiz ki Allah taneyi ve çekirdekleri (yeniden hayat verip yeşertmek için) çatlatıp yarandır. Diriyi ölüden çıkarır; ölüyü de diriden çıkarandır. İşte Allah bu! (Hakʹtan) nasıl ve neden (oluyor da) döndürülüyorsunuz?!
96- O, sabahı (karanlıktan) yarıp çıkarandır. Geceyi de dinlenip sükûnet bulma dönemi kılmış; güneş ve ayʹı hesap üzere yaratıp düzenlemiştir. İşte bu yegâne üstün olanın ve her şeyi hakkıyla bilenin takdiridir.
97- Kara ve deniz karanlıklarında yolunuzu bulmanız için yıldızları düzenlemiştir. Gerçekten biz, âyetlerimizi bilip anlayan bir millet için açık açık belirttik.
TANE VE ÇEKİRDEK
«Şüphesiz ki Allah taneyi ve çekirdeği (yeniden hayat verip yeşertmek için) çatlatıp yarandır. »
Bitki hücresinde yuvarlak, oval mercimek biçiminde bir cisimcik vardır. Buna çekirdek adı verilir. İlâhî kudret bu çekirdeği gayet ince bir zarla korumaktadır. Bu zarın içinde ayrıca proteinden taneler yaratmıştır. Bunlara ilim dilinde MİSKET denir.
Çekirdek içinde ayrı olarak KROMATİN denilen bir ağ yapısı vardır. Hücre üremek üzere ikiye bölündüğü sırada KROMATİN bir takım iplikler durumunda çözülür. Bunlar o türün soy karakterlerini taşıyan hayatî unsurlardır.
Şimdi soruyoruz: Her bitkiyi, yine kendine benziyen aynı çeşit bir bitki meydana getirmeye zorlayan bu cevher nedir? Hücre çekirdeği içinde saklı olan bu İlâhî sır ve kudret, hayatın en büyük mu’cizelerinden ve yaratanın varlığına, yüce kudretine delâlet eden en açık belge değil midir? Hayatı bu kadar ince hesaplarla ve akıllara durgunluk veren biçimde düzenleyip koruyan maddenin kendisi midir? Şuursuz bir madde bu kadar ölçülü, hesaplı ve düzenli hayat sırrını nasıl oluşturabilir? Bu mümkün müdür?
İşte Kurʹânʹın ilgili âyetinde, taneyi, çekirdeği yaran Allahʹtır, denilince, Oʹnun hücre çekirdeğine yerleştirdiği hayat sırrının değişmiyen bir kanunla belli ortam ve şartlarda harekete geçmesi ve türünün özelliğini aynen koruyup yeşermesi hatırlatılmaktadır.
Hayatın sırrını taşıyan hücre çekirdeği ve hücre duvarıyla bitişik olan ve birçok madensel unsurları taşıyan EKTOPLAZMA, hücre bölünmeden önce ölü bir devredir. Şartlar bir araya gelince, hücre üremek üzere ikiye bölündüğünde, diri ölüden yaratılmaya başlar. Kur’ân bunu şu cümleyle tasvîr ediyor: «Allah diriyi ölüden çıkarır. »
Bitkinin yeşerip büyümesi devresinde ise, yeniden çekirdeğin, ya da tanenin oluşması, diriden ölünün çıkarılmasıdır ve bu kanun şaşmadan sürüp gider.
Gerçek bu olunca, hayatın belirtilen sırrını fark edip de onu belli kanunlarla düzenleyen Allahʹtan ve indirdiği Kitap’tan yüzçevirmek ne büyük cehalet ve ne şaşkınca bir gaflettir!.
SABAHI YARIP ÇIKARAN
«O, sabahı (karanlıktan) yarıp çıkarandır. »
Bu, dünyanın, biri güneşin etrafında, diğeri kendi ekseni etrafında iki ayrı hareketine işârettir. Ayrıca dünyanın bir de güneş sistemiyle birlikte bir üçüncü hareketi daha vardır.
Yüce kudretin canlı ve bitkilerin yaşayıp gelişmesi, dinlenip varolması için dünyayı böylesine bir hareket kanununa bağladığını temel bilgi olarak vermektedir. Görülüyor ki, dünyanın hareket halinde olduğunu açıklayan birçok âyetler vardır. İlmin bu husustaki tesbit ve başarısı ise, çok sonraları gerçekleşebilmiştir.
GÜNEŞ VE AY’I HESAP ÜZERE YARATMIŞTIR
«Güneş ve ayʹı da hesap üzere yaratıp düzenlemiştir. »
Ay, dünyanın uydusudur. Bilindiği gibi 384. 000 kilometre uzakta bulunuyor. Dünyamızdan elli defa küçüktür. Saatte 3600 km. hızla yol almaktadır. Dünya ise güneşin etrafında başdöndürücü bir hızla dönerken, ay da onu takip eder ve bu arada dünyanın etrafında 29 günde dönecek zaman bulur. Bu küçük uydu, dünyamızın etrafında dönerken kendi etrafında da 29 günde döner ve dünyaya hep aynı yüzünü gösterir. Onun bütün bu hareketleri ve kendine has yörüngede seyretmesi belli hesaplara, değişmeyen kanunlara göre yaratılmıştır.
Güneş, dünyamıza 149, 5 milyon km. uzaktadır. Sıcak gazlardan meydana gelmiştir. Dünya ile arasındaki mesafe ve dünyanın güneş çevresinde bir elips çizip dönmesi de çok ince hesaplara dayanmaktadır. Bu mesafe biraz az veya fazla olsaydı, bugünkü hayat olmazdı. Konulan düzen tamamen matematik ve fiziğe dayalı bir tablodur; şaşmadan sürüp gitmektedir.
Gökadada sayısı belirsiz yıldızlar yer almıştır. Milyarlarca yıldızdan bir kuşak oluşturan SAMANYOLU gibi daha kim bilir nice kuşaklar vardır.
Yıldızların konumlarına, özelliklerine göre, düzenli biçimde hareket halinde oldukları da bilinmektedir. Böylece gökadanın tamamının döndüğü ve hareket halinde olduğu tesbit edilmiştir.
Bu düzenli hareket sayesinde ve dünyamızın da düzenli üç ayrı hareketiyle gerek takım yıldızlardan, gerekse parlak yıldızlardan yönümüzü tayin etmemiz mümkündür.
Kurʹân bu gerçeği belirtirken özellikle önemli bir noktayı hatırlatıyor: Yıldızlar ve gökada çok düzenli ve her takım ya da kuşak özel biçimde hareket halinde bulunuyor; her gün aynı yıldızları belli ve belirli kesimlerde görmek mümkündür. Milyarlarca yıldızı düzenli hareket ettiren İlâhî kudretin şaşmazlığı ve her yıldızın da hareketinin en ince matematiksel ölçülere, en duyarlı fiziksel kanunlara bağlı bulunduğu kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor.
Aklını ve ilmini bilerek kullanan bir millete, Allahʹın varlığına ve kudretinin yücelik ve sınırsızlığına delâlet eden belgeler, ana fikirler ne güzel sıralanmaktadır!.
YORUMLAR - RİVÂYETLER
Felk - Fark - Fetk: Yarıp çatlatmak anlamına gelir. İnfilak da felk kökünden alınmadır.
H a b b: Buğday ve benzeri tanelere verilen cins isimdir.
Neva: Nüvatın çoğuludur; çekirdekler demektir.
Hisab ve Hüsbân: Saymak, hesaplayıp sonuç çıkarmak anlamına gelir. Matematiksel esaslara göre, varlığını sürdüren eşya hakkında da kullanılır; ilgili âyette olduğu gibi.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle Allahʹın varlığını kanıtlayan belgeler sıralandı. Aşağıdaki âyetlerle de başka belgelerden söz edilerek insan aklına ışık tutuluyor ve insan idrâkini kamçılar mahiyette fizikötesine ve fizik âlemine dikkatler çekiliyor.