MEÂLİ:
94- Ey imân edenler! Allah yolunda (savaşmak üzere) adım atıp yürüdüğünüzde, açıklığa kavuşmasını anlamaya, sonucunu tesbit edip öğrenmeye çalışın; size İslâmî ölçüde selâm verip müslüman olduğunu bildirene, -dünya hayatının menfaatini arzulayarak- sen müʹmin değilsin, demeyin. (Unutmayın ki) Allah katında birçok ganimetler var. Bundan önce siz de öyle idiniz; Allah size lûtf-u keremde bulundu. O sebeple açıklığa kavuşmasını iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yapageldiğiniz şeylerden haberlidir.
İNİŞ SEBEBİ
Âyetin iniş sebebi olarak birçok rivâyetler yapılmıştır. Biz sadece bunlardan sahih kabul ettiğimiz iki tanesini nakletmekle yetiniyoruz.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz tarafından düşmana karşı gönderilen İslâm mücahitlerinden bir grup, düşman tarafından olduğu bilinen bir adama raslamışlardı. Adam İslâm müfrezesini görünce onlara yaklaşıp selâm vermiş ve bununla Müslüman olduğunu belirtmek istemişti. Ne var ki ona inanmamışlar ve ölümden kurtulmak için bu yola başvurduğunu sanarak öldürmüşlerdi. Davarlarını da ganimet edinerek alıp Medineʹye getirmişlerdi. Hazret-i Peygamberʹe olay anlatılınca çok üzüldü. Bu sebeple yukarıdaki âyet indi. Allah Resûlü, İslâmʹa girdiğini açıkça söyleyen o adamın hem kan pahasını, hem de ganîmet olarak getirilen davarlarını geri gönderdi. (Tefsîr-İ Kurtubî - İbn Cerîr - Buharî: İbn Abbas (R. A. )dan)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz mücahitlerden bir müfrezeyi müşriklere karşı göndermişti. Çetin bir çatışma ve vuruşma meydana geldi. Düşman fazla dayanamadı. Ancak onlardan biri çatışmanın dışında kalmayı tercih etmiş, kendisine yaklaşıldığında selâm verip teslimiyet gösterdiğini, yani Müslüman dinine girdiğini anlatmak istemişti. Usâme bin Zeyd, onun bu teslimiyetini ölüm korkusuna hamlederek üzerine atılıp öldürmüştü. Adam aldığı ağır darbeden hemen sonra Kelime-i Şehadeti getirmeyi ihmal etmemişti.
Durum Hz. Peygamber (A. S. ) Efendimize arzedilince çok üzülmüş ve: «Ben Müslümanım diyen adamı mı öldürdün? » diyerek üzüntüsünü tekrar tekrar anlatmaya çalıştı. Bunun üzerine Üsame’nin rengi değişti ve «Ya Resûlellah! Öldürdüğüm adam ölüm korkusundan İslâm’a girer gibi görünmeye çalıştı, yalan söylüyordu. Bu bakımdan onu öldürmeyi uygun buldum.. » diyerek sebebini açıkladı. Hz. Peygamber onun bu sözlerine de elde olmayarak kızdı ve: «Göğsünü yarıp baktın mı? » diyerek çok hatalı davrandığını hatırlattı. Usâme diyor ki, Peygamber Efendimize, benim için istiğfarda bulunmasını rica ettimse de «Lâ ilâhe illâllah.. demişken nasıl olur? Bunun için bağışlanmanızı nasıl dileyebilirim? » buyurdu. Ben ayni isteğimi birkaç defa tekrar ettimse de aynı cevabı verdi. O kadar üzülüp sıkıldım ki, keşke bundan önce Müslüman olmasaydım da şimdi gelip İslâm’a girseydim, diye temennide bulundum. Çok geçmedi, Allah Resûlü benim için istiğfar etti ve «Ya Üsame! keffaret olarak bir köle azât et.. » diye emretti.
Yukarıdaki âyet bu sebeple indi. (Kurtubî - İbn Kesîr - Lübabü’t-Te’vîl - İbn Cerir)
İSLÂM HER ZAMAN İÇİN ÜMİT VE GÜVEN KAPISIDIR
»Size İslâmî ölçüde selâm verip müslüman olduğunu bildirene, sen mü’min değilsin, demeyin... »
İslâm’ın güzel prensiplerinden biri de, «dostuna müşfik, düşmanına insaflı ol! » tavsiyesidir. Allah insanın kalbine ve ameline bakar. Biz insanlar ise kişinin sözüne ve davranışlarına bakıp hüküm vermekle emrolunduk. Kalblerdeki inanç ve düşünceleri bilip ona göre hüküm vermek Allahʹa aittir. O bakımdan teşhis, tesbit ve hükümlerimizde İlâhî sınırı aşmamaya dikkat etmeliyiz. «Biz zahir (dış görünüş) ile hükmederiz; sırları (kalblerdekini) Allah daha iyi bilir. » sözünün, İslâm Hukukundaki yeri çok önemlidir.
Bu bakımdan savaş ve benzeri olaylarda ölüm korkusu etrafı etkilediği zamanlarda bir gayr-i müslimin, «Ben Müslümanım.. », veya «Selâm size.. » ya da «Lâ ilâhe illallah... » demesini hafife almanın anlamı yoktur. Onu İslâm’a girmiş kabul ederek, hakikatı öğreninceye kadar dokunmayıp sabretmek gerekir. Aksi halde öldürülmesi haram kılınan bir düşmanı haksız yere öldürmüş oluruz ki, bunun cezâsı hem dünyada, hem âhirette çok ağırdır. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz devrinde buna benzer birkaç olay meydana gelmişse, bu husustaki âyetler inmeden öncedir. Ashab-ı Kirâm, İslâmʹın bu husustaki kesin talimatını bilmediğinden bir takım hatalı yollara girmişlerdir. Ama İlâhî emir inip meseleye açıklık getirildikten sonra artık bu tür olayların meydana geldiğini kimse tesbit edememiştir.
Kur’ân’da, bir gayr-i müslimin İslâm’a bağlılığını açıklarken çok geniş mâna taşıyan «Selâm», «Selem» ve «Silm» tabirleri anılmıştır. Sebebi pek açıktır: Sadece kelime-i şehadet getirmeleri o an için şart değildir. Çünkü kendilerini o fırtına içinde bir anda toparlamaları hayli zordur. O bakımdan İslâm’a teslimiyet, selâm ve barış anlamında bir söz söylemeleri, onlara karşı silah kullanmamıza bir engel sayılmıştır. İhtiyatlı davranmak, meselenin iç yüzü belli oluncaya kadar onlara dokunmamak gerektir. Sonuç alınıncaya kadar İslâm’ın, güven ve ümit kapısı olduğunu göstermemiz kadar tabii ne olabilir? Peygamber’in (A. S. ) sünneti bu doğrultuda değil midir?
Selem, Silm ve Selâm:
Bu tabirler genellikle, selâm vermek, baş ve boyun eğmek, teslimiyet göstermek, İslâm barışını istemek gibi mânalarda çok yaygındır.
O halde bu ve benzeri bir sözle İslâmʹın ümit, rahmet ve güven kapısına gelen hiçbir müşriki geri çevirmemiz doğru olmaz.... Durum anlaşılıncaya kadar gelen ve teslimiyet gösteren kişi, İslâmʹın güven havasında tutulmalı, kırıcı söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır. İlgili âyet bilhassa son cümlesiyle de bu hususa parmak basmakta ve uyarısını yapmaktadır:
«Açıklığa kavuşmasını iyice araştırın (aceleci olmayın). Şüphesiz ki Allah yapageldiğiniz şeylerden haberdardır. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Allah’a ve Peygambere imân eden bir kimseyi öldürmenin çok sakıncalı bir yol olduğu belirtildi. Mü’minlerin birbirleriyle değil, düşmanlarıyla mücadele etmeleri gerektiği hatırlatıldı. Aşağıdaki âyetlerle Allah yolunda cihâdın önemine dokunuluyor, kendini güçsüz ve zayıf kabul edip cihâda katılmıyanların hem kendilerine, hem bağlı bulundukları millete nasıl bir kötülük ettiklerine işâret edilerek, Allah yolunda cihat edenlerin, mallarıyla canlarıyla kendilerini bu kutsal savaşa vakfedenlerin Allah katındaki derecelerinin çok yüksek olduğu açıklanıyor.