Neml Suresi 86-87. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا الَّيْلَ لِيَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَاءَ اللّٰهُ وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِرِينَ

87.

Onlar görmüyorlar mı ki, biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak yarattık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (Allah varlığını gösteren) deliller vardır.

Diyanet İşleri

87.

Sur'a üfürüleceği ve Allah'ın dilediği kimselerden başka göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla. Hepsi de boyunlarını bükerek O'na gelirler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

86- Görmediler mi ki biz gerçekten dinlensinler diye geceyi oluştur­duk, gündüzü de aydınlık kıldık. Şüphesiz ki bunda imân eden bir millet için deliller ve belgeler vardır.

87- Sûr’a üfürüleceği gün, -Allahʹın dilediği kimseler dışında- göktekiler de, yerdekiler de dehşet ve korkuya kapılıp, boyunlarını bükerek aşa­ğılanmış bir halde gelecekler.

İLGİLİ HADÎSLER

«Sûrʹa üflenecek. O yüzden göklerde ve yerde olanlar müthiş korkuya kapılıp kendilerinden geçecekler. Ancak Allahʹın dilediği kimseler müstes­nâ. Sonra tekrar Sûr’a üflenecek de başını topraktan ilk kaldıran ben ola­cağım. Derken Musaʹnın, Arşʹın ayaklarından birini tutup durduğunu göre­ceğim. Artık bilemiyorum, o da Allahʹın istisna ettiği kimselerden midir, yoksa başını benden önce mi kaldırmıştır?

Kim de «ben Meta oğlu Yunusʹtan hayırlıyım» derse, herhalde o yalan söylemiş olur. » (Buharî/enbiyâ: 35- Müslim/fiten: 116, fezâil: 116- Ahmed: 2/166)

GECE VE GÜNDÜZÜN DÜZENLENMESİ

«Gör­mediler mi ki, biz gerçekten dinlensinler diye geceyi oluşturduk, gündüzü de aydınlık kıldık. Şüphesiz ki bunda imân eden bir millet için deliller ve belgeler vardır. »

Kur’ân, Allah’ın mutlak varlığını açıklarken gece ve gündüzün kâinat plânındaki yerine ve önemine değinmektedir. Aynı zamanda plânda yer alan hiçbir şeyin hedef ve amacından sapmasının söz konusu olmadığına ve hiçbir şeyin gereksiz ve amaçsız yaratılmadığına işâret etmektedir.

Gece ile gündüzün düzenlenmesi, insan hayatıyla içiçedir, birini diğe­rinden ayırmamız mümkün değildir. Öyle ki, gece olunca iş-gücü bırakıp istirahata çekilmemiz, yorulan vücudumuzun dinlenmesini ve deliksiz bir uykudan sonra ertesi gün bütün yorgunluklardan kurtulmuş olarak uyan­mamızı, hayatımıza daha sağlıklı ve zinde dönmemizi sağlar.

Şunu da ilâve edelim ki, geceleyin yatağımıza çekilip uyumamızla, bü­tün organlarımız az veya çok uykuya katılır. Yalnız kas çalışmaları dur­makla kalmaz, beyin çalışmalarının bir azalması, bir kısmının da durması sonucunda, solunum sistemimizde yavaşlama, tansiyonda düşme, vücut ısısında düşme olur. Böylece uyku aynı zamanda yorulmuş olan beyni de dinlendirir.

Gündüzün aydınlık kılınması ise, hayatımızı ve ihtiyaçlarımızı kazan­ma bakımından oldukça lüzumludur. Güneşin hayatımız üzerindeki olumlu tesirleri sayılmayacak kadar çoktur. O bakımdan insanı yaratan Cenâb-ı Hak, onun çalışma ve dinlenme sürelerini şaşmayan kanunlarla düzenle­miş ve yarattığı birçok şeyi onun hizmetine sevketmiştir. Bütün bu düzenli, plânlı ve proğramlı olayları tesadüflere bağlamak mümkün müdür? Ortada hedefinden sapmadan bir denge ve düzen varsa, mutlaka bir dengeleyici ve düzenleyici de vardır.

İlâhî plânda yer alan «kıyâmetin kopma safhaları»ndan birine dikkat­ler çekilerek gece ile gündüz nasıl şaşmadan birbirini izlemekte ve bağlı bulundukları İlâhî kanuna baş eğmektelerse, öylece kıyâmetin kopması da bağlı bulunduğu kanun ve düzenlenme gereği meydana gelecek ve bozu­lan düzenden sonra yepyeni ve çok değişik bir düzen kurulacak; her şey bu yeni değişik düzene ister istemez baş eğip uyacaktır.

Görüldüğü gibi, kâinat bütünüyle, en büyük sistemdir ve bu büyük sis­temde yer alan sayısız üniteleri birbirini tamamlamakta ve bütünün bir par­çası olma düzeyinde yaratıldığı hizmeti yerine getirmektedir. En büyük sis­temde yapılacak bir değişiklik bütün ünitelere sirayet edecek ve böylece kâi­nat bütünüyle bozulup ezelde hazırlanan ikinci plâna göre yeniden kurula­caktır.

ALLAHʹIN DİLEDİĞİ KİMSELER

«Sûr’a üfürüleceği gün, -Allahʹın dilediği kimseler dışında- göktekiler ve yerdekiler de dehşet ve korkuya kapılıp boyunlarını bükerek aşağılanmış bir halde gelecekler.. »

Kıyâmet olayının meydana gelmesiyle göklerde ve yerde bulunan bü­tün canlı varlıklar müthiş korkuya kapılacak, yürekler yerinden oynayacak, saçlar ağaracak, gebe kadınlar çocuklarını düşürecek; insanlar sarhoşlar gibi olacaklar. Ancak Allahʹın dilediği kimseler müstesnâ.. O halde bu müs­tesna tutulanlar kimler olacak? İlim adamlarının farklı tesbit ve yorumları olmuştur. Onları şöyle özetleyip sıralayabiliriz:

a) Ashab-ı Kirâmʹdan Ebû Hüreyreʹye (R. A. ) göre: Arşʹın etrafında si­lahlarıyla, kanlarıyla duran şehitlerdir.

b) İbn Abbasʹa (R. A. ) göre: Allah yanında şerefli yerlerini alan şehit­lerdir. Bu iki yorum birbirine çok yakın bir hüküm ifade etmektedir.

c) Diğer birçok ilim adamlarına göre: Dört büyük melek Cebrâîl, İsra­fil, Mikâil ve Azrâilʹdir. Sûrʹa üflenince bu dört melekten başka her canlı ölür. Sonra bu dört melek de İlâhî takdirle ölür ve dirilirler.

d) Bazı ilim adamlarına göre ise: Cennet Ridvânʹı, hûriler, Mâlik ve zebânilerdir.

İlgili hadîs bölümünde Musa Peygamber’in (A. S. ) bu müstesnalardan biri olup olmadığı üzerinde durulmuş ve Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin ke­sin bir açıklamada bulunmadığı görülmüştür.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın varlığına, birliğine, kurduğu kusursuz plânına delâlet eden gece ile gündüzün düzenlenmesi konu edildi. Sonra da kıyâmet olayıyla mevcut sistemlerin alt-üst olacağı, canlı varlık adına -bazı istisnalar dışında- hiçbir şey kalmıyacağı haber verilerek inkârcılar ve şüpheciler uyarıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın herkes hakkında mutlak anlamda âdil ol­duğu; o nedenle de her insanı, kendi hür iradesiyle işlediği kötü amellere, taşıdığı fena niyete göre cezâlandıracağı ve iman temeli üzerinde yükse­len sâlih amel sahiplerini fazlasıyla mükâfatlandıracağı belirtiliyor. Böyle­ce ölmeden önce İlâhî hilkat kanununa uygun bir ömür sürmemizin lüzu­muna işâret ediliyor.