Sad Suresi 86-88. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قُلْ مَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ حِينٍ

86.

(Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim."

Diyanet İşleri

87.

"Bu Kur'an, alemler için ancak bir öğüttür."

88.

"Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

86- (Ey Peygamber! ) De ki: «Buna (bu uyarı ve öğütlere) karşı sizden bir ücret istemiyorum ve ben kendiliğimden bir teklif getirenlerden de de­ğilim.

87- Bu (Kur’ân), ancak milletler için bir öğüttür.

88- Onun verdiği haberlerin (doğru çıkacağını) bir süre sonra mut­laka bilip anlayacaksınız. »

Adem (A. S. ) ve İblîs kıssasıyla, Mekkeli müşriklerin ve sonra da her çağda aynı inanç ve azgınlık düzeyinde olan inkârcıların karakter yapısı ve İslâmʹa karşı besledikleri kin belirlendikten sonra, Peygamber (A. S. ) Efen­dimizʹin kendiliğinden böylesine büyük ve o nisbette meşakkatli bir dâva­ya atılmadığı, kendi çıkarı doğrultusunda bir teklîf getirmediği çok anlamlı bir üslûpla işlenmektedir. Aynı zamanda o büyük peygamberin İlâhî vahyi teblîğ konusunda harcadığı mesaiye karşılık kimseden bir ücret istemediğine değinilerek, Onun bütün hizmetlerinin İlâhî rıza doğrultusunda hasbî ol­duğu belirtilmekte ve o bakımdan inkârcı sapıkların konuya, duygularıyla değil, akıllarıyla yaklaşımda bulunmaları dolaylı şekilde istenmektedir.

KURʹÂN, BÜTÜN MİLLETLERE İLÂHÎ ÖĞÜTTÜR

«Bu (Kurʹân), ancak milletler için bir öğüttür. »

Kurʹân-ı Kerîm çok yönlü bir kitaptır. Hiçbir eserde benzeri görülemi­yen müstesnâ bir metotla hazırlanmıştır. Eskimiyecek, tazeliğini kaybetmiyecek, bıkkınlık vermiyecek ve kıyâmete kadar hep önde, ön plânda yer ala­cak özelliktedir. Öyle ki, her sahifesinde birbirinin hikmet ve amacını belir­ten değişik konular sıralanmaktadır. İlk bakışta bir kopukluk intibaını ve­rirse de, az dikkat edilince, konular arasında kopmaz bağların ve tamam­layıcı unsurların bulunduğu rahatlıkla görülür. Ayrıca sergilediği bilgiler devamlı surette çağın ve ilmin önünde seyretmektedir. İlmî araştırmalar ilerleyip olumlu sonuçlar, müsbet neticeler elde edince, ancak Kur’ân’ın o husustaki temel bilgilerine, getirdiği ana temaya yetişebilmekte ve sadece onu tasdîk edebilmektedir.

Buna birkaç misal verelim:

a) Rahmân Sûresi’nde güneş ve ay hesap iledir, yani hesaba dayalı olarak hareket ederler buyurulmaktadır.

b) Yâsîn Sûresi’nde güneşle ayın her birinin ayrı bir yörüngede hare­ket etmekte oldukları haber verilmektedir.

c) Yine Yâsîn Sûresi’nde gecenin de gündüzün önüne geçemiyeceği açıklanmaktadır.

Bu âyetler, güneşle ay hakkında ilme, ilim adamına temel bilgi olacak temayı on dört asır önce hiçbir şüphe ve yanlışlığa meydan vermeyecek mana ve muhtevada ortaya koymuştur. Günümüze kadar yapılan bilimsel araştırma ve tesbitler Kur’ân’ın bu âyetlerini doğrulamaktadır.

Gecenin gündüzün önüne geçemiyeceği konusuna gelince, Cenâb-ı Hak bununla, dünyanın yaratıldı yaratılalı hep batıdan doğuya doğru dön­düğünü ve kıyâmete kadar aksine bir dönmenin söz konusu olamıyacağını bildirmektedir.

İşte Kur’ân’ın her hükmünün, her ana fikrinin hikmeti, araştırmalar, bi­limsel tesbitler ilerledikçe anlaşılabilmekte ve her âyetiyle İlâhî kaynaktan süzülüp geldiği kesinlik arzetmektedir.

Cenâb-ı Hak, bu gerçeği bir defa daha gözler önüne sererken, Kur’ânʹın verdiği haberlerin, taşıdığı ana fikirlerin, koyduğu temel bilgilerin çok geçmeden doğruluğunun ortaya çıkacağını sûrenin son âyetiyle şöyle be­yân buyurmaktadır: «Onun verdiği haberlerin (doğru çıkacağını) bir süre sonra mutlaka bilip anlayacaksınız. »

Böylece Kur’ân’ın hem dünya, hem de âhiretle ilgili verdiği haberler, sırası geldikçe gerçekleşecek ve her çağda İlâhî olduğunu ortaya koyacak­tır.

Allah’a hamd, Resûlüllah’a (A. S. ) salât-ü selâm olsun.