A'raf Suresi 80-84. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِينَ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ

80.

Lut'u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?"

Diyanet İşleri

81.

"Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz."

82.

Kavminin cevabı ise sadece, "Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!.." demek oldu.

83.

Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu.

84.

Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

80-81- Lûtʹu da (uyarıcı bir peygamber olarak) gönderdik. Hani bir ara kavmine, «sizden önce yeryüzünde yaşayan milletlerden hiç birinin yapmadığı ahlâksızlığı ve hayâsızlığı mı işliyorsunuz? Doğrusu siz kadın­ları bırakıp erkeklere şehvetle yanaşıyorsunuz. Şüphesiz ki, siz azgın ve aşırı giden bir kavimsiniz» demişti.

82- Kavminin ise cevabı ancak şu oldu: «Çıkarın bunları kasaba­nızdan, çünkü temizlenmeye özen gösteren insanlarmış bunlar! »

83- Bunun üzerine biz Lûtʹu da, onun ev halkını da kurtardık, ancak karısını değil, o geriye kalıp (gazaba uğrayanlardan) oldu.

84- Üzerlerine bir (azâp ve gazaplı taş) yağmuru yağdırdık. (Azgın­lık ve taşkınlık içinde olan) suçluların bir bak sonları ne oldu!

İLGİLİ HADÎS

«Lût kavminin fiili gibi fiilde bulunan kimseyi görürseniz, hem faili, hem de mefʹulü öldürünüz! » (Ebû Davud/hudud: 28- Nesâî/hudud: 24- İbn Mâce/hudud: 12)

Açıklama:

Hadîsteki «öldürünüz» emri, fiilin çirkinliğine karşı kayıtsız kalınmamasını tenbîh içindir. Aynı zamanda hadîs tek kanaldan rivâyet edildiğinden müctehitlerin çoğu, bunun zahiriyle İstidlâl etmemişlerdir. Daha çok tec­ziye edilmesi üzerinde durulmuştur.

LÛT PEYGAMBER VE KAVMİ

Lût isminin Arapça olmadığı üzerinde durulmuştur. İbrânice olması kuvvetle muhtemeldir. Rivâyete göre, Lût Peygamber, İbrahim Peygamberʹ­in öz kardeşi Harânʹın oğludur. Gençliğinde İbrahim Peygamber’le beraber Babil ülkesinde Irak’ın güneyinde bir süre bulunduktan sonra İbrahim pey­gamber onu o çağda Asurʹların hakimiyeti altında bulunan Ürdünʹün doğu­sundaki -o günkü adıyla- Sadûm veya Sodom yöresine, yani Lût Gölüʹnün yakınına yerleştirdi. Tabii bu, İlâhî vahyin bir gereği idi; azıp sapıtan bir kavmi doğru yola çağırmak ve yıkılan inanç ve ahlâkı ihyâ etmek gereki­yordu. Bunun için Lût Peygamber görevlendirilmiştir.

HOMOSEKSÜEL

«Doğrusu siz kadınları bırakıp erkeklere şehvetle yanaşıyorsunuz! »

Homoseksüel tabiri Fransızcadır (homosexuel). Aynı cinsten kimsenin birbirine karşı cinsel tutku duyması anlamına gelir. Buna «cinsel sapıklık» da denilebilir. Arapça «Lûtî», «lûtiyye» denilerek Lût Peygamberʹe yani onun kavmine nisbet edilerek bu cinsel sapıklık ifade edilir.

Tarihçilerin yukarıda naklettiğimiz tesbitinden, Lût Peygamberʹin Sa­dûm (veya Sodom) kavmine gönderildiği anlaşılıyor. Kurʹân, tarihe geçen bu çirkin olayın yeri ve tarihi üzerinde durmaz, sadece onun ibretli safha­larını ve öğüt alınacak bölümlerini birer misal şeklinde açıklar. Çünkü önemli olan, üzerinde durulması gereken şey, olayın kendisidir. Onun ce­reyan ettiği yer ve tarih tarihçilerle coğrafyacılara bırakılır.

Ancak unutmamak gerekir ki, Lût Peygamber ve kavmi hakkındaki bilgi Arap Yarımadasıʹnda çok yaygındı ve olayın cereyan ettiği yöre çok iyi biliniyordu.

Kur’ânʹda tam 27 yerde Lût ismi anılır. Bunun sebebi açıktır: Hayvan­ların bile yapmadığı şehevî, cinsel bir hayasızlığı yaygınlaştıran bir mille­tin din ve ahlâk yönünden nasıl bir çöküntü içinde bulunduğunu, kurtul­ması çok zor, hattâ imkânsız olan elîm bir bataklığa nasıl düştüğünü an­latmakta, yaşayan milletler ve toplumlar için sayısız ders ve ibretler ve­rilmektedir.

Günümüzde medenî (uygar) geçinen milletlerin sosyal hayatında bu tür cinsel sapıklıkların gün geçtikçe artıp yaygınlaştığı bir gerçektir. Hattâ başta İngiltere olmak üzere bazı batılı ülkelerde buna yasal yönden cevaz verildiğini gazetelerden okumaktayız. Hem batılı, hem de doğulu bazı ülkele­rin semavî dinleri birer fantezi kabul etmeleri, devre dışı bırakıp maddeye yönelmeleri, yetişmekte olan genç kuşağın aklını ve zekâsını geliştirip ruh­sal yapılarını aç ve susuz bırakıp ihmal ettiklerini, fiziksel yapılarını geliş­tirmek için her türlü sportif imkânlar hazırladıkları halde, kalblerini ve ruh­larını geliştirmek için hiçbir şey yapmadıklarını kim inkâr edebilir? Yeni ku­şakların tek yönlü bir eğitimle yetiştirilip hayata itilmeleri, onları denge­sizliğin ve bazan da anarşizmin ve cinsel sapıklığın kurbanları olma düze­yine getirmiştir.

O yüzden dünyada huzur, güven, sevgi, saygı, kardeşlik bağları kop­muş; aileler birer temel taşı olmaktan çıkmıştır. İslâm ülkelerinde bile mâneviyat yer yer ağır yara almış; yetiştirilen genç kuşaklar yabancı kültürün istilasına uğratılıp asıl benliklerini kaybetme bedbahtlığına itilmişlerdir.

Yakın gelecekte bir uyanma, silkinme ve son Peygamber Hz. Muham­med’in (A. S. ) yüksek ahlâkına bir dönüş başlamazsa, dünyanın sonu fe­lâket olacak; Allahʹın Nuh, Âd, Semûd ve Lût kavimleri hakkında inen hük­mü inecek ve işte o zaman dönüşü mümkün olmayan bir noktaya gelinmiş olacaktır. Bir üçüncü cihan harbi, nükleer bir savaş azıp tuğyan eden mil­letleri terbiye edecek, geriye kalan olursa belki onlar bir arayış ve gerçeği buluş basiretiyle yeniden bir hayat düzeni kurmaya çalışacaklar..

Böylece bir nükleer savaş, hem Nuh tufanından, hem de Âd ve Se­mûd kavimlerini yerlebir eden şiddetli kasırga ve depremlerden; harekete geçip kasabaları silen volkanlardan daha beter olacaktır. Gemi azıya alan bugünkü tuğyan ve ahlâksızlığı, Allahʹın inâyeti tecelli etmezse, durduracak başka bir şey düşünemiyoruz.

Kur’ân, Lût kavminin cinsel sapıklığı sürdürmelerinde başta Lût Pey­gamberʹin eşi olmak üzere kadınların çok nâzım rol oynadığına işârette bulunarak, ortaya çıkacak cinsel sapıklık, ahlaksızlık ve başıboşluğun te­melinde kadının da bulunduğunu unutmamamızı tenbîh ediyor.

Tarihte ahlâksızlığa pas veren, din ve fazîletle alay eden ve bu değer­leri küçümseyen milletlerin çok geçmeden -sünnetullah gereği- büyük bir felâketle karşılaştıkları, o yüzden birçok milletlerin ve kavimlerin yeryü­zünden silindiği bir gerçektir. Geçmişten ders ve ibret almayan bir millet geleceğini sağlam temeller üzerine mümkün değil oturtamaz ve o bakım­dan ömrü de pek kısa olur.

Sünnetullah dediğimiz İlâhî hüküm, bazı şartlar ortaya çıkıp azgınlık, cinsel sapıklık ve ahlâksızlık belli bir kerteye gelince iner. Bu, ezelde ha­zırlanan İlâhî plân ve proğramın gereğidir. İnecek hükmün getireceği azâp çok çeşitli ve farklıdır: Bazan şiddetli bir deprem, bazan önüne geçilmesi mümkün olmayan tayfun, bazan bir yanardağın harekete geçmesi, bazan felâkete dönüşen bir savaş ve bazan da salgın bir hastalık şeklinde ortaya çıkar. Tek taraflı yetişen yarım aydınlar bütün bu olayları, tabii birer hâ­dise kabul edip sebepleri ve onların bağlı bulunduğu kanunları harekete geçireni hesaba katmazlar. Oysa sık sık belirttiğimiz gibi, Allah kâinatta cereyan eden olayları bir takım kanunlara ve sebeplere bağlamış, ama kanunları ve sebepleri kendi tasarrufunun dışında tutmamıştır. Sebepler, illetler hep O’nun kudret elinin altında bulunuyor. Bazan olaylar, sebeple­rin bağlı bulunduğu kanunlar gereği, bazan da Allahʹın o sebepleri oluş­turup harekete geçirmesiyle meydana gelir.

AHLAKÎ VE SOSYAL YÖNÜ

Cinsel sapıklık, kadının şehvet meta’ı haline getirilmesi ve hemen ha­yatın her kesim ve safhasında kadının ticarî reklâm aracı olarak kullanıl­ması ve mevcut neşriyatın çoğunun belden aşağıya seslenip şehevî duy­guları durmadan tahrik etmesi; eğitim sisteminin tek yanlı olması, önce ferdi, sonra aileyi ve sonra da bütün bir milleti dejenere edip ahlâkî çö­küntünün kurbanı yapar.

Lût kavmi bunun en açık örneklerinden biridir. Kur’ân bilhassa bu çir­kin olayı münasebet düştükçe çeşitli yönleriyle anlatıp birer ibret levhası halinde gözlerimizin önüne serer. Tabii denilen ilâhî kanunları biz kendi arzumuza göre değiştirmek istiyoruz, oysa bu mümkün değildir. Bir kadın erkek olamaz ve erkeğin yaptığı işi yapamaz. Hiçbir cinsel sapıklık, evlili­ğin yerini dolduramaz. Din ve ahlâk dışı yapılan işlerde ve ekonomik reka­bet ve çalkantıda; faiz ve sömürüde hiçbir kutsal değer yoktur. Şüphe edil­memelidir ki, mâbedler de okullar ve hastaneler kadar önemlidir. Birini bı­rakıp diğeriyle meşgul olmak bizi mutlu yarınlara götürmez. Sodom’da re­fah, neşe, hayat, kadın, mal ve mülk herşey vardı; mâbed, ibâdet, ahlâk ve fazîlet yoktu. İşte Kur’ân bu gerçeğe parmak basıp biz insanları aydın­latıyor ve yarınlara daha imânlı, daha ahlâklı hazırlanmamızı, yetiştirdiği­miz nesillere çok iyi bir ahlâkî miras bırakmamızı emrediyor.

FIKHÎ YÖNÜ

Kur’ân’da Lût kavmi’nin cinsel sapıklıkları açıklanırken olay «fâhişe» tabiriyle belirtilmiştir. İsrâ ve diğer sûrelerde ise, bu tabir «zina» anlamı­na kullanılmıştır. O nedenle konumuzla ilgili âyeti tefsîr edenlerin çoğu er­keğin erkekle cinsel temasta bulunmasını zina hükmü kapsamına almışlar­dır.

Ancak ilim adamlarımız böylesine şeni ve hayasızca cinsel sapıklıkta bulunana nasıl bir ceza verilmesi gereği üzerinde durmuş ve iki ana. kay­nağın ışığı altında farklı içtihat ve görüşler ortaya koymuşlardır:

a) İmam Mâlik’e göre, böyle bir suç işleyen adam ister evli, ister be­kâr olsun, recmedilir. Mef’ûl ise, ergen olmuşsa recmedilir.

b) Atâ’ ve Nahaî’ye göre, fâil ile mef’ûl evli iseler recmedilir; bekâr iseler hapis cezasıyla tecziye edilir. Medine’li İbn Müseyyeb de aynı gö­rüştedir.

c) İmam Ebû Hanîfe’ye göre, bu hususta evli olan da, olmayan da taʹzîr edilir, o fiile bir daha dönmemesi için gereken bazı cezalar verilir, ama recmedilmez.

d) İmam Şâfiîʹye göre, bunlar da zina haddiyle cezalandırılırlar, yani bekâr iseler, yüzer değnek vurulur; evli iseler recmedilirler.

SAHABE DEVRİNDEKİ UYGULAMA

1- Birinci halîfe Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ) devrinde, bu çirkin suçu iş­leyen Fücâe adında bir adam, Hz. Ali’nin (R. A. ) de görüş ve tasvibi alına­rak yakılmıştır.

2- İbn Zübeyir, Mekke’de emîr iken, aynı suçu işleyen bir adam ate­şe atılıp yakılmıştır.

3- Emevîlerden Hişâm b. Velîd de aynı uygulamayı uygun görerek, bir iki kişiyi cezalandırmıştır. (Fazla bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 7/244 - İlgili âyetin tefsiri.)

Müctehit imamlar, hiçbir canlının yakılarak tecziye edilmesinin doğru olmayacağını, bu hususta Peygamber (A. S. ) Efendimizʹden rivâyet edilen hadîslerin ışığında başka başka tecziye yollarına başvurulmasını söyle­mişlerdir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, cinsel sapıklığın en çirkinini işleyen ve gönde­rilen peygamberi dinlemeyip ona karşı azgınlık ve nefretle çıkan Lût kav­minin ibretli akibeti açıklandı ve ahlâksızlığa pas veren kadrolar, idareciler uyarıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, ahlâksızlığın bir başka şeklini inkâr ve tuğyan po­tasında şekillendirip toplum yapısında güven, sevgi, saygı ve dayanışma duygularını yıkan Medyen halkından söz ediliyor; ölçü ve tartıda hile yap­maları konu edilerek, insan haklarına hileli yoldan el uzatan bir milletin yerlebir edildiği haber veriliyor.