Nur Suresi 4-10. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَدًا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ وَالَّذِينَ يَرْمُونَ اَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَاءُ اِلَّٓا اَنْفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ اَحَدِهِمْ اَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِ اِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ وَالْخَامِسَةُ اَنَّ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَيَدْرَؤُ۬ا عَنْهَا الْعَذَابَ اَنْ تَشْهَدَ اَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِ اِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَا اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ

8.

Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fasık kimselerdir.

Diyanet İşleri

5.

Ancak tövbe edip bundan sonra ıslah olanlar müstesna. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

6-7.

(6-7) Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.

8-9.

(8-9) Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah'ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.

10.

Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, haliniz nice olurdu?

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

4- İffetli hür kadınlara zinâ (suçunu yakıştırıp iftira) atan, sonra (bu­nu isbat için) dört şâhit getiremiyenlere seksen değnek vurun ve onların şâhitliklerini ebediyen kabul etmeyin ve işte onlar günah işleyip İlâhî yol­dan çıkmış kimselerdir.

5- Ancak bu iftira günahından sonra tevbe edip kendini düzelterek İlâhî yola dönenler müstesnâ. Çünkü gerçekten Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

6- Kendi eşlerine (zinâ suçu isnâd edip iftira) atanlar ve kendile­rinden başka şâhitleri bulunmayanlardan herbirinin şâhitliği, doğrulardan olduğuna dair dört defa Allah ile (yemin edip) şehadette bulunmasıdır.

7- Beşinci defa, eğer yalancılardan ise Allahʹın lânetinin kendi üze­rine olmasını söylemesidir.

8- Kocasının elbette yalancılardan olduğuna dair dört defa Allah ile yemin edip şehadette bulunması,

9- Beşinci defa, eğer kocası doğrulardan ise Allahʹın gazabının ken­disi üzerine (inmesini) dilemesi, kadından cezâyı savar.

10- Eğer Allahʹın size olan fazl-ü rahmeti olmasaydı, (durumunuz ne olurdu? ) ve şüphesiz ki Allah tevbeyi çokça kabul eden yegâne hikmet sâ­hibidir.

İNİŞ SEBEBİ

Sehl b. Sa’d es-Sâidî kendisinden yapılan rivâyette, şöyle nakletmiştir:

- Uveymir el-Aclânî (R. A. ), Âsim b. Adiyʹe (R. A. ) gelerek dedi ki: «Ne dersin, adam karısıyla birlikte bir adamı (zina halinde) görür de o yüz­den öldürürse, kısas gerekir mi veya ne yapması gerekir? Bu hususu Re­sûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’den sorsan ya.. » Bunun üzerine Âsim (R. A. ) ko­nuyu Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’den sordu. Peygamber (A. S. ) Efendimiz hem böyle bir soruyu hoş karşılamadı, hem de ayıpladı. O kadar ki Âsim (R. A. )ın Resûlüllâh (A. S. )dan işittiği kendisine çok ağır geldi. Evine dön­düğünde Uveymir ona geldi ve: «Ya Âsim! Resûlüllâh (A. S. ) sana ne söy­ledi? » diye sordu. Âsim (R. A. ) ona: «Sen bana hayır ile gelmedin! Resû­lüllâh (A. S. ) senin sorduğun meseleden hiç de hoşlanmadı» dedi. Bunun üzerine Uveymir: «Vazgeçecek değilim, gidip Peygamber (A. S. )dan soraca­ğım» dedi ve gelip insanların arasında oturan Peygamber’den (A. S. ) mesele­yi sordu. Peygamber (A. S. ) ona şöyle emretti: «Allah gerçekten sen ve eşin hakkında Kur’ân (hükmü) indirdi. Git de eşini al ve birlikte buraya gelin. » Sonra da bu karıkocaya Allah’ın Kurʹânʹda belirttiği şekilde mülââne et­melerini buyurdu. Önce erkek karısına karşı lânetle yemin etti. (Sonra da kadın kocasına karşı yemin etti). Bunun üzerine Uveymir (R. A. ) şöyle de­di: «Ya Resûlellah! bu kadını artık nikahımda tutarsam ona haksızlık et­miş olurum» dedi ve karısını boşadı. Böylece ondan sonra lânetleşen çift­lerin -kocanın talâkıyla- ayrılmaları takriri mahiyette bir sünnet oldu.. (Sahîh-i Buharî: 11/1716 - Sahîh-i Müslim)

Diğer bir rivayetin özeti:

Hilâl b. Umeyye, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin huzurunda konuşarak, karısının Şerik b. Sahmâ ile zina ettiğini iddiayla suçlamada bulundu. Pey­gamber (A. S. ) Efendimiz dört şâhit istedi, aksi halde sırtına seksen değ­nek vurulacağını hatırlattı. Hilâl hayret ederek şöyle dedi: «Ya Resûlellah! adam kendi eşinin üstünde birini görünce şahit aramaya mı çıkacak? » Ce­nâb-ı Peygamber (A. S. ) ilk sözünü tekrarlayarak ondan dört şâhit istedi. Aksi halde bu suçlamasından dolayı seksen değnek ceza uygulanacağını bildirdi. Bunun üzerine Hilâl: «Ya Resûlellah! Allah bilir ki ben doğru söy­lüyorum ve herhalde Cenâb-ı Hak sırtımı, seksen değnek vurulmaktan kur­taracak bir âyet indirecektir» dedi. Çok geçmeden Cebrâil (A. S. ) «Mülââne» âyetini indirdi. Böylece Hilâl ve suçladığı eşi Resûlüllahʹın (A. S. ) huzurunda mülâânede bulundular.. » (Sahîh-i Buharî/şahadat: 21, tefsîr: 24, talâk: 28- Müslim/liân: 11- Ebû Dâvud/talâk: 27- Tirmizî/tefsîr: 24- Nesâî/talâk: 37, 38- İbn Mâce/talâk: 27- Ahmed: 1/273, 3/142)

İLGİLİ HADÎS

«Helâk edici yedi şeyden kaçınıp uzak durun! »

Bunun üzerine ashab-ı kirâm sordu: «Onlar nelerdir ya Resûlellah?! » Şöyle buyurdu: «Allahʹa ortak koşmak, sihirbazlık yapmak, Allahʹın (öldü­rülmesini) haram kıldığı canı (kimseyi) öldürmek, riba (faiz) yemek, yetim malını yemek, savaş için düşmana karşı çıkıldığı gün arka çevirip kaçmak, suçtan habersiz hür mü’mine kadınlara zina atmak (zina ile onları suçla­mak).. » (Müslim/imân: 144- Buharî/vasaya: 23, hudûd: 44- Ebû Dâvud/vasaya: 10- Nesâî/vasaya: 12, tahrîm: 18- Ahmed: 1/202-5/291)

FIKHÎ YÖNÜ

Namuslu, iffetli, suçtan habersiz hür kadına zina isnat eden kimse, bu suçlamasını dört şâhitle isbatlamak zorundadır. Aksi halde kendisine bu suçlamasından dolayı ceza olarak seksen değnek vurulur.

Konumuzu oluşturan âyette, suçtan habersiz, iffetli hür müʹmine kadına «muhsane» denilmektedir. Hadîslerin ve uygulamanın ışığı altında, atılan iftiradan dolayı şerʹi ceza olarak seksen değnek vurulmasının ge­rekmesi için şu beş şartın gerçekleşmesi söz konusudur:

1- Suçlanan kadının müslüman olması,

2- Aklî dengesinin yerinde bulunması,

3- Ergenlik çağına girmiş olması,

4- Câriye olmayıp hür olması,

5- Daha önce zina suçu işlememiş bulunması.

O halde bu şartlardan biri mevcut olmazsa, zina suçlamasında bulu­nan kimseye seksen değnek değil de taʹzîr gerekir. Zina ile suçlanan ka­dın câriye ise, suçlayana kırk değnek vurulması gerekir.

SUÇLANAN KİMSE, SUÇLAYANIN EVLÂDI İSE

Anne veya baba kendi evlâdını veya torununu zina ile suçlar da bu­nu isbat etmek için dört şâhit getiremezse, «hadd-i kazf» yani seksen değ­nek ceza gerekir mi? Müctehit imamların bu mesele hakkındaki içtihat ve istidlâlleri az farklıdır:

a) el-Hasan, İmam Şâfiî, İshak b. Rahaveyh ve rey taraftarlarına gö­re, «hadd-i-kazf» gerekmez. İmam Ahmed b. Hanbel’in de içtihadı bu an­lamdadır.

b) Ömer b. Abdülaziz, İmam Mâlik, Ebû Sevr ve İbn el-Münzirʹe göre, «hadd-i-kazf» gerekir. Çünkü âyette umum ifade edilmekte, istisna yapıl­mamaktadır. (Geniş bilgi için bak: el-Muğnî/İbn Kudame: 8/219)

LÛTÎLİKLE SUÇLAMAK

Lûtîlik, yani homoseksüellikle suçlamaktan dolayı -dört şâhitle isbat edilmediği takdirde- «hadd-i kazf» gerekir mi?

Böyle bir isnatla suçlanan kimse ister fâil, ister mefʹûl olsun fark et­mez mi ve her iki hususta da dört şâhit istenilir mi? Bu mesele hakkında da ilim adamlarının görüş ve içtihatları az farklıdır. Şöyle ki:

a) el-Hasan, İmam Şâfiî, Nahaî, Zührî, İmam Mâlik b. Enes, İmam Ebû Yusuf, İmam Muhammed b. Hasan ve Ebû Sevrʹe göre, hadd-i kazf gerekir.

b) Atâʹ, Katade, İmam Ebû Hanîfe ve diğer rey tarafdarı olan bazı müctehitlere göre, hadd-i kazf gerekmez, sadece taʹzîr vâcip olur.

SUÇLAMADA BULUNANIN ŞAHİTLİĞİ

«Ve onların şahitliklerini ebediyen kabul etme­yin. »

İlgili âyetin açık anlatımından: İffetli hür müʹmine kadına zina isnat etmek suretiyle suçlamada bulunan kimsenin, bu suçlamasını dört şâhitle isbat edemediği takdirde, herhangi bir mesele hakkında şâhitliğinin kabul edilemiyeceği anlaşılmaktadır. Ancak böyle bir durumda kişi pişmanlık duyar da kendini düzeltirse, hüküm ne olabilir? Yapılan araştırma ve tes­bitlere göre, bu mesele hakkında da ilim adamlarının ve müctehit imam­ların içtihat, İstidlâl ve görüşleri az farklıdır:

a) Hz. Ömer (R. A. ), İbn Abbas (R. A. ), Saîd b. Cübeyr, Saîd b. Müsey­yeb, Süleyman b. Yesâr, Şa’bî ve İkrimeʹye göre: İster had uygulandıktan sonra, ister uygulanmadan önce tevbe edip kendini düzeltirse, hem fâsıklıktan kurtulur, hem de gerektiği zaman şâhitliği kabul edilir.

İmam Mâlik ile İmam Şâfiîʹnin içtihat ve görüşleri de bu anlamdadır.

b) Nahaî, Şerik ve rey taraftarlarına göre: Böylesi tevbe de etse şâ­hitliği bir daha kabul edilmez. Tevbe ve pişmanlık ancak onu fâsıklıktan kurtarır.

ZİNA SUÇLAMASINDA BULUNANA CEZA VERİLMEDEN TEVBE EDERSE

Zina ile suçlamada bulunup dört şâhit getiremiyen kimse, hakkında henüz şerʹî cezâ uygulanmadan, yani seksen değnek vurulmadan önce pişmanlık duyup tevbe ederse, verilecek ceza düşer mi? İmam Şâfiîʹye göre, düşer. Diğer müctehit imamlara göre, düşmez. Meğer ki iftiraya uğ­rayan müʹmine hür kadın onu affetmiş olsun..

MUHSANAT SIFATI

«İffetli, suçtan habersiz hür mü’mine kadınlar» diye çevirisini yapabi­leceğimiz «muhsanat» sıfatı Kur’ân’da dört mana üzere kullanılmaktadır:

1- Evli olsun, bekâr olsun iffetli, suçtan habersiz hür müʹmine ka­dınlar,

2- Evli kadınlar,

3- Hür kadınlar,

4- Masdar karşılığı olarak İslâmiyet..

Nitekim İbn Mes’ud (R. A. ) şöyle demiştir: «Kadının ihsanı, İslâmiyeti demektir. »

Ancak konumuzu oluşturan âyetteki «muhsanat» sıfatı ve «yermûne» fiili, tağlîb kaidesi uyarınca kadın, erkek her iki cinsi kapsamaktadır. (el-Muğnî/İbn Kudame: 8/216)

Kurʹân-ı Kerîm’de «muhsanat»ın dört değişik manada kullanıldığı âyet­ler:

1- Nûr Sûresi: 4 ve 23. âyetler

2- Nisâ Sûresi : 24. âyet

3- » » : 25. âyet

4- » » : 25. âyet

KARISINI ZİNA İLE SUÇLAYAN KİMSEYLE İLGİLİ HÜKÜM

Karısına zina isnat eden kimse, olayı isbat etmek için dört şâhit ge­tirmek zorundadır. Aksi halde «mülââne» gerekir. Bu da, doğrulardan ol­duğuna dair dört defa Allah’ı şâhit tutması, yani Allah ile yemin etmesi ve beşinci defada, «yalancılardan ise Allahʹın lâneti üzerine olsun» deme­siyle gerçekleşir. Aynı şekilde kadına da liânda bulunması teklîf edilir. O da dört defa Allah’ı şahit tutup yemin eder ve beşinci defasında «eğer ko­cası doğrulardan ise, Allah’ın gazabı üzerime olsun» derse, mesele çözül­müş olur. Artık iki tarafa da had gerekmez ve birbirlerinden ayrılmaları gerekir. Kadın yemin etmemekte ısrar ederse, ya ikrar edinceye kadar hapsedilir, ya da İmam Şâfiîʹye göre, şerʹî ceza hemen uygulanır.

Mülââneʹden sonra adam artık karısını boşar ve böylece birbirlerin­den ayrılmış olurlar. Zira bu durumda artık eşlerin birarada yaşaması bir bakıma zorlaşır ve huzurlu, güvenli bir aile ortamı sağlanamaz.

Karısını zina ile suçlayan adam hem dört şâhit getiremez, hem de mülââneden kaçınırsa, o takdirde aleyhine «hadd-i kazf» yani seksen değ­nek vurulma cezası vâcip olur.

MESELENİN FIKHÎ TAHLİLİ

Karısını zina fiiliyle suçlayan adamdan da, -konu zina iddiası olduğu için- dört şâhit ikame etmesi istenir. Getiremediği takdirde hüküm ne olabilir? İffetli bir kadını zina ile suçlayıp dört şâhit getiremiyen kimse gibi, hakkında «hadd-i-kazf» uygulanır, yani seksen değnek vurulmak suretiyle tecziye edilir.

Ancak bu mesele, dördüncü âyetle belirtilen meseleden biraz farklı­dır. Şöyle ki:

a) Karısını zina halinde yakalayan adam, onlara dokunmayıp şahit aramaya mı gitmeli?

b) Yoksa sineye çekip hareketsiz ve ilgisiz mi kalmalı?

c) Veya kocalık gayretinin tesiri ve onuruyla zani ve zaniyeyi oracık­ta öldürmeli mi?

Birinci şıkkı uygulaması düşünülemez. Çünkü kendisi şâhit aramaya giderken zani ile zaniye çoktan işlerini bitirip oradan uzaklaşmış olurlar.

İkinci şıkka katlanması hem çok zor, hem de aile yuvasının selâmeti bakımından endişe vericidir. Zira olayın bilinmesiyle aile yuvasındaki hu­zur ve güven de kalkmış oluyor. Daimi bir nefret, öfke ve tiksinme, endişe ve korku sürüp gider ve bu durumda aile yuvası özelliğini kaybeder.

Üçüncü şık büsbütün tehlikeye ve hattâ felâkete dönüşebilir. Kati ola­yı büyük bir cezalandırmaya yol açar ve o takdirde olumlu hiçbir sonuç da elde edilmiş olmaz. Aksine aile büsbütün yıkılıp mutlak bir felâketle noktalanır.

Nitekim İmam Ahmed’in yaptığı rivâyete göre: Nûr Sûresiʹnin «İffetli hür kadınlara zina (suçunu yakıştırıp iftira) atan, sonra bunu isbat için dört şâhit getiremiyenlere seksen değnek vurun » meâlindeki dördüncü âye­ti inince, Ansarın ileri gelenlerinden Saʹd b. Ubâde (R. A. ) kendini tutama­yarak şöyle dedi:

- Ya Resûlellah! böyle mi indirildi?! Bunun üzerine Peygamber (A. S. ):

- Ey ansar topluluğu! reisinizin ne dediğini duyuyor musunuz? bu­yurarak üzüntüsünü belirtti. Ansar ise şu karşılığı verdi:

- Ya Resûlellah! onu pek kınama. Çünkü gerçekten yemin ederiz ki, o ne kadar bir kadınla evlendiyse mutlaka bakire olanını seçip evlendi ve ne kadar bir kadın boşadıysa bizden hiç birimiz onun gayretinin şiddetin­den boşadığı kadınla evlenmeye cesaret edemedik.

Sonra Sa’d b. Ubâde (R. A. ) şöyle konuştu:

- Vallahi ya Resûlellah! şüpheniz olmasın ki ben inen hükmün hak olduğunu ve aynı zamanda Allah’tan geldiğini biliyorum. Ama hayret etti­ğim şu ki: «Ben, Lekâ’ın (evdeki eşimin) bacakları arasında bir adama rastlayacağım, onları dört şâhit bulup getirinceye kadar kendi hallerine bırakıp dokunmayacağım, kıpırdatmıyacağım! Vallahi onlar işlerini bitirin­ceye kadar ben gidip dört şahit getirmiyeceğim, (onların oracıkta işlerini bitirip meseleyi kısa yoldan çözeceğim).

Bunun üzerine çok geçmeden Hilâl b. Ümeyye (R. A. ) geldi.... ve be­şinci âyet indi. (Müsned-i Ahmed: 2/38)

Sa’d b. Ubâde (R. A. ) ile ilgili haber hakkında çok farklı rivâyetler tes­bit edilmiştir. Onlardan birini de İmam Kurtubî şu sözlerle nakletmiştir:

- Ya Resûlellah! ben, eşimle zina eden bir adamı göreceğim de dört şâhit bulup getirinceye kadar ona mühlet vereceğim! Olur şey değil.. Val­lahi vazgeçmeksizin onu kılıçla vurup öldürürüm.

Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) şöyle buyurdu: «Saʹdʹin gayretine mi şaşıyorsunuz? Allahʹa and olsun ki ben Saʹdʹdan daha gayretliyim, Allah da benden daha gayretlidir. »

LİÂN KİMLER ARASINDA YAPILIR?

Müctehit imamların bu mesele hakkındaki içtihat ve yorumları az fark­lıdır:

a) İmam Ebû Hanîfe’ye göre, liân ancak müslüman hür karı-koca ara­sında meşrudur. Çünkü liân bir bakıma şâhitlik demektir.

b) İmam Şâfiî ve İmam Mâlikʹe göre: İster müslüman, ister kâfir, is­terse köle olsun mutlak anlamda her karı-koca arasında yapılması caiz ve meşruʹdur. Çünkü liân bir bakıma yemindir ve yemini sahih olan her­kesin kazfta bulunması ve liân hükmü kapsamına alınması sahihtir.

Ancak liân konusunda karı-kocanın teklîf çağına girmiş olmaları şart­tır. Aksi halde mükellef olmayanlar arasında mülââne yapılmaz. Bu hu­susta imamların görüş birliği vardır. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/186)

Adam veya eşi liâna yanaşmaz, yani mülâânede bulunmak istemez­lerse, ne lâzım gelir? Müctehit imamların bu mesele hakkındaki içtihat ve yorumları az farklıdır. Şöyle ki:

a) İmam Ebû Hanîfe’ye göre: İkrar edinceye kadar hapsedilir.

b) İmam Şâfiî’ye göre, hapsedilmez, hakkında had uygulanır. İmam mâlik ve cumhur-i fukaha da aynı görüş ve içtihadı benimsemişlerdir. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/1191 - Bedayi’u’s-Sanayi’: 3/238)

ADAM-KARISIYLA KİMİN ZİNA ETTİĞİNİ İSMEN AÇIKLARSA

Adam, karısını zina fiiliyle suçlarken kiminle zina ettiğini ismen açık­larsa, ne lâzım gelir? Zira bu durumda ikinci bir kimseyi zina ile suçlamış oluyor. Bu mesele hakkında da müctehit imamların farklı içtihatları söz konusudur. Şöyle ki:

a) İmam Mâlik’e göre: Karısına zina isnadından dolayı liân, zina ile suçladığı adamdan dolayı hadd-i kazf gerekir.

b) İmam Ebû Hanîfe de aynı görüş ve içtihadı izhar etmiştir.

c) İmam Şâfiî’ye göre: Zina ile suçladığı adamdan dolayı hadd-i kazf gerekmez. Çünkü Cenâb-ı Hak, ilgili âyette, karısını zina ile suçlayıp dört şâhit getiremiyen kimseye sadece had gerekeceğini beyân buyurmuştur. Nitekim Şerik ve Hilâl olayları ve onlarla ilgili uygulama belirtilen şekilde cereyan etmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/193)

EŞİNİ SUÇLAYAN ADAMIN ŞAHİTLİĞİ MUTEBER MİDİR?

Eşini zina fiiliyle suçlayan adamın kendisinin şahitliğiyle beraber üç şâhit getirmesi yeterli sayılabilir mi? İmamların bu meselede de içtihat ve yorumları farklıdır. Şöyle ki:

a) İmam Ebû Hanîfe ve rey tarafdarlarına göre, adamın daha önce hadd-i kazf ile tecziye edilme durumu yoksa, şâhitliği kabul edileceğin­den, üç şâhit ikame etmesi yeterlidir.

b) İmam Şâfiî’ye göre, kocanın bu meselede şahitliği kabul edilmez. O bakımdan üç şâhit bulup getirmesi yeterli değildir. Zira koca bu durum­da müttehim sayılır; müttehim olanın şâhitliği ise, Resûlüllah’ın (A. S. ) di­liyle muteber değildir. (Bedayi’us-Sanayi’ Fi Tertibi’ş-Şerayi’: 3/240)

HAKLARIN KORUNMASI

İslâm Dini, insan haklarını, kişilerin namus, iffet, şeref ve itibarlarını korumayı ön plâna almış ve bunun için hem maddî, hem de mânevî ağır müeyyideler koymuştur. Zina suçlamasında dört şâhit istemesi, dört müslümanın yalan şâhitlik üzerinde anlaşıp birleşmesinin çok zor olduğuna yönelik bir tedbirdir. Böylece iffetli, namuslu hür kadınların namus ve şe­refi, aynı zamanda aile itibarları iftiracıların dilinden korunmuş oluyor.

Kendi eşine aynı şekilde zina suçu isnat eden adamdan da dört şâhit istemektedir. Getirmediği takdirde mülâânede bulunması gerekir. Eşlerin ikisi de tarif edildiği şekilde yemin ederlerse, ikisi de şer’î cezadan kurtu­lur ve temize çıkmış olurlar. Ancak bu durumda ayrılmaları daha isabetli olacağından, adamın eşini boşaması uygun bir çare olarak düşünülmüş­tür.

Şüphesiz ki, mülââne usûlü, kadınları kocalarının iftirasından koruma­ya yönelik bir çaredir. Aynı zamanda beraet-i zimmetin asıl olduğunu or­taya koymaya ve şâhitlerle isbat edilmediği takdirde, kadının bu asla uygun zinadan beri olduğunu kanıtlamaya müteveccih bir şer’î tedbirdir. Şüphe­siz ki bu da Allah’ın bizlerden yana bir fazl-ü rahmetidir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle iffetli hür mü’min kadınlan zina fiiliyle suçlayan­lar ile kendi eşini aynı suç ile suçlayan kocalar hakkında uygulanacak hü­kümler konu edildi. Aşağıdaki âyetlerle, Benî Mustalık kabilesi üzerine ter­tiplenen sefer dönüşü esnasında Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemizin mazereti se­bebiyle kafileden ayrı kalması ve ordunun arkasından gelen Hz. Safvanʹın ona rastlaması üzerine devesine bindirip kafileye gelip yetişmesi ve bu olaydan dolayı münafıkların iftiraya başvurması, dedikodunun yayılması konu ediliyor ve böyle nazik ve hassas durumlarda müʹminlerin nasıl dü­şünüp hareket etmelerinin gereğine parmak basılıyor. Sonra da aydınlatıcı bilgiler veriliyor.