MEÂLİ:
75- Allah hiçbir şeye gücü yetmiyen bir köle ile, kendisini tarafımızdan güzel bir rızıkla rızıklandırıp, ondan gizli ve açık (Allah için) harcayan (hür) kimseyi misâl verir; bunlar hiç eşit olur mu? Allahʹa hamd olsun. Ne var ki (insanların) çoğu bilmezler.
76- Allah yine, iki adamı misâl veriyor: Biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine ağırlık veren bir yüktür; nereye yöneltip gönderse, hiç de hayır ile gelmez; bununla, adâletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunan kimse hiç eşit olurlar mı?
YARATAN İLE YARATILAN ARASINDAKİ FARK
İnsanlar arasındaki açık farka temas etmiştik. Yetenekler, beceriler, düşünce ve duygular farklı olduğu gibi, renkler, şekiller ve rızıklar da farklıdır. İki insanın her bakımdan eşit olduğu iddia edilemez. Hiç bir şeye gücü yetmiyen, beceriksiz, anlayışsız ve zayıf bir köle ile, kültürlü, becerikli, hayatını kazanmasını bilen, sosyal adâletin sağlanmasına gayret eden, Allah için harcamaktan zevk alan hür kimsenin eşit olduğu söylenebilir mi? Zira herkes bilgi, görgü, kültür, beceri ve zekâsına, aynı zamanda hayat kanunlarını bilip ona göre hareket etme basiretini göstermesine göre değerlendirilir. İnsanlar arasında böylesine açık fark mevcut iken, yaratan ile yaratılan arasındaki farkın kıyas, nisbet sınırlarının çok ötesinde olduğunu söylemek elbette ki yanlış bir yargı değildir. O halde insan eliyle şekillendirilen put ve heykelleri, bazı canlı-cansız varlıkları Allahʹa denk ve benzer koşmanın ilmî, mantıkî ve vicdanî bir anlamı var mıdır? Kendi aramızda tam eşitlik mümkün olmadığı ve böyle bir iddia ortaya atıldığı zaman benimsenmediği halde, Allah ile yarattığı bazı varlıklar arasında benzerlik, eşitlik ve denklik mümkün müdür?
Aklımızı bu konuda daha iyi kullanmamız için Cenâb-ı Hak 75 ve 76. âyetlerle bize açık misaller veriyor.
ALLAH, NE GÜZEL MİSAL VERİYOR!
«Allah hiçbir şeye gücü yetmiyen bir köle ile, kendisini tarafımızdan güzel bir rızıkla rızıklandırıp ondan gizli, açık (Allah için) harcayan (hür) kimseyi misal verir.. »
Şaşkın putperestlerin, mideci maddecilerin bazı cisimlen Allahʹa ortak koşmalarının makul hiçbir yanı olmadığını yukarıda kısmen belirttik. Cenâb-ı Hak, bu konuda gaflet içinde gerçeği bir türlü görmeyen şaşkınları uyarmak ve yönlendirmek için beceriksiz bön bir köle ile becerikli ve kültürlü olan efendisini misal gösterdi. Bunun gibi, imân nîmetiyle donatılan bir mü’min ile, o cevheri içinden ve mayasından çıkarıp atan ve o yüzden ne olduğunu, nerede niçin bulunduğunu ve nereye gittiğini bilmeyen bir inkârcının da hiçbir zaman eşit olamıyacakları, bir tutulamayacakları kesindir. İnkârcı ölmeden önce içini ve dışını imân ve ibâdetle aydınlatmadığı ve o yüzden nefis ve puta kul olduğu için, hep güçsüz, tasarrufsuz olup ne yaptığını bilmeyen beceriksiz bir köleye benzetilmiştir. Mü’min ise, nefis ve putun esaretine girmeyip yegâne yaratıcı olan Cenâb-ı Hakk’a kul olmanın idrâkini kendinde taşıdığı için güçlü, kudretli, becerikli ve tasarrufa yetkili, aynı zamanda Allah için harcamasını bilen şuurlu bir efendiye benzetilmiştir.
İnkârcı sapık, dilsiz, hayırsız ve başkasına yük olan âciz bir köleye; doğru yolda bulunan müʹmin ise, âdil olup adâletle emreden ve hep doğruluktan yana olan yetenekli, şuurlu bir lidere benzetilmiştir.
Bu benzetmeler ve İlâhî misaller, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) üstün başarıya erişeceğine; inkârcı azgınların, putperest sapıkların ise, hüsrana uğrayıp âciz bırakılacaklarına işârettir. Allah’a hamd olsun..
İNSANLARI ROBOTLAŞTIRANLAR
İlgili âyette bir diğer önemli hususa parmak basılıyor: Hak dinin ferdî mülkiyete imkân tanıdığı, insanları madde esaretine sokup köleleştirmediği, herkesi kendi yetenek, beceri ve çalışma azmine ve temposuna göre değerlendirdiği; kiminin kimine yük olmamasını tavsiye ettiği, ancak hayatını kazanamıyacak kadar ârızalı ve zayıf olanlara yardımda bulunmayı emrettiği üzerinde duruluyor.
Böylece hem ferdî mülkiyeti ve dolayısıyla şahsî hürriyeti kaldıran, hem de eşitlik sloganlarıyla işçileri bir karın tokluğuna çalıştırıp robotlaştıran komünizm ve aşırı sosyalizm reddediliyor. Çünkü bu iki doktrin de toplumun hayatında egemen olan yegâne temel faktörün, ekonomi olduğunu savunur. Kur’ân-ı Kerîm, maddî imkânlar bakımından işverenle işçiyi aynı kefeye koymanın doğru olmayacağına dikkatleri çeker. Herkesin ancak alın teriyle, el emeğiyle, bilgi ve becerisiyle değerlendirileceğine işârette bulunur. Çünkü Kur’ân’a göre, rızık kapısı herkes için açık tutulmuştur. Birinin o kapıdan girmesini, diğerinin engellenmesini sağlayacak bir faktörün rol oynadığı, bir ayrımın yapıldığı söylenemez. O bakımdan herkesin kendi bilgi, beceri ve yeteneğine göre o kapıdan girip hayatını kazanabileceği söz konusudur.
Sonuç olarak 75. âyette, İslâmʹın bu konuda koyduğu esasa uymayan doktrinlerin zamanla iflas edeceği ve onları savunanlara belirtilen misaller ölçüsünde birtakım sorular yöneltildiği zaman, aşırı olmayanların İslâmî esası tasdîk edeceği, aşırı olanların ise, susup cevap veremiyeceği belirtilerek hakkın er-geç anlaşılıp üstün geleceği haber veriliyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, İslâmʹın ferdî mülkiyete yer verdiği ve sınıf kavgasına kapı açmadığı, aynı zamanda rızık kapısının herkese açık tutulduğu ve kabiliyetlere göre, nîmetlerden yararlanma imkânlarının söz konusu olduğu belirtildi. Bunun için de aydınlatıcı anlamda iki misal verilerek daha etraflı düşünmemiz ilham edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, insanlar arasında gerçek adâlet esaslarını koyan ve uygulanmasını emreden Cenâb-ı Hakk’ın mutlak âdil ve yegâne hikmet sâhibi olduğu belirtiliyor. Bu açıdan her şeyin Oʹnun hikmet terazisinde tartılıp değer bulabileceğine işâretle, kâinatta kurduğu denge ve düzeni vakti gelince bir anda bozup yenisini kuracağı ve hakiki hayatın o zaman başlayacağı konu ediliyor. Sonra insanın ana rahmindeki ilk oluşma safhasına değinilerek hilkatin her kademe ve parçası üzerinde Allahʹın kudret damgası bulunduğuna işâret ediliyor. Arkasından kuşların kanat açıp boşlukta uçmaları misal verilerek, onlara uçma yeteneğini veren Rabbüʹl-âlemînʹin bir diğer sanat harikası üzerinde ciddi araştırma yapmamız tavsiye ediliyor. Hizmetimize verdiği davarların çeşitli ürün kaynağı olduğu açıklanarak böylesine bir düzen kurup canlı-cansız her şeyi insanın hizmetine veren Allah’ı inkâr etmenin ne kadar akılsızca bir yol ve düşünce mahsulü olduğu ilhâm ediliyor. Sonra da gökleri ve yeri çok zengin çeşitli sofra halinde insana musahhar kılan Allahʹı tanımamanın büyük bir nankörlük olduğu hatırlatılıyor.