MEÂLİ:
71- De ki: Allah’ı bırakıp da bize ne bir yarar sağlıyan, ne de zarar verebilen şeylere mi tapalım? Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra şeytanların, şaşkın-perişan bir halde yeryüzüne atıp dolaştırmak istedikleri ve arkadaşlarının ise, «bize gel! » diye doğru yola çağırdıkları kimse gibi mi topuklarımızın üzerine geriye dönelim?.
De ki: Şüphesiz Allahʹın (gösterdiği) yol, doğru yolun kendisidir ve biz de âlemlerin Rabbına teslimiyet göstermekle emrolunduk.
72- Ayrıca namazı dosdoğru kılın, Allahʹtan korkup kötülüklerden sakının diye emrolunduk. Haşrolunacağımız da ancak Oʹnadır.
73- O ki gökleri ve yeri hak ile yarattı, «Ol! » dediği gün oluverir. O’nun sözü haktır. Sûr üfrüleceği gün de mülk (saltanat ve hüküm) O’nundur. Görülmeyeni de, görüleni de (olmuş olacağı da) O bilir. O hikmet sâhibidir ve (her şeyden) haberlidir.
İNİŞ SEBEBİ
Bir rivâyete göre, Ebû Bekir SIDDÎK (R. A. )ın oğlu Abdurrahman İslâm’a girmeden önce katı bir tutum içinde bocalayıp duruyordu. Kendisini hakk’a dâvet edenlere olumlu cevap vermek şöyle dursun, İslâmʹın nuruyla içini dışını aydınlatan babasını tekrar küfre dönmeğe dâvet edecek kadar şuurunu kaybetmişti. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Mefatihü’l-gayb/Fahruddin Râzî)
Müfessir Süddîʹye göre: Hz. Muhammedʹe (A. S. ) gelip imân eden Müslümanları İslâmʹdan döndürmek için inkârcı putperestler, onları kendi şaşkın ve sapık inançlarına çağırıyorlardı. Bu nedenle yukarıdaki âyetler indi. (İbn Kesîr)
İLGİLİ HADÎSLER
«Allahʹa and olsun ki, müşrikler bu işi bırakmam, dâvamdan vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar yine de vazgeçemem; Allah bu dâvayı üstün kılıncaya, ya da ben bu yolda mahvoluncaya kadar bunu elbette sürdüreceğim. » (Sîret-i Nebevîye/İbn Hişâm: 1/266)
«Şüphesiz ki, Melek İsrafil Sûr’u bir lokma gibi ağzına yerleştirmiş, yay gibi tutup onu üflemek için emir beklemektedir. » (Sahih-i Müslim - Ahmed: 3/73)
«Allah gökleri ve yeri yarattıktan sonra Sûr’u yaratıp İsrâfilʹe verdi; o da onu ağzına koyup gözlerini Arş’a dikerek üflemek için emir beklemektedir. »
Bunun üzerine Ebû Hüreyre (R. A. ) sordu:
- Ey Allahʹın Peygamberi! Sûr nedir?
Cevap verdi:
- O büyük bir şeydir. Beni hak ile gönderen Allahʹa and olsun ki, ondaki dairenin büyüklüğü göklerle yerin genişliği gibidir. Sûrʹa üç defa üfrülecek: Birincisi, dehşet ve korku salan üflemedir. İkincisi, canlıların kendilerini kaybedip ölmelerine sebep olacak üflemedir. Üçüncüsü, kabirlerden kaldırılarak âlemlerin Rabbine yönelme üflemesidir. (Taberânî: el-Mutavvelat’da)
Bir Bedevî gelip Peygamber (A. S. ) Efendimize sordu:
- Ey Allahʹın Resûlü! Sûr nedir?
Allah Resûlü cevap verdi:
- Üflenecek bir boynuzdur. (Ahmed b Hanbel: 2/126, 192 - Tirmizî/tefsîr: 39, kıyâmet: 8 - Dâremî/ rikak: 79)
ŞEYTANLARIN ŞAŞKINLAŞTIRDIKLARI
Kur’ân’da geçen ŞEYTAN ve ŞEYTANLAR tabirleri, bazı yerlerde hakiki anlamında, bazı yerlerde de hem hakiki, hem mecazî anlamlarda kullanılmıştır. Konumuzu oluşturan âyette ŞEYTANLAR tabiri bu ikinci kısma girenlerdendir.
Âyet, çok önemli bir hususa dikkatleri çekmektedir: İnkâr fırtınasına tutulup hakka karşı gelmek, müzmin bir hastalık halini alınca, şeytanlar ve şeytan ruhlu kişilerin, dinî kültürü olmayan kimseleri şaşkına çevirip toplum arasına atmaları, sosyal yapıda geniş tahribat yapar. Aslında amaç da bundan başkası değildir.
Mü’minlerin, biri beyin, diğeri piyon olmak üzere faaliyet gösteren sapık teşkilatları çok iyi tanımaları ve ona göre tedbirli olmaları hatırlatılıyor. Çünkü her devirde bunlar değişik metotla ortaya çıkarlar.
MÜʹMİNLERİN ŞERRE KARŞI ÜÇ SİLAHI
«Ve biz âlemlerin Rabbına teslimiyet göstermekle emrolunduk. Ayrıca namazı dosdoğru kılın, Allahʹtan korkup kötülüklerden sakının diye emrolunduk. »
Kur’ân, inkârcı sapıkların nasıl çalıştıklarını, adam kazanmak için beyin yıkama metoduyla dinî kültürü oluşmamış kişileri nasıl şaşkına çevirdiklerini açıkladıktan sonra bu şer ve fitne ağına düşmemek için daha çok şu üç silaha sahip olmanın gereğine dikkatleri çekiyor:
1. Allahʹa dosdoğru inandıktan sonra namazı dosdoğru kılmak,
2. Allah’tan korkup kötülüklerden sakınmak,
3. Yegane terbiyeci olan Allahʹa tam bir teslimiyet göstermek.
İmân ve namaz, kalble organları belli amaca yöneltip doğru yoldan sapmayı önleyen faktörlerin başında gelir. Allah’a karşı saygılı olmanın derin anlamını içimizde taşıyıp her yerde Oʹndan korkmamız, hayatımızın tek ölçüsü ve düsturudur. Kul olmanın anlamı da bu noktada kendini hissettirir. Sonra da her hal-ü kârda Allahʹa teslimiyet gösterip tedbirden sonra kaderin hükmüne razı olmamız, tesellilerin en güzeli ve en doyurucusudur.
O halde diyebiliriz ki: Birinci madde, kalb ve organlarla ilgili amellerin önde gelenidir. Çünkü imân ve namaz, biri ağaç ise diğeri onun meyvesidir. İkincisi ve Üçüncüsü daha çok kalbe, ruha ve vicdana dayanmaktadır; diğer bir deyimle ruhun en verimli ürünleri, imânın en tatlı meyvalarıdır.
GÖKLERİN VE YERİN HAK İLE YARATILMASI
«O ki, gökleri ve yeri hak ile yarattı. »
Hakkʹı inkâr, kâinatın mutlak düzenini inkâr kadar gülünçtür. Kur’ân, inkârcıların dikkatini göklerle yerin yaratılışına ve taşıdığı düzen ve denge kanununa çekiyor. Dünyanın iki ayrı hareketiyle gece ve gündüzün, sonra da yıl ve mevsimlerin meydana gelmesi, atmosfer tabakasının kalınlığı ve sağladığı yararlar, dünya ile güneş arasındaki hesaplı mesafe neyi anlatıyor? Bütün bunlar kör bir tesadüfün mü, yoksa şuursuz maddenin mi biraraya getirip ortaya koyduğu bir düzendir? Bir araba motorunun veya bir elektronik beynin tesadüflerin birbirini izlemesiyle meydana geldiğini iddia etmek ne kadar saçmaysa, o motor ve o beyinden çok daha mükemmel düzende olan göklerle yerin tesadüfen meydana geldiğini iddia etmek o kadar saçmadır.
Her şeyin belli ölçü ve kanunlara göre yaratılıp hizmete sunulması, mutlak bir kudretin varlığını isbata kâfidir. Başka delil aramaya gerek yoktur. Çünkü bunlar hak ile yaratılmıştır. Hak ise, ölçüdür, düzendir, dengedir, hesaptır, plân ve proğramdır.
OL, DEYİNCE OLUVERİR
«Ol, dediği gün oluverir. Oʹnun sözü haktır. »
İlâhî plân, proğram, yaratma, icât etme, denge ve düzene getirme, hep «ol! » emrine dayanır. Bu emir sebepleri oluşturur, her sebebi belli bir kanuna bağlar. Çünkü O’nun sözü haktır; belli hesaplarla, kesin sonuçlarla tecelli eder.
Kâinatı belli bir plâna ve değişmiyen kanunlara göre var kıldığı gibi, bir gün yine onu belli bir plân ve kanuna göre bozup yeni bir düzen meydana getirecektir. Bu da mahiyeti bizce bilinmiyen SUR denilen bir vasıtaya üfürülmekle gerçekleşecektir. Çünkü mülk Onundur, tasarrufu da Ona aittir. Dilediğini işler, dilediği zaman kudretini izhar eder. O bilendir ve mutlak hikmet sâhibidir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle insan denilen çok mükemmel bir canlının, Allah’tan başka bir takım eşyayı ilâh edinmesinin derin bir gaflet, koyu bir cehalet eseri olduğuna dikkatler çekildi. Doğru yolun, mutlaka her şeyi doğru ve yararlı yaratan ve belli bir hesap dahilinde her şeye yön veren Allahʹın yolu bulunduğu belirtildi. Sonra buna delil gösterilerek göklerin ve yerin yaratılışındaki incelikten söz edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, İbrâhim Peygamberin inkârcı cahilleri yola getirmek için hangi metotlara başvurduğu anlatılıyor. Böylece her devirde hakkı dosdoğru yansıtmanın ölçüleri veriliyor. İnsanların dikkati daha çok göklerle yerin yaratılışındaki mükemmelliğe çekiliyor.