Fatır Suresi 5-8. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّعِيرِ اَلَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبِيرٌ اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ فَرَاٰهُ حَسَنًا فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

7.

Ey insanlar! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.

Diyanet İşleri

6.

Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır.

7.

İnkar edenler için çetin bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.

8.

Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. (Ey Muhammed!) Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helak etme! Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

5- Ey insanlar! şüphesiz ki Allahʹın vaʹdi haktır. Artık Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın ve sakın o gurura kapılıp aldanan (şeytan) da sizi Allahʹa karşı (Oʹnun geniş rahmetine amelsiz, ibâdetsiz güvendirerek) al­datmasın.

6- Muhakkak ki şeytan sizin düşmanmızdır. Artık siz, de onu düş­man edinin. Çünkü o kendi yandaşlarını alev alev köpüren bir ateşin yakın dostları olsunlar diye çağırır.

7- Küfre saplanıp kalanlar için şiddetli bir azâp vardır. İmân edip iyi- yararlı amellerde bulunanlara mağfiret (günahlardan bağışlanıp arınma) ve büyük bir mükâfat vardır.

8- Kötü ameli kendisine çekici gösterilip de onu güzel gören kimse, (iyi yararlı amellerde bulunan kimse gibi midir? ). Allah, elbette dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Artık onlara karşı üzüntülere kapılarak kendini yıpratmaya yönelme. Şüphesiz ki Allah onların neler işlediğini bi­lendir.

İLGİLİ HADÎS

«Şüphesiz ki Allah, yarattıklarını önce karanlıkta yarattı; sonra kendi nurundan onlar üzerine bir aydınlık salıverdi. O gün kime Allahʹın nuru dokunduysa, o doğru yolu buldu; kime de dokunmadıysa, o da sapıtıp kaldı. Bunun için diyorum ki: Kalem(in mürekkebi) Allahʹın (tesbit edip) bildiği üzere kurumuştur. » (Tirmizî/imân: 18- İbn Mâce/mukaddeme: 10- Ahmed: 2/176, 198- İbn Ebî Hâtim)

ALLAHʹIN VAʹDİ ÇİZDİĞİ PLÂNA GÖRE GERÇEKLEŞİR

«Ey insanlar! Şüphesiz ki Allahʹın va’di hak­tır.. »

Cenâb-ı Hak ezelî ilim ve kudretiyle, birbirini tamamlayan ve birinin var kılınmasının hikmeti diğeriyle anlaşılan iki hayatı belli bir plâna göre düzenlemiş ve bu plânda yerini alan her şeyi ve olayı belli kanunlara ve sebeplere bağlamıştır. Artık bu düzenleme yöneltildiği amaç ve hikmete doğru aksamadan ilerler ve vakti, saati gelince de hükmünü yürütür. Al­lah’ın koymuş olduğu plân ve kanunda bir değişme ve değişiklik söz konu­su olamaz. O bakımdan birinci hayatın süresi dolunca, yani ruhlar âlemin­deki mevcut İnsanî ruhlar dünyaya inip sonu gelince mevcut düzen taşıdı­ğı sistemlerle birlikte bozulup alt-üst olur ve yerine kalıcı yeni bir düzen kurulur da öylece ikinci hayat başlatılmış olur.

O halde birinci hayatın şatafatı ve çekiciliği bizi aldatmamalıdır. Çün­kü bundan maksat, ikinci hayata iyice hazırlanmak, onun anlamını ve de­ğerini kavramaktır. Birinci hayatı bu anlamda değerlendirdiğimiz nisbette mutlu oluruz ve huzurlu bir hayata emin adımlarla ilerleme imkânına eri­şiriz. İblîs, ise İlâhî plân ve proğram gereği durmadan birinci hayatı çekici olarak göstermektedir. Nefsimiz ise, onun bu sinyallerine kulak vermekte ve ilgi göstermektedir. Aklımız, vicdanımız ve basîretimiz ise Kur’ân’ın sesi­ne gönül kulağını açmamızı uygun görmektedir.

Böylece İblîs ve nefis, düşmanımız; Allah, Peygamber ve Kur’ân en ya­kın dostumuzdur. Artık bu iki taraftan hangisine daha çok eğilim gösterir de çağrısına kulak verirsek, ondan yana bir hayat sistemi oluşturmuş olu­ruz.

Konumuzu oluşturan âyetle, aynı zamanda şeytanın yaratılışındaki hikmete, insana düşman olmasındaki sırra işâret edilmekte; karşıt kuvvet­lerin yaratılıp karşı karşıya getirilmesiyle, insanın iki zıd yapıdan meyda­na getirilmesi arasında çok yakın bir ilgi ve kopmaz bir köprünün söz ko­nusu bulunduğu dolaylı şekilde vurgulanmaktadır.

Gerçek bu olunca, nefis ve İblîs’e uyup inkâra sapanlar ve dolayısıyla dünyayı amaç seçenler için şiddetli azâp hazırlandığı haber verilmekte ve mü’minlerin bu konuda çok dikkatli bulunmaları tavsiye edilmektedir. Zi­ra Allah’ı ve âhireti inkâr ne kadar büyük bir haksızlık ve aşağılık ise, ce­zası da o nisbette aşağılayıcı ve horlayıcıdır. İmân ne kadar kıymetli ve üstün bir değer ise, mükâfatı da o nisbette sonsuz ve gönül açıcıdır.

Unutmayalım ki, İblîs’in işi ve hizmeti, imân ve güzel ahlâka, fazîlet ve adâlete ters düşeni nefse süslü ve çekici göstermektir. Onun bu fısıltı ve dürtüşlerine, diğer bir anlatımla, verdiği sinyallere akıl, idrâk ve imân gö­züyle değil, nefis gözüyle bakanlar hep aldanır ve sapıtır. Ancak Allahʹın kurtardıkları müstesnâ..

ALLAH, DİLEDİĞİNİ SAPTIRIR

«Allah elbette dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.. »

İblîs’in çekici sinyallerine gönül verip nefsinin sesine uyanları Cenâb-ı Hak saptırır. Peygamber ve kitabın çağrısına gönül kapısını açıp uyanları ise doğru yola iletir. Zira ezelde İlâhî ilimle kimlerin kendi hür irâdeleriyle doğru yolu seçeceği; kimlerin de bâtılı savunup nankörlük edeceği tesbit edilip yazılmış ve kalemin mürekkebi kurumuştur. Allah’ın ilmi yanılmaya­cağına göre, olaylar da tesbit ettiği gibi meydana gelecektir.

Bu konuda zorlayıcı ve itici bir kuvvet söz konusu değildir. Çünkü in­sanlarla Allah arasında «imkân ve irâde sınırı» söz konusudur. Kişi kendi irâde ve aklını kullanarak bu sınıra kadar gelecek olursa, Allahʹın hidâye­tine erişmesi umulur. Bu çizgiye gelmeyip gerileyen kimseler de inkâr ve tuğyanlarıyla başbaşa bırakılır. İşte Allah’ın dilediğini doğru yola eriştirme­sinin ve dilediğini saptırmasının anlamı budur. O halde bâtılın peşine takılıp Hakk’ı red ve inkâr eden nankörlerin bu tutumlarından dolayı üzülmeye gerek yoktur. Çünkü anlaşıldığı gibi, herkes kendi kader çizgisini çizmek­tedir. Peygambere ve Onun yolunda yürüyen mürşitlere apaçık teblîğ ve metodlu irşat düşer. Cenâb-ı Hak ise, her kişinin niyet ve amelini çok daha iyi bilir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, dünya hayatından maksadın ne olduğu üzerinde durularak temel bilgi verildi. İblîs’in yaratılış hikmetine işâretle, insana bü­yük ve amansız bir düşman olduğu hatırlatılarak onun fısıltılarına gönül ku­lağının kapalı tutulması tavsiye edildi. Sonra da herkesin kendi kader çiz­gisini çizdiğine işâret edilerek hidâyet ve dalâletin asıl sebebine dikkatler çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, ikinci hayata kalkış konu edilerek, ölgün halde olan toprağın yağan yağmurla yeniden hayat bulması misal veriliyor. Son­ra da asıl azizlik ve şerefin Allah’a ait olduğuna değinilerek, izzet ve şeref arayanların Allah’a yönelmesi emrediliyor. Arkasından insan aklına ışık tutup malzeme vermek üzere biyolojik olaylarla ilgili temel bilgiler verili­yor ve her şeyin önceden tesbit edilip ana kitaba yazıldığı hatırlatılıyor.