Sebe Suresi 7-9. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ اِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّكُمْ لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ اَفْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَمْ بِهِ جِنَّةٌ بَلِ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ فِي الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَعِيدِ اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُنِيبٍ

7.

Yine inkar edenler şöyle dediler: "Çürüyüp ufalandıktan sonra sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi?

Diyanet İşleri

8.

"Allah'a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?" Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler.

9.

Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

7- O küfre saplanıp kalanlar ise, size, ölüp didik didik hale geldiği­nizde yeniden yaratılacağınızı size haber veren bir adamı salık verelim mi? derler.

8- O, Allahʹa karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde aklî den­gesizlik mi var? Hayır, Âhiretʹe inanmayanlar (haktan çok) uzak sapıklıkta ve azâp içindedirler.

9- Gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında bulunan (açık belge­leri, isbatlayıcı delilleri) görmediler mi? Dilersek onları yerin dibine geçi­rir veya üzerlerine gökten bir parça düşürürüz. Şüphesiz ki bunda (Allahʹa) gönül verip yönelen her kul için öğüt, delil ve ibret vardır.

ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLMEYE EN GÜZEL MİSAL BİTKİLERDİR

«O küfre saplanıp kalanlar ise, size, ölüp didik didik hale geldiğinizde ye­niden yaratılacağınızı size haber veren bir adamı salık verelim mi? derler.. »

Allah’a ve âhirete inanmayanlar, öldükten sonra dirilmeye de inanmaz­lar. Oysa buna misâl teşkil edecek binlerce bitki gözlerinin önünde her yıl ölüp dirilmektedir. Yeşeren bitkiler bir süre sonra kuruyup çer çöp haline geldikten sonra mevsimi gelince yeniden filizlenip dirilmektedir. Çer çöp olan bitkinin aynı değilse de mayası ve özü itibariyle benzeri yeşerip vücut bulmaktadır. İnsan, ölüp toprağa karışarak belirsiz hale geldikten sonra yeniden oluşup dirilmesiyle ortaya çıkan bedeni, taşıdığı hücreler itibariy­le eski bedenin kendisi değilse de, onun özü ve mayası, özellikleri ve ma­hiyeti itibariyle kendisidir.

Zira ölüm olayıyla ne maya kaybolmakta, ne de öz yok olmaktadır. Nitekim Kur’ân âyetlerini dikkatle incelediğimizde, kuruduktan sonra inen yağmurla yeniden yeşeren bitkiler, kökleri, tohumları, taşıdıkları sporlarıy­la vücut bulmaktadırlar. Böylece ölen insanların dirileceğine misal verilerek ikisi arasındaki benzerliği düşünüp bulmamız bize bırakılıyor.

Aynı zamanda hiç yok iken insanı, yüce kudretine belge olacak, İlâhî hilkat kanununun en belirgin damgasını taşıyacak özellikte yaratan Ce­nâb-ı Hakkʹın onu öldürdükten sonra -örnek ve misali ortada dururken- yeni­den yaratmaya kudreti yetmez mi? Yetmez denilecek olsa, o takdirde ilk yaratan da O değildir, neticesi ortaya çıkar. Bu durumda insanı kim ya­ratmıştır? Şüphesiz insan kendi kendini yaratmamıştır. Tesadüfler ise bu kadar mükemmel ve düzenli, dengeli bir canlıyı meydana hiç getiremez. O halde insanı, insan üstü çok mükemmel ve sınırsız kudrete sahip olan bir varlığın yaratması zarureti ortaya çıkıyor ki, o da -semavî dinlerin haber verdiği- Cenâb-ı Hak’tır.

İşte bu gerçeklere akıl erdiremiyen putperest şaşkınlar ve sapık müş­rikler, Hz. Muhammed’in (A. S. ) bu hususta Allah adına yalan uydurduğu­na, değilse aklî dengesinin bozuk olduğuna hükmetmişlerdi. Tıpkı günü­müzdeki komünistlerle materyalistlerin iddia ettikleri gibi..

ÂHİRETE İNANMAYANLAR DERİN BİR SAPIKLIK İÇİNDEDİRLER

«Hayır âhirete inanmayan­lar (haktan çok) uzak sapıklıkta ve azap içindedirler. »

Dalâlet, hakkı görmemek, hakkı tanımamak, doğru yolu seçmemek; bâtılı savunmak; Allah’ın varlığını birliğini ya tamamen inkâr etmek, ya da Allah’a ortak koşmak; gönderilen peygamberi, indirilen kitabı yalan say­mak ve böylece kıyâmet ve âhireti reddetmektir.

O bakımdan Kur’ân, maddeyi esas ve temel kabul edenlerle Allahʹa ortak koşan müşriklerin kalbinde ve kafasında âhireti inkâr mayası yer almaktadır noktasından hareketle o gibilerin, ölümü ve yok olup silinmeyi düşündükçe ümitsizliğe düştüklerini ve böylece kendi kendilerine hem haksızlık, hem de azap ettiklerini belirtmekte; İlâhî hilkat kanununun be­lirlediği amacın dışına çıktıklarına, sünnetullaha ters düştüklerine işâret etmektedir. Bu yüzden dönüş yapmadan, hakka dönmeden ölecek olan­larına âhiret azâbı hazırlandığını haber vermektedir.

İNKÂRCININ AKLINA VE VİCDANINA SESLENİLİYOR

«Gökten ve yerden ön­lerinde ve arkalarında bulunan (açık belgeleri, isbatlayıcı delilleri) görme­diler mi? »

Gökte ve yerde bulunan her varlık, görülebilen her sistem ve düzen kusursuz bir plânlayıcının ve mükemmel bir proğramlayıcının; her şeyi dü­zenleyip denge ve düzende tutucunun varlığına, birliğine açık şekilde de­lâlet etmektedir. İnsanoğlu çevresine bir göz atınca binlerce çeşit bitki­leri; yukarıya doğru başını kaldırıp bakınca yüzlerce sistemi görmektedir. Öyle ki: Yeryüzünün onda yedisinin su ile kaplı olması, atmosfer tabaka­sının belli oranda bulunması; dünyanın hem kendi ekseni, hem de güneşin etrafında belli bir yörüngede şaşmadan, bir aksaklık doğurmadan, sap­madan dönmesi, mükemmelin de ötesinde her şeye mutlak anlamda hâkim ve her şeyi tasarrufu altında bulunduran mutlak kudret sâhibinin mevcu­diyetini isbatlamakta ve her türlü tereddüt ve şüpheyi reddetmektedir. Zi­ra bu kadar düzenli, uyumlu, dakik ve hesaplı mekanizmanın ve bağlı bu­lunduğu sistemin kendiliğinden oluşup bugünkü duruma geldiği söylene­mez.

Yok eğer insanoğlu bunca belgelere körler gibi bakıyor, sağırlar mi­sali hakkın uyarıcı ve akla seslenici nidasını işitmiyorsa, elbette ki İlâhî kudret ve sanatı; rabbânî terbiye ve yönlendirmeyi göremez ve anlayamaz. Ama aklını rehber, insafını süzgü, vicdanını ibre yapıp ön yargıdan sıyrı­larak düzende yer alan her şeyin hikmetini, amacını, amaca yönelik hiz­metini; bağlı bulunduğu plân ve kanunu düşünür de sonuç çıkarmaya ça­lışırsa, o takdirde İlâhî hidâyet ışığı kalbinde doğup inkârın yeri ve anlamı kalmadığına inanır, inandıkça da mesafe kısalır ve öylece Hakk’a teslimi­yet gösterir.

Konumuzu oluşturan âyetle bu hikmet yansıtmaktadır. Sözü edilen düzen ve dengeyi ayakta tutan Yüce Kudret dilerse bir anda hükmünü in­dirir de küfür ve azgınlıkta ileri gidenleri yerin dibine batırır veya üzerle­rine semavî bir afet gönderir.

Unutmayalım ki, insanı dört tarafından çeviren deliller, belgeler, âyet­ler ve bunların bağlı bulunduğu sistemler, aklını kullananlar için birer öğüt ve ibret arzetmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, öldükten sonra ikinci hayatı inkâr edenler üze­rinde duruldu ve bu yüzden Hz. Muhammedʹi (A. S. ) suçlayanlara dikkat­ler çekildi. Sonra da insan aklını harekete geçirip onu gerçeğe yöneltmek için gök ve yer konu edilerek bunlardaki açık belgelere dikkatler çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, aynı paralelde olan sapık inkârcıların her dönem­de peygamberleri üzdüklerine işâret edilerek, İslâmʹa karşı zehir kusan Yahudîler hem uyarılıyor, hem de insafa dâvet ediliyor. Böylece Yahudile­rin altın dönemi sayılan Dâvud ve Süleyman Peygamberlere (salât-ü selâm ikisine olsun) verilen imkânlar, köpürüp duran nîmetler hatırlatılarak her peygambere birtakım lûtuflarda bulunulduğu haber veriliyor.