Saf Suresi 7-9. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعٰٓى اِلَى الْاِسْلَامِ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ هُوَ الَّذِي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

7.

Kim, İslam'a davet olunduğu halde, Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

Diyanet İşleri

8.

Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.

9.

O, kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

7- İslâm’a çağrıldığı halde Allahʹa karşı yalan uydurandan daha zâ­lim kim vardır? Allah, (halkı ve idârecileri) zâlimler olan milleti doğru yola eriştirmez.

8- Onlar, Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise -kâfirler hoşlanmasa da- nûrunu hep tamamlayandır.

9- Allah’a ortak koşan putperestler, hoşlanmasalar bile, dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini doğru yolu gösterici ve hak din’le gönderen O’dur.

İLGİLİ HADÎSLER

«Şüphesiz ki Adem henüz çamuruyla yerde atılıp serilmiş vaziyette iken ben, Allah yanında peygamberlerin sonuncusu olarak bulunuyordum.

Bunun başlangıcını ise, size şöyle haber verebilirim: İbrahimʹin duâsı, İsaʹnın benim geleceğimi müjdelemesi ve annemin gördüğü rüya bu cüm­ledendir. Bunun gibi diğer peygamberlerin anneleri de (böylesine müjde­leyici ve ferahlatıcı rüyalar) görürlerdi. » (Müsned-i Ahmed: İrbad b. Sâriye (R. A. )den)

Ebû Umâme (R. A. )ın Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe: «Senin peygamberliğinin başlangıcı nasıl oldu? » diye sorması üzerine, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şu cevabı verdi: «Atam İbrahimʹin duâsı, İsaʹnın beşareti ve an­nemin, kendisinden çıkan nurun Şam saraylarını aydınlattığını görmesi­dir. » (Müsned-İ Ahmed: Ebû Umâme (R. A. )den)

TEVRAT VE İNCİLʹDE GELECEĞİ HABER VERİLEN PEYGAMBER

«İslâmʹa çağrıldığı halde Al­lahʹa karşı yalan uydurandan daha zâlim kim vardır?. »

Tevrat ve İncil’in Allah’tan indirilen orijinal nüshalarında çok açık ve net biçimde; bugün elimizde bulunan tahrifata uğramış nüshalarında ise «kurtarıcı», «tesellici» kavramlarıyla ifade edilen son peygamber Hz. Mu­hammed’in geleceği haber verildiği halde, Yahudi ve Hıristiyan din adam­larının çoğu dinî taassubu ön plânda tutarak hem son peygamberi, hem de Onun getirdiği son kitap Kurʹân’ı uydurma ve yalan sayıp reddetmek­tedirler. Şüphesiz böyle bir düşünce ve inanç son derece sakıncalıdır ve ay­nı zamanda büyük bir haksızlığı beraberinde taşımaktadır.

Hemen belirtelim ki, Allahʹa dosdoğru iman eden hiçbir müʹmin, Ce­nâb-ı Hakk’a iftirada bulunup O’nun adına bir şeyler uydurma cesaretini gösteremez. Meğer ki, sahtekâr, dengesiz ve macereperestin biri olsun..

Kaldı ki Hz. Muhammed (A. S. )ın getirip teblîğ ettiği hakikatler, insan kafasının ve hayalinin ürünü olmaktan çok uzak ve çok yüce hikmetlerdir. Okur-yazar olmayan bir zatın onbeş asır önce, günümüzün gelişen ilimleri­ne temel bilgi olacak kudrette açıklamalarda bulunması, çok mükemmel bir hukuk sistemi meydana getirmesi; fizik ve fizikötesi gerçekleri bir yan­lışlık yapmadan belirleyip denge kurması düşünülemez. Bunun gibi binler­ce delil ve belge ortada dururken Kitap Ehliʹnin Ona «büyücü» ve «sihirbaz» demesi çok çirkin bir suçlama ve âdi bir benzetme; aynı zamanda zâlima­ne bir iftiradır.

Cenâb-ı Hak, haksızlığı huy ve sanat edinip doğruyu seçmeyen bir milleti doğru yola ulaştırmaz. Çünkü kul ile Rabbisi arasında -sünnetullah gereği- imkân ve irâde sınırı söz konusudur. Kul, aklını, idrâkini yerinde kullanıp o sınıra gelmedikçe Allahʹın hidâyeti onun hakkında tecelli etmez.

Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının çoğu, kutsal kitaplarındaki bazı açık-kapalı belgelere rağmen ve kilise tarafından onbeş asırdan fazla bir süredir reddedilen Barnabas İnciliʹndeki açık beyânlara rağmen sözü edi­len sınıra gelmek için mevcut yeteneklerini kullanmadılar ve hâlâ da kul­lanmak niyetinde değillerdir.

ALLAHʹIN NURUNU SÖNDÜRMEK İSTEYENLER

«Onlar, Allahʹın nu­runu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise, -kâfirler hoşlanmasa da- nurunu hep tamamlayandır. »

İslâm güneşi saadet burcunda yükselmeye devam edince, eskiye bağ­lılık, kişisel çıkarlar akıl ve idrakleri işlemez hale getirdi. Papazlar kili­selerde günah çıkarmayı ve kiliseye kayıtlı insanlardan para toplamayı; Yahudîler faiz yemeyi, yahudi olmayan milletlerin haklarına tecavüzü din adına mubah sayıp Allah’ın seçkin kulları olduklarını vehmederek İlâhî sı­nırı aşmaktan vazgeçmediler. Dünya ile âhiret arasında en sağlam hayat ve memat dengesini kuran İslâm’ın hükümlerini kendi yaşama düzenleri­ne ters buldular. Böylece Allahʹın indirdiği hayat nizamına uymaktan ka­çınıp o nizamı kendi sahte düzenlerine uydurmaya cüret ettiler. Bu yüz­den İslâm güneşini karartmayı; kalp ve kafaları aydınlatan Allah’ın en son mesajını tesirsiz kılmayı kendilerine görev saydılar. «Kur’ân bütünüyle Tev­rat’tan adapte edilmiştir. Allah böyle bir kitap indirmemiştir» iddiasıyla ortaya çıktılar. Hz. Muhammed’in (A. S. ) hâşâ yalancı bir maceracı oldu­ğunu, halk tabakasını büyülediğini söylemekten çekinmediler.

Güneşi balçıkla sıvamak mümkün mü? İlâhî hakikatlere «şiir» demek tutarlı mıdır? Cihan Peygamberine «şâir», «büyücü» demek ne kadar te­sirlidir? Çünkü Kur’ân-ı Kerîm şiir sanatından ve kalıplarından ötede bü­tünüyle ilâhî belâğatin parlak eseri olduğunu her çağda isbât etmekte ve en büyük edipleri, yazarları hayran bırakmaktadır. Kur’ân Arapçasına va­kıf her insan çok iyi bilir ki, beşer kafası böylesine mükemmel bir kitap meydana getiremez. Zira muʹcize ile sihir, büyü ile İlâhî beyânın tesiri ara­sında hiçbir münasebet ve bağ mevcut değildir. Aynı zamanda aralarında uzaktan ve yakından bir benzerlik de söz konusu olamaz.

Onun için İslâm’a saldırı devam ettikçe, Kur’ân’ın İlâhî tesiri artmış ve İslâm daha da kuvvetlenmiştir. Söndürmek istedikleri nurun aydınlatıcı özelliği hep güçlenmektedir. Zira Cenâb-ı Hak onu kıyâmete kadar koruya­cağını vaadetmiştir. Kâfirler hoşlanmasa da O, nurunu hep tamamlaya­caktır.

Onbeş asırdan beri Kur’ân’ın zede ve yara almadan orijinalitesini kocumasının; gerçeği bulan ilimlerle ve akl-ı selimle bağdaşmasının sebebi işte budur. Şüphesiz İslâm ve Kur’ân insan düşüncesinin mahsulü olsay­dı, tezadlarla, tutarsızlıklarla; ilme ve akl-ı selîme ters düşmekle dolu olur ve kısa bir süre içinde tazeliğini, kudretini ve tesirini kaybedip unutulmaya mahkûm olurdu.

MUHAMMED (A. S. ) ANCAK DOĞRU YOLU GÖSTERİR

«Allahʹa ortak koşan putperestler hoşlanmasalar bile, dinini bütün dinlere üstün kılmak için pey­gamberini doğru yolu gösterici ve hak dinle gönderen Oʹdur. »

Bu âyetle, son peygamber Hz. Muhammed’in (A. S. ) iki küllî hakikatle gönderildiği açıklanmaktadır:

1- Hidâyet,

2- Hak din.

Birincisi, insanın hılkatındaki hikmet ve yüceliğe uygun bir yolu yan­sıtmakta; İkincisi, kâinat plânıyla ve düzeniyle tam uyum halinde olan insan ruhuyla dengeli bulunduğunu; gerçeği bulup çıkaran ilimle ve akl-ı selîmle ters düşmeyeceğini belirtmektedir.

İşte İslâm’ın son din olma özelliği bu iki noktada özetlenmiştir. O hal­de Tevrat ve İncil hem belli bir kavme ve millete gönderilme sınırı içinde, hem indirildikleri çağın sosyal yapısına seslenme çerçevesinde, hem de içine insan sözünün karışmasıyla İlâhî hususiyetinin zedelenmesi sebebiyle artık hidâyet ve devamlılık arzeden hak din olma düzeyinden çok geri­lerde kalmıştır.

Onun için İslâm, sözü edilen iki ana özelliğiyle bütün dinleri yürür­lükten kaldırmış ve üstünlüğünü, evrenselliğini her yönüyle isbât edip ortaya koymuştur.

Maddeci şaşkınlar, inkârcı sapıklar istemeseler bile, İslâm bu ebedi­lik ve cihanşümulluk kudretini kıyâmete kadar sürdürecektir. Zira Cenâb-ı Hakk’ın kâinat plânında son dinine ayırdığı yer budur; değişmesine imkân yoktur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, son dine karşı çıkıp Allahʹa karşı yalan uydu­ran kitap ehli kınandı ve büyük bir haksızlık izhar ettikleri belirtildi. Sonra da İslâm’ın İlâhî nurunun kıyâmete kadar sönmeyeceği ve hep üstünlük sağlayacağı çok veciz bir ifadeyle açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, Allah yolunda Cihadın çok kârlı ve kesada uğ­ramayan bir ticaret olduğu konu ediliyor. Böyle bir yolu seçenler için âhirette büyük mükâfatların hazırlandığı haber veriliyor. Yakında birtakım fetihlerin başlayacağı müjdelenerek, Havariler misâli, Allah’ın dinini ayak­ta tutmanın lüzumuna parmak basılıyor.