MEÂLİ:
64- Münafıklar kalblerinde olan şeyleri haber verecek bir sûrenin başlarına inmesinden çekinip endişe etmekteler. De ki: İstediğiniz gibi eğlenin; Allah elbette sizin çekinip endişe duyduğunuz şeyleri ortaya çıkaracaktır.
65- Kendilerine (yaptıkları maskaralığı) soracak olsan, yeminle derler ki, «Biz sadece (lâfa) dalıp eğleniyorduk». De ki: Siz Allah ile, âyetleriyle ve Peygamberiyle mi eğlenip duruyordunuz?
66- (Boşuna) özür dilemeyin. Doğrusu siz imân ettiğinizi (açıkladıktan) sonra küfre saptınız. İçinizden bir topluluğu (tevbeleri sebebiyle) affedersek, diğer bir topluluğu suç ve günahta (İsrar ettiklerinden) dolayı azâba uğratacağız.
67- Münafık erkeklerle, münafık kadınlar birbirlerinin (kopyası ve tamamlayıcısı)dır: Kötülükleri emrederler, iyilikten alıkorlar ve ellerini (cimriliklerinden dolayı) sımsıkı tutarlar. Allah’ı unuttular, Allah da onları unutmaya terketti (inâyet ve hidâyetini onlardan kesti). Şüphesiz ki münâfıklar, fâsıklar (İlâhî buyrukları çiğneyip şerʹî hükümleri aşanlar)dır onlar.
68- Allah münâfık erkeklere, münâfık kadınlara ve kâfirlere, içinde ebedî kalacakları Cehennem ateşini va’d etmiştir; o onlara yeter. Allah onları lânetledi (rahmetinden kovup uzaklaştırdı). Onlar için devamlı bir azâp vardır.
İNİŞ SEBEBİ
Süddî’nin tesbitine göre, münafıklardan bir grup, «sırtımıza yüz değnek vurulmasına razıyız da hakkımızda bizi rüsvay edecek bir âyetin inmesine razı değiliz» demişlerdi. O sebeple yukarıdaki âyetler indirilmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî - Lübabu’t-te’vîl)
Katade de bu konuda diyor ki:
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Tebûk seferinde bulunurken münafıklardan bir grup, «Bu adam, yani Muhammed, Şam’ın saray ve surlarını fethedeceğini ummaktadır, ne garip! Olmayacak şeyler peşinde hayal kurmakta ve inananları kendi hayali uğuruna durmadan koşturmaktadır. » Cenâb-ı Hak, onların bu fısıltılarını Hz. Peygamber’e (A. S. ) haber verince, Peygamber (A. S. ) onları çağırttı ve, «siz şöyle şöyle fısıldaştınız değil mi? » diyerek sordu. Onlar da, «vallahi biz sadece lâfa dalıp eğleniyor ve şakalaşıyorduk» diyerek kaçamaklı cevap vermeye çalıştılar. O sebeple yukarıdaki âyetler indirildi. (İbn Cerîr Taberî - Tefsîr-i Kurtubî)
Buna yakın iki rivâyet daha vardır ki onları Nisâburî tesbit ederek Esbâb-ı Nüzûl adlı kitabına almıştır.
Başka bir rivâyet de şöyle nakledilmiştir:
«Münafıklardan biri, «biz kendi akranımız arasında Muhammed ve arkadaşlarından daha açgözlü, daha yalancı ve düşmanlarıyla karşılaştıkları zaman onlardan daha korkak kimse görmedim! » diyerek Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizle arkadaşlarını küçük düşürmeye çalışıyordu. Hz. Peygamber (A. S. ) onun bu yakışıksız sözlerini duyunca üzüldü ve o adamı çağırtıp neden öyle konuştuğunu sordu. O da, «biz sadece lâfa dalıp eğleniyorduk» diyerek cevap verdi. Peygamber (A. S. ) ona: «Siz, Allah ile, Oʹnun âyetleriyle ve Allah’ın Peygamberiyle alay mı ediyorsunuz?! » diyerek uyarıda bulundu. O nedenle yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 2/367)
İLGİLİ HADÎSLER
«Münafıkın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; söz verdiği zaman sözünü yerine getirmez; kendisine (bir şey veya bir söz) emanet edildiği zaman hıyânet eder. » (Buharî/şahadat: 28 - Müslim/imân: 107, 109 - Tirmizî/imân: 14)
«İnsanlar madenler gibidirler; cahiliye devrinde iyi ve seçkin olanlar -dinde bilgili ve anlayışlı oldukları takdirde- İslâmʹda da iyi ve seçkindirler. » (Buharî/enbiyâ: 19, menakıb: 1, 25 - Müslim/fezâil: 199 - Ahmed: 2/ 258, 260, 391, 438, 525, 539 - 3/367)
«Dünyada iki yüzü olan kimsenin, kıyâmet gününde ateşten iki dili olur. » (Ebû Dâvud - İbn Hibbân - Dâremî/rikak: 51)
«Kim dünyada iki dil sahibiyse (din kardeşinin önünde başka, arkasında başka türlü konuşuyorsa), Allah kıyâmet gününde ona ateşten iki dil verir. » (İbn Ebî Dünya - Taberânî - et-Terğîb ve’t-Terhîb: 4/383)
Hadîslerin hepsi ikiyüzlü, dönek, kaypak, içi dışına uymayan münafıklara kıyâmet gününde verilecek azâbı belirtmektedir.
KÜFRÜ GEREKTİREN ALAY
«De ki, istediğiniz gibi alay edip eğlenin. Allah elbette sizin çekinip endişe duyduğunuz şeyleri ortaya çıkaracaktır. »
Din, Allah’ın en büyük emanetidir; onu, rahmetinin eseri olarak insanlara, doğru yolu göstermek, hayatlarını düzene sokmak için indirmiştir. İnkârın verdiği sahte gurur ve şaşkınlık içinde dini, peygamberi, Kur’ânʹı alaya almak küfürdür. İnanan bir kişinin de aynı yola girmesi, dinden çıkmasına neden olur.
Şüphesiz ki, kutsal şeyleri alay konusu edinmek, koyu cehaletten kaynaklanır. Günümüzde okumuş kişilerden din ile istihza edenler oluyor, onlara da câhil diyebilir miyiz? Diyebiliriz, çünkü İslâmʹın kasdettiği cehalet, Allah’ı tanımamak, gerçeğe sırt çevirmek, hakkı kabullenmemektir. Zaten en kötü ve tehlikeli olanı da budur.
MÜNAFIK, HEP ENDİŞELİDİR
«(Boşuna) özür dilemeyin. Doğrusu siz imân ettiğinizi (açıkladıktan) sonra küfre saptınız.. »
Münafık, biri küfürde kararlı, diğeri küfür ve İslâm’da kararsız olmak üzere iki kısımdır. Hem küfürde, hem de İslâm’da kararsız münafık: Küfürle imân arasında bocalayan, bunlardan hiç birine gerçekçi bir anlayışla bağlanmayan dönek ve kararsız kimsedir. Kişisel yararı ön plânda yer alır. Hangi yanda daha çok kendi menfaati söz konusu ise, ondan yanadır. Ruhî dengesizlik içinde bocaladığı için, toplum yapısında hep dengesizlik ve kargaşalık görmek ister. Fazîletle rezîleti, imânla küfrü, hayırla şerri birbirine karıştırır. İlâhî buyruklar nefsine ağır gelir. Kendini tatmin edebilmek veya haklı göstermek için o buyrukları küçümser, alay konusu edinir. Böylece Allah’ı yavaş yavaş unutma bedbahtlığına kendini sürüklemiş olur. Allah da öylesinden rahmet ve hidâyetini keser.
Bir iç dengesizliği içinde bocalayan bu tipler sıkıştıkları zaman özür dilemekten çekinmezler; zevahiri kurtarmak için sahte tavırlar içine girip haktan yana görünmeye çalışırlar.
Kurʹân onların bu gibi sahte davranışlarına parmak basarak diyor ki; «(Boşuna) özür dilemeyin. Doğrusu siz imân ettiğinizi (açıkladıktan) sonra küfre saptınız. » Ancak gönülden pişmanlık duyup dosdoğru tevbe edenler müstesnâ; onların affedilmeleri umulur.
MÜNAFIKLAR, BİRBİRLERİNİN KOPYALARIDIR
«Münafık erkeklerle, münafık kadınlar birbirlerinin (kopyası ve tamamlayıcısı)dırlar... »
İmân cevherinin gerçek değerinin anlaşılabilmesi, gerçekçi olup Hakk’ı kabullenmenin nasıl bir fazîlet ışığı oluşturduğunun açıklığa kavuşmasını ve değer bulabilmesini, daha çok toplumda üç ayrı düşünce ve inançta bulunanların tartışması ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki: Hakk’ı inkâr edenler olmasaydı, Hakk’a samimi olarak inanmanın nasıl bir anlam ve hüküm taşıdığı; içi dışına uymayan ikiyüzlüler olmasaydı, doğru ve emîn kişi olmanın ölçüsü ortaya çıkmazdı. Birinin varlığı, hem diğerini daha iyi tanıtmakta, hem de değer ölçüsünü ortaya koymakta yardımcı olmaktadır. Biri diğerini kamçılayıp hız kazandırmakta, atâletten kurtarıp ona canlılık vermektedir. Zira varlık âleminde genel kural olarak her şey zıddıyla daha iyi tanınır ve gelişme sağlar.
O halde imânla küfür, fazîletle rezîlet, kutsal değerlerle nefsî çıkarlar arasında bocalayan münafıklar her devirde böylesine bir dengesizlik, döneklik içinde birbirlerinin kopyalarıdırlar; onları az farkla ayırt etmek bile zor. İşte Kur’ân, münafıklar arasındaki ortaklaşa kadere ve ruhî dengesizlikten doğan karakter benzerliğine dikkat çekiyor. Çünkü onların müşterek vasıfları şunlardır: Cehalet, kutsal değerlere ilgisizlik, kişisel çıkarlarını her zaman ön plâna almak ve bu hava içinde iman ile küfür arasında bocalamak..
Kur’ân’da onların bu müşterek vasıfları dört madde halinde özetlenmiştir:
1- Kötülükleri emrederler, hep kötülüğü tavsiyede bulunurlar.
2- İyilikten, fazîletten alıkoymaya çalışırlar.
3- Ellerini, cimrilikten dolayı hayra ve iyiliğe karşı sımsıkı tutarlar.
4- Allah’ın buyruklarını bir tarafa itip unuturlar. Allah da onları şüpheleri ve dengesizlikleri içinde bırakır da bocalayıp dururlar.
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle münafıkların müşterek vasıfları üzerinde duruldu. Zevahiri kurtarmak için sahte görüntüler verdikleri belirtilerek müşriklerden daha tehlikeli olduklarına atıf yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle daha önce gelip geçen peygamberler döneminde de münafıkların durmadan nifak tohumları serptikleri, ellerindeki geniş maddî imkânlarıyla böbürlenip Hakk’ı alaya aldıkları misal verilerek Mekke’de ve Medineʹde faaliyet halinde olan münafıkların tutumları ve tavırlarıyla öncekilerin tutum ve tavırları arasında benzerlik bulunduğu belirtiliyor. Sonra da, daha önceki kavimlerin bu yüzden yıkılıp yok edildikleri hatırlatılarak münafıklar uyarılıyor.